Süleyman Cevdet
Mısırlıaraştırmacı yazar
TT

Bağdat kendisine giydirilen acem gömleğini yırtıyor

Saddam Hüseyin, Kahire'de yıllarca siyasi mülteci olarak yaşadı. Kahire’nin merkezindeki lüks Dokki mahallesinde oturuyordu. Sürekli mahalledeki bir kahvehaneye gider, orada maddi açıdan çok sıkıntı çektiği zamanlar olurdu. Kahveci içtiği içeceklerin hesabını getirirken Saddam’ın maddi sıkıntısını dikkate alırdı.
Saddam Hüseyin ve kahveci arasında bir dostluk bağı kuruldu. Kahveci, Saddam'ın ne isterse veriyordu. Parasını ödemediği içecekleri hesaba yazıyordu. Eli bollaşınca hesabı ödeyecekti.
Kahire’de siyasi mülteci olarak yaşayan Saddam’ın ülkesine dönme ve Irak’ta yönetimi devralma vakti gelmişti. Dokki mahallesindeki kahveciye borcu olduğunu hatırlayınca Kahire'deki Irak büyükelçiliğinden, bir temsilcisini bir miktar para ile beraber kahveciye göndermesini istedi. Saddam, sadece siyasi iltica günlerinden kalma borcunun ödenmesi değil bitmek tükenmek bilmeyen sabrı ve kendisine katlandığı için kahvecinin ödüllendirilmesini istiyordu.
Kahveci, siyasi olayları takip etmeyen ve siyasete önem vermeyen birisiydi. Saddam Hüseyin’in nereye gittiğini ve Kahire’den ayrıldıktan sonra hayatından ne gibi dramatik gelişmelerin yaşandığından haberi yoktu.
Elçilik temsilcisi kahvehaneye gelip elindeki parayı kahveciye teslim ettiğinde zavallı adam masumiyet ve içtenlikle haykırdı: Saddam Bey iş buldu mu!
Saddam Hüseyin adamın kafasında iş aramakta olan işsiz birisiydi. Kahveciye göre neredeyse gününün tamamını kahvede geçiren bu adam işsiz güçsüz ve umudunu kaybetmiş biriydi. İş bulmuş muydu yoksa hâlâ her zamanki gibi işsiz miydi? Bu, 1960 yıllarında meydana gelen gerçek bir hikaye. Iraklı gençlerin iş fırsatlarının sunulması talebiyle Irak hükümetine karşı şiddetli protesto gösterileri düzenlediği bu günlerde Kahire’de iş arayan Saddam’ın Cumhurbaşkanlığı sarayında iş bulması olayını hatırlıyoruz. Saddam, izlediği politikalar ile ülkesinin gençlerine iş fırsatı sundu, hatta yurt dışından gelenler dahi Saddam’ın ülkesinde iş bulabiliyordu.  Iraklı gençler yıllarca umut dolu bir şekilde hayatlarını sürdüler. Ta ki umutsuzluk üzerlerini kaplayana kadar... Iraklı gençler bugün işsizlik ve başka nedenlerden dolayı sokağa çıkıp protesto gösterilerinde bulunuyorlar.
Diğer nedenler sadece İran vesayetine karşı olmak veya dünyada en çok petrol ihraç eden ülkeler sıralamasında ikinci sırada yer alan Irak’ın su ve elektrik sıkıntısı çekmesi ve halkının petrolün adını dahi duymayan halklar ile aynı sıkıntıları yaşaması değil.
Öfkeli Iraklılar, ülkede alınan her karardaki İran diktesini kabul etmediği gibi ülkenin servetini yiyip bitiren yolsuzluğu da kabul etmiyorlar. Irak bu zamana kadar Arap devleti olarak yaşadı ve öylede kalacak. Irak üzerinde vesayet kurmak ve iradesine ipotek koymak isteyen İranlılar, Irak’ın Araplığının damarlarındaki kanda dolaştığını görmezden geliyorlar. Irak’ın milliyetçiliği vücudunun hücrelerinde yaşamaya devam ediyor. Bağdat’ta, Nasıriye’deki öfkeli gençleri ülkenin her bir köşesinde anlatılan yolsuzluk hikayeleri kışkırttı. Ancak İran’ın Irak’a dikte uygulamaya çalışması ve Irak’ın Araplığı üzerinde pazarlık yapılması gençleri yolsuzluk olaylarından daha fazla kışkırttı.
Bir gün, eski İran kültür bakanı Bağdat’a gerçekleştirdiği ziyarette ülkesinin etkisinin dört Arap başkentinde baskın hale gelmesinden gurur duyduğunu belirtti. Bu başkentler; Bağdat, Beyrut, Şam ve Sana. Söylediklerinde gerçeklik payı bulunsa da İranlı bakan bunun Iraklıların tamamının kapasitesini aşan bir durum olduğunu gözden kaçırıyor. Aynı şekilde bu durum tüm Lübnanlı, Suriyeli ve Yemenlilerin kapasitesini aşar. Bu dört başkentteki İran varlığı ve hakimiyeti ne kadar uzarsa uzasın bu başkentler saf Arap başkentleridir.
Iraklıların tamamının kapasitesini aşan başka şeyler de var. Dünyada en çok petrol ihraç eden ülkeler sıralamasında ikinci sırada yer alan Irak’ın, vatandaşlarının içmek için bir bardak su, karanlıklarını aydınlatmak için de bir volt elektrik bulamaması bunların ilki değil, Irak'ın Mezopotamya ülkesi olması ve Dicle ve Fırat’ta bulunmasına rağmen Iraklıların çoğunluğunun yaşadığı sefih hayat da bunların sonu olmayacak.
Sokaklarda ve meydanlarda protesto gösterilerinde bulunanlar bunu Irak ordusuna veya Irak polisine karşı yapmıyorlar. Yaptıkları her açıklama oldukça net; gösteriler, ülkenin servetin yiyip bitiren Irak’ın Arap ırkına olan aidiyetini pazarlık konusu yapan, bölgenin en zengin ülkeleri arasında yer alan Irak’ın tüm doğal kaynaklarını heder eden politikacılara karşı yapılıyor.
Protestocular, petrol, toprak ve nehir gibi doğal zenginliklerin insanların yaşamlarında somut bir karşılığı olması gerektiğini söylemeye çalıştılar. Eğer bu gerçekleşmezse ülke kaynaklarını yalnızca halkı için kullanma sorumluluğuna sahip olanların bir kıymeti harbiyesi kalmaz. Kendilerine verilen görevleri yerine getiremeyen bu kişiler ülke için güvenilir kişiler olmaktan çıkarlar. Söz konusu kişilerin her bir Irak’lıya verilen görevi dahi yerine getiremeyecek kadar kifayetsiz oldukları gün yüzüne çıkar.
Protesto gösterilerinde bulunanlar, şu an yaşadıkları Irak’ın tarihi uygarlıklar arasında ender bir yere sahip olan Irak olmadığını söylemek istediler. Aynı şekilde protestocular bugünkü Irak, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü'nün (UNESCO) Irak’taki okuma yazma oranın sıfır olduğunu ilan ettiği günkü Irak da değil demek istediler.
Protestocular iki mesaj göndermek istediler. Birincisi, dışarıya, İran’a; Irak tarihte Arap olarak yaşadı ve bugün de Arap olarak kalacak, hiçbir şekilde kendisine giydirilmeye çalışan Farisi gömleğini giymeyecek. Bu gerçeğe aldırış etmemek akıntıya karşı yüzmeye çalışmakla eş değerdir. İkinci mesaj ise içeriye; ülkeyi yönetmeye talip olanlar bu sorumluluğu üstlenecek yeterlilikte değiller. Iraklıların kendileri hakkındaki kanaatlerinin de altındalar. Bir plan yapabilmek için yeterli derecede bilince sahip değiller. Dünya üzerinde uygarlığın ilk olarak neşet ettiği ülke olan Irak’ın kıymetini de bilemezler.
Bağdat, Arap gömleğini giydiğini ve kendisine giydirilmeye çalışılan acem gömleğini yırtacağını ilan etti.