Rıdvan Seyyid
Lübnanlı akademisyen, siyasetçi- yazar Lübnan Üniversitesi'nde İslami ilimler profersörü
TT

Lübnan'da hükümetin istifasının ardından değişen bir şey yok!

Genellikle demokrasi olarak bilinen rejimlerde iktidarı paylaşan partiler arasında siyasi krizler meydana gelebilir. Tek bir kişi protesto amaçlı sokağa çıkmadan hükümetler sorunsuz bir şekilde değişir. Lübnan’da koalisyon olması nedeniyle hükümetin kurulması zor oldu. Ancak istifası son derece kolaydı. Bu kez sorun farklı bir yapıya sahip; ilk defa, bir başbakan sokak gösterileri baskısı nedeniyle istifa ediyor. Böylece istifa, çok fazla tereddütte kalınmasının ardından ve kısık sesle gelmesine rağmen üç yıl önce Mişel Avn, Hassan Nasrallah ve partileri ile yapılan anlaşmanın dışına çıkılmış oldu. Hariri’nin istifası niçin bu şekilde yorumlanıyor? Hariri, milletvekillerinin üçte birini kaybettiği seçimlerin ardından anlaşma şartlarına ve maddelerine göre tekrar başbakanlık koltuğuna oturdu. Biz burada yönetimin taraflarının iç ve dış siyasetteki hatta birtakım çıkarlar üzerindeki mücadeleleri ile karşı karşıya değiliz.
Suriye rejimi ve mültecilerin iadesi gibi konularda görüş ayrılıkları meydana gelmiştir. Hariri herkesi mültecilerin iadesine izin vermesi için Beşar Esed ile görüşmekle tehdit etti. Ancak Hariri bu durumdan çok da rahatsız değildi. Asıl sorun şu: ekonomik ve finansal çöküş nasıl önlenecek? Cumhurbaşkanı ve ekibi bu durumdan en ufak bir şekilde sorumlu olduğunu düşünmüyor. Fransızlar, CEDRE (Sedir) vaatlerinin uygulanması konusunda yardım edilmesi ve yaygın yolsuzluk dosyaların bakanlıklara gönderilmesi için birtakım şartlar öne sürerek Hariri’yi baskı altına alıyor. Bu dosyalara uzun yıllardan beri Özgür Yurtsever Hareketi (ÖYH) bakıyordu. Bu yüzden büyük anlaşmazlığa rağmen reform kağıdının Bakanlar Kurulunda Cibran Basil lehine onaylanması bir mucize olarak görüldü. Başbakan bu durumun göstericilerin baskısı nedeniyle ortaya çıktığını savundu.
Tüm taraflar ekonomik ve finansal krizi reddediyor. Bu yıllardan beri böyle, yeni bir şey değil. 2011'den bu yana, Hizbullah ve Emel Hareketi mensupları yolsuzlukla suçlandı! Özgür Yurtsever Hareketi (ÖYH) 2008 yılından beri elektrik için harcadığı rakam 35 milyar dolar. Hizbullah’ın havaalanlarını, limanları ve Suriye sınırındaki geçiş noktalarını ele geçirmesi ve tüm bu tesislerin kaynaklarını kontrolü altına alması... Kimse bunları dile getirmiyor. Bu yolsuzlukların tamamı tüm seviyelerde boğucu bir krizle karşı karşıya kalınmasına yol açtı. Aslında WhatsApp'a iletişim vergisi koyulması hikayesinde gençleri sokağa çıkaran sebep buydu!
Hükümetin istifasının ikinci nedeni, tanımlanması güç olan bu dev gösterilerdir. Arkadaşım Sam Mensa bu gösterilerin önceki 14 Mart gösterilerine kıyasla yedi kat daha büyük olduğunu söylüyor. Bence gösterilerin hacmi önemli değil, önemli olan gösterilerde mezhepçiliğe yer verilmemesi. Gösteriler deneyimli partililer tarafından yönlendirilmiyor, öğrenciler ve akademisyenler tarafından yönlendiriliyor. Lübnan’daki halk hareketi Avrupa’daki gençlik hareketlerine yaşam kalitesine yönelik talepte bulunulması açısından benziyor. Trablus ve Bekaa'daki Müslüman protestocular arasında yoksulluk ve ihtiyaç söylemi baskın olarak kullanıldı.
2008 yılında Hasan Nasrallah, Beyrut’u işgal ettiğinde Hizbullah mensupları dışında sokağa çıkacak tek bir halk kitlesi dahi yoktu. Sadece Beyrut’ta da değil Müslümanların çoğunlukta olduğu birçok bölgede durum böyleydi. Kuzeydeki Trablus'ta, Bekaa'daki Bar Elias bölgesinde ve diğer Sünni kasabalarda Hizbullah’a tabii Sunniler tarafından direniş kutlamaları yapılmaya başlandı. Bir aydan daha az bir süre devam etti. Öte yandan Hasan Nasrallah’ın konuşma yaptığı ve büyük kalabalıkların önünde hitap ettiği devasa kutlamalar yapıldı. Bu türden kutlamalar bir yıl içerisinde 50’den fazla yapıldı.
Gösteriler bu sefer her zamanki gibi değil. Müslüman ve Hristiyan bölgelerindeki on binlerce genç erkek ve kadın aynı anda sokağa indiler sloganları bir; hükümeti devirmek. Bazıları bunun da ötesinde rejimin devrilmesini talep edip erken seçim çağrısı yaptı.
Hükümetin devrilmesine yönelik çağrı yapılmasının sebebi hükümetin başarısız olması ve yolsuzluklara bulaşması. Yolsuzluk yapanlar reform planını nasıl uygulayabilir? Müslüman ve Hristiyan gençlerin attıkları diğer sloganlar ÖYH’ye olan güvenlerini kaybettiklerini ortaya koyuyor. Halbuki ÖYH’ye son seçimlerde en çok oyu onlar vermişti. Gençlerin, Özgür Yurtsever Hareketi (ÖYH) lideri Mişel Avn’ın politikalarında açıkça bir bozulma görmesinin gözlerinde ve zihinlerinde her şey tersine döndü ve büyük hayal kırıklığı yaşadılar. ÖYH’nin Arap ve enternasyonalizm karşıtı politika benimsemesi ve eksenini Hizbullah, Beşşar Esad ve İran'a doğru kaydırması gençleri hayal kırıklığına uğrattı.
Ekonomik kriz ve gençlerin sokağa çıkması sonucu meydana gelen tablonun yeni olduğunu söyleyebiliriz. Bu kalabalığın dörtte birini Şiiler oluşturuyor. Gösterilerin temel mantığında partilerin benimsemiş olduğu tüm siyasi sistemlere karşı olma fikri yatıyor. Çünkü siyasi partiler de yolsuzluğa karışmış olup Cumhurbaşkanı, parlamento ve hükümet ile dayanışma içerisindeler. Hükümet içerisindeki 30 Bakandan 19 tanesi bu siyasi partilere ait. Hasan Nasrallah iki kez çıktı ve hükümete destek verdiğini ve istifa etmesini onaylamadığını açıkladı. Nasrallah aynı zamanda yönetim boşluğu kaos ve iç savaş ile halkı korkutma yoluna gitti.
Başbakan Saad Hariri istifa ettiğinde bazı gençler rahatsız oldular ve niçin Cumhurbaşkanı veya Meclis Başkanı istifa etmiyor da Başbakan istifa ediyor dediler. Gençler, “Hükümet yürütme organıdır ve Cumhurbaşkanının istifa etmesiyle istifa eder. Ya da Meclis tarafından istifa ettirilebilir ve meclisin üyelerinin üçte birinin istifa etmesi ile istifa edebilir.” diyor. Saad Hariri sokağın tepkisine cevap vermek için kurban edildi. Çünkü hükümet sokağın tepkisi ve ekonomik kötüye gidiş sebebiyle işlemez hale geldi. Öte yandan Hariri eğer istifa etmeseydi tüm sorumluluk onun üzerinde olacaktı. Cumhurbaşkanı Avn ve Nasrallah onu kendi çıkarları için harcadı. Ancak şimdi asıl zor durumda olan Hariri değil sokağın tepkisine cevap vermeyip Cibran Basil’e bağlılıklarını ortaya koyan Nasrallah ve Cumhurbaşkanı Mişel Avn. Hariri, Basil ile yaptığı üç yıllık ortaklığın ardından istifa etti. Basil’e karşı herkesin yoğun bir nefreti olmasaydı bunu yapmazdı.
Peki Hariri'nin istifası sonrasında ne değişti? Hariri kendisini sokağın ve Nasrallah ve Basil’in baskısından kurtarmış oldu. Bu kokuşmuş rejim hala hareket edebilecek ve pazarlık yapabilecek güce sahip mi? Meşruiyet ve kararlılık yönünden eksik olması ve hesap verebilirliğe açık olmaması sebebiyle bu güce sahip gibi görünmüyor.
Savaş rejiminin 1990’da Taif Anlaşması’nın kabulü ile son bulacağı umuluyordu. Ancak Taif anlaşmasının uygulanmaması nedeniyle savaşın ana tarafları geri döndü ve tekrar rejime hakim oldu. Bugün sokak Mişel Avn, Cibran Basil, Nebih Berii, Velid Canbolat ve çevresine hatta Samir Caca’ya bile isyan edip ateş püskürüyor. Yaşını almış bu kişilerin görev süreleri iki ya da üç kere doldu ancak görev sürelerini ertelediler. Görevleri sırasında çok eğlendiler ve yaşlandılar. Ancak Basil ve Nasrallah yorgun değil ve bugün veya yarın ellerine bir fırsat geçmesi halinde değerlendirebilmek için bekliyorlar. Hariri’yi kurban ederek sokakla yüzleşmekten kaçındılar. Şimdi ise hem sokakla hem de Hariri ile yüzleşmek zorunda kaldılar. Ölen razı öldüren değil!
Hasan Nasrallah, Beyrut’u işgal ettiğinde Hizbullah mensupları dışında sokağa çıkacak tek bir halk kitlesi dahi yoktu. Sadece Beyrut’ta da değil Müslümanların çoğunlukta olduğu birçok bölgede durum böyleydi.