‘’Tek amacı kişisel mutluluğu olan adam aşağılık bir insandır, amacı başkalarının kendi hakkındaki düşünceleri olan adam zayıf bir insandır, gayesi Tanrı olan kişi ise büyük bir adamdır’’ Lev Nikolayeviç Tolstoy bu satırları yirmi beş yaşındayken yazmıştı.
Bu cümle, belki de; zengin, çatışan, karmaşık şahsiyetini 1910'da 82 yaşında ölümüne kadar karakterize edecek niteliktedir.
Sert mizacı ve kumar alışkanlığı dolayısıyla aşağılıktı, şöhret düşkünlüğü nedeniyle zayıftı, bu uğurda yapmaması gerektiğini düşündüğü şeyleri yaptı. Mütevazılığı ve başkalarına olan sevgisiyle erdemliydi. Eserlerinde Tanrı arayışını sürdürdüğü için büyük bir adamdı. Bu dev Rus yazar, kitaplardan tanıdığımız ve şimdi şahit olduğumuz Rusya’ya benzemektedir. Her şey ve her şeyin aksi gibidir.
Savaş ve Barış’ın yazarı 1899’da hastalandığında, bir başka efsane Rus yazar Anton Çehov şöyle yazmıştı: ‘’Tolstoy sağ olduğu müddetçe, her türlü edebi zevksizlik gölgede kalmaya mahkûmdur. Tolstoy’un edebiyatçı olduğu bir dünyada edebiyat ile uğraşmak hem mutluluk verici hem de kolaydır. Bir edebiyatçı olarak kayda değer hiçbir şey üretmemiş olmanız dahi çok üzücü bir şey olmaz, zira Tolstoy hepimizin yerine yazıyor ve edebiyatı onurlandırıyor.’’
Lev Tolstoy köklü soylu bir aileden geliyordu, babası Napolyon Bonapart'ı yenen subaylardan biriydi. Annesi o henüz iki yaşındayken vefat etti, yedi yıl sonra ise babası bu dünyaya gözlerini yumdu. İlk gençliğinde oldukça hassastı, çünkü yakışıklı olan babasına değil de annesine çekmişti. Utangaç ve yalnızdı. Üniversiteyi bıraktı çünkü burada öğrendiklerinden daha çok şey bildiğini düşünüyordu. Ardından orduya katıldı ve Kafkas Cephesinde hizmet verdi. Bir ara uyuduğu için madalya törenini kaçırdı. Yüzyılın en önemli edebiyat eserlerinden biri olan Savaş ve Barış’ın müsveddelerini askerdeyken kaleme aldı. Dillere özel bir ilgisi vardı, özellikle Fransızca ve Yunanca okuyup yazabiliyordu.
Sofya Beers adındaki bir kıza âşık oldu, evlendiler ve 13 çocuk yaptılar. Evlendikten sonra yedi yıl Savaş ve Barış eserine çalıştı. Bu süre zarfında çok sayıda kısa öykü yazdı ve ilkokul birinci sınıf talebeleri için bir okuma kitabı hazırladı. Elli yaşına geldiğinde Anna Karenina romanını tamamlamıştı. Sonrasında, Karanlığın Gücü, Işık Karanlıkta Parlıyor ve İvan İlyiç’in Ölümü eserlerini yazdı.
Tolstoy dünya çapında bir şöhrete kavuşmuştu, hayranları her yerden mektup gönderiyordu. Onlardan biri de Güney Afrika’da yaşayan Mahatma Gandi adında bir Hintli idi. Görüşmek üzere.