Osman Mirgani
Şarku'l Avsat'ın eski editörü
TT

Tunus seçimlerinin mesajını nasıl okumalıyız?

Ekonomi, yolsuzluk, gençlik.
Bu kelimeler 8 yıl önce Tunus devrimi ve sonrasında görülen diğer Arap Baharı devrimleri ile geçen yılın aralık ayında başlayan Sudan devriminin anahtar kelimeleriydi.
Aynı kelimeler, bu hafta açıklanan cumhurbaşkanlığı seçimleri sonuçlarının temsil ettiği ve ikinci Tunus devrimi olarak adlandırılan olayda da temel etkiler olarak bir kez daha ortaya çıktılar.
Tunus seçimlerinin sonuçları bağımsız aday Kays Said’in zaferinin ardından farklı yönlere gönderilmiş bir mesaj gibiydi.
Seçimler ile birlikte yayınlanan anketlere göre 25-28 yaş aralığındaki gençlerin yüzde 90’ı Anayasa Profesörü Kays Said’e oy verdi.
Bu da oyların yüzde 73’ünü almasını ve yüzde 27 oy alan rakibi iş insanı ve medya patronu Nebil el-Karvi’ye karşı kesin bir zafer kazanmasını sağladı.
Genç kitlelerin eğilimleri, özellikle cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerinden birkaç gün önce düzenlenen genel seçimlerin sonuçları ile okunduğunda çok dikkatli analiz edilmesi gereken sonuçlarda belirleyici faktör oldu.
Birçok kişi seçim sonuçlarını, devrimin beklentilerini gerçekleştirmekte başarısız olan siyasi seçkinlere, seçmenlerin vermiş olduğu güçlü bir kınama mesajı olarak gördü.
Seçmen umutsuzdu. Çünkü gençlik yaygın işsizlikten, geleceğe yönelik umutsuzluktan mustaripti.
Gençliği, hayalkırıklıkları ile baş başa bırakarak kendi tutkuları ile meşgul olan siyasi seçkinler böylece cezalandırılmış oldu.
Genel olarak insanlar devrimden sonra yaşam koşullarının iyileşeceğini, kötü ekonomik durumun düzeleceğini, yüksek oranlardaki işsizlik sorunu ile mücadele edileceğini ve yolsuzluğun ortadan kaldırılacağını umut ediyorlardı. Ancak 8 yıl sonra bütün bu hayallerinin yok olduğunu gördüler. Seçmenlerin bu mesajı taşıdığı anlam ile Tunus’un sınırlarını aşarak devrimlere tanıklık eden ve sonuçlarını bekleyen diğer ülkelere de uzanıyor.
Tunuslu seçmen devrim ruhu ile oy verdi. Kendisinden önemli dersler çıkarmak için dikkatlice incelenmeyi hak eden cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde egemen sistemi cezalandırdı.
Cumhurbaşkalığı seçimlerinde daha ilk turda partilerin adaylarını ve önde gelen bütün adayları yarış dışı bıraktılar.
Nahda Hareketi’nin kurcularından ve önde gelen isimlerinden biri olan Abdulfettah Moro, yüzde 13 oranıyla 3’üncü sırada yer aldı ve yarıştan ayrılmak zorunda kaldı.
Bu da partinin seçmen kitlesinin adeta buharlaştığını gösterdi. Aynı şekilde Başbakan Yusuf eş-Şahid, Savunma Bakanı Abdulkerim ez-Zubeydi, eski Cumhurbaşkanı Munsif Merzuk, Hammadi Cibali, Ahmed es-Safi Said’in yanısıra kalabalık seçim arenasındaki diğer adaylar da daha birinci turda saf dışı kaldılar. Geriye sadece geleneksel siyaset sahnesinin dışından 2 isim olan Kays Said ve Nebil el-Karvi kaldı.
Fakat seçmenlerin politikacılara verdiği mesaj burada sona ermedi. Geçen hafta pazar günü o belirleyici an geldiğinde seçmenler ve özellikle de gençler kendisinde sadeliği, dürüstlüğü, siyasi partiler arasındaki çatışmalardan ve partizanlıktan uzaklığı, 2011 Devrimi ruhunun ve sloganlarının izlerini gördükleri Kays Said’ten taraf olup onu seçtiler.
Çünkü Said, devrim günlerinde meydanlara çıkıp gençlerle buluşup onlarla konuşuyordu. Ayrıca siyasi geçmişi olmayıp yalnızca bir hukukçu ve profesördü.
Seçim kampanyasını küçük bir daireden, kıt imkanlarla, temiz bir ün ve mütevazi bir kişilik ile bağımsız bir şekilde yürütmesi seçmenleri kendisine bağladı.
Kays Said, insanlara ne büyük vaatlerde bulundu ne de geleneksel seçim programları sundu. Bunun yerine “Halk İstiyor!” ve “İş, Özgürlük, Milli Onur” sloganlarını benimseyerek ya da Reuters'a konuşan bir üniversiteli gencin dediği gibi “midelere değil akıllara” hitap ederek onlara değişim ve devrim ruhunu yeniden kazanma umudu verdi.
Seçmenin geleneksel siyasi sınıfa verdiği mesaj sadece cumhurbaşkanlığı seçimleri ile sınırlı değildi.
Genel seçimlerde de düşük katılım oranları ile bir mesaj verdi. 2014 yılında düzenlenen seçimlerden sonra iktidarı paylaşan ve 2 büyük parti olarak öne çıkan Nahda ve Nida Tunus partilerinin temsil ettiği egemen sistemi cezalandırdı.
Merhum Cumhurbaşkanı el-Baci Kaid es-Sibsi’nin kurucusu olduğu Nida Tunus, 2014'teki seçimlerde mecliste 89 sandalye kazanmış iken 6 Ekim pazar günü yapılan seçimlerde sadece 1 sandalye kazanabildi.
Parti, Sibsi’nin temmuz ayında vefatının ardından da bu seçimlerde son darbeyi almadan önce zaten kırılgan olan bünyesini zayıflatan çekişme ve bölünmelerden oldukça mustaripti.
İslamcıların yeni doğan demokrasiye karşı davranışlarını görmek için devrimden bu yana birçok kişinin performasını gözlemlediği Nahda da bu seçimlerde geriledi. 217 sandalyeden oluşan mecliste sadece 52 sandalye kazanarak  yenilgi tadında bir “zayıf zafer” elde etti. Mecliste 69 sandalye elde ettiği 2014 yılı ile 89 sandalye elde ettiği 2011 yılındaki seçim sonuçları ile karşılaştırıldığında son seçimlerde oldukça geriledi.
Kalabalık seçim arenasında birbiri ile rekabet eden partiler arasından sıyrılarak birinci sıraya yerleşmiş olsa da ülkeyi yönetebilmesi için birden fazla parti ile geniş bir koalisyona gitmesi ve koalisyonda yer almak isteyenleri cezbetmek için bazı tavizlerde bulunması gerekiyor. Ama bilindiği gibi bir çok parti “siyasal İslam ve Müslüman Kardeşler temsilcisi” olarak niteledikleri Nahda ile aynı hükümette yer almak istemediklerini açıkladı. Bu yüzden Nahda Hareketi, koalisyon kurabilmek için orta bir yol olarak başbakanlığa “bağımsız” bir ekonomi uzmanını aday göstermek zorunda kalabilir.
Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin ortaya çıkardığı karmaşık görüntü, siyasi arenanın yeniden şekillendiğini ve nihai resmin daha netleşmediğini ortaya koydu. Seçmenlerin sorunlarına çözümler üretmekte başarısız olan bilinen siyasi güçlerden yüz çevirerek yeni yüzler ve platformlar aradığını gösterdi.
Genel seçimlerde Nebil el-Karvi’nin lideri olduğu Tunus’un Kalbi Partisi’nin sadece birkaç ay önce kurulmuş olmasına rağmen 38 sandalye kazanarak Nahda’nın ardından ikinci sırada yer alması bu eğilimi açıkça  gösterdi.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise bütün parti adaylarının seçimi kaybedip Kays Said’in kazanması, seçmenin bu mesajını daha da net ve açık bir şekilde ortaya çıkardı.
Çünkü Said’in arkasında siyasi bir örgüt, büyük bir finans ve propaganda organı yoktu. Bağımsız olması onu zayıflatmamış tam aksine seçimlerde gücünün kaynağı olmuştu. Nitekim cumhurbaşkanlığı döneminde de devrimci genç kitle onun gücünün kaynağı olacak.
Tunus’un bu seçimlerde tanık oldukları, bu kez seçim sandıkları aracılığıyla gerçekleşen ikinci bir devrimdir.
İnsanlar halen ekonominin canlanması, yaşam koşullarının iyileşmesi, kalkınma, eğitim ve sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesine yönelik beklenti ve umutlarını gerçekleştirecek değişimi hayal ediyorlar.
Artık ne sloganlar onları ikna edebiliyor ne de siyasi tartışmalar onları oyalabiliyor.
Kuşkusuz bu mesaj Tunus ile sınırlı kalmayacaktır.