Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Tarihi hafıza bir millet için hapishane olduğunda…

Tarihi hafıza bir millet için hapishane olduğunda…

Cuma, 7 Ağustos, 2020 - 10:45
Emir Tahiri
İranlı gazeteci-yazar

Tarih yazımı bir hükümet projesi olarak mı ele alınmalı? Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Cezayirli mevkidaşı Abdulmecid Tebbun buna inanıyor gibi görünüyorlar. Macron ve Tebbun, 1832'de Fransızların Kuzey Afrika'yı ilhak etmesinden bu yana iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihinin yazılması için ortak bir komite kurulmasını emrettiler.

Macron ve Tebbun, insanlık tarihinde resmen kabul edilen, teyit edilen bir hikayeyi belgelemeye çalışan ilk yöneticiler değiller. Ancak bununla birlikte diğer yöneticilerden ayrılan bir yönleri var. Macron ve Tebbun anlatımda paralellik olmasını isterken, diğer yöneticiler ise dünyaya kendi hikayelerini anlatmak ve meseleyi kendi açılarından ele almak istediler.

Diğer taraftan resmi tarihler ile bu kez gördüklerimiz arasında bir fark daha var. Resmi tarihler genellikle hak ettikleri alçakgönüllülükle kronolojik olarak sunulur. Kuşkusuz Macron ve Tebbun, bir kişilik kültü oluşturmak için araçlar aramıyorlar. Muhtemelen tarihi bir miktar güncel siyasi doğrulukla sunmak gibi daha az vakur bir şeyin peşindeler.

Macron, sömürgeciliğin “insanlığa karşı işlenen bir suç” olduğunu söyleyerek bunu bilfiil göstermiştir. Fransız tarafını temsil etmek üzere seçilen tarihçi Benjamin Stora ise daha da ileri giderek sömürgeciliği ‘şiddet, eşitsizlik ve yasadışı’ gibi kavramlarla tanımlamıştır.

Ancak Macron'un farkına varmadığı veya belki de kasıtlı olarak görmezden geldiği şey, sömürgeciliğin başından beri tarih içerisinde var olduğu ve tarihin her döneminde insanlığa karşı suçların işlemiş olduğu gerçeğidir. Cermen kabilesi olan Franklar, Galya’yı işgal ettiklerinde yerli halka zorla boyun eğdiren, onlara dil ve kültürlerini dayatan, sömürgeleştirdikleri ülkeye isimlerini veren sömürgecilerdi. Fransız Devrimi'ne kadar nüfusun sadece yüzde 12'si ana dil olarak Fransızca konuşuyordu.

‘İnsanlık suçu’ kavramı İkinci Dünya Savaşı sonrasında tanımlanmış ve belirlenmiş yeni bir kavramdır ve geriye dönük uygulaması en iyi ihtimalle kafa karıştırıcı ve en kötü ihtimalle ise sahtekarlık olacaktır. Tebbun, mazlumiyet hikayesini yeniden düşünmek isteyebilir. Zira Cezayir halkının zengin çeşitliliğiyle birlikte 130 yıllık tarihinde mülkü dışında bir şeye sahip olmadığı iddiası çekici değil. Fransızlar nüfusun çoğunluğunun katılımı olmadan Cezayir'i kolonileştiremezdi. Çeşitli etnik kökenlerden olan on binlerce Cezayirli, Fransız sömürgesi için gerekli altyapıyı inşa etmelerine yardımcı oldu. Cezayir, Fransızların denetiminde Cezayirli işçiler tarafından inşa edilmiş güzel Fransız tarzı bir şehirdir.

On yıllardır Fransız ordusunda görev yapan çok sayıda Cezayirli, Hindiçin başta olmak üzere iki dünya savaşı ve bir dizi sömürge savaşında yer aldılar. Fransızcayı ulusal dil olarak benimseyerek zengin bir edebiyat ortaya koydular. Cezayirli arkadaşlar bana Fransızcayı bir ‘savaş ganimeti’ olarak gördüklerini söylediler. Aynı durum, Hindistan'ı dünyanın İngilizce konuşan en büyük ülkesi yapan İngiliz dili için de geçerli.

Tarihi yeniden yazmak bugünün Fransızlarını suçlu hissettirmenin veya Cezayirlileri aşağılamanın bir yolu olmamalıdır. Stora, Macron-Tebbun projesinin iki ülkenin hafızasını uzlaştırmayı amaçladığını dile getiriyor. Bu, uzlaşıyı güçlendirmek yerine tek bir anlatı dayatmak anlamına gelir ve kolektif hafızaya zarar verebilir.

Cezayirli liderler, mazlumiyet anlatısını korumak amacıyla dikkatleri kendi eksikliklerinden başka yöne çekmeye çalıştılar. Stora, 1990'lı yıllarda Cezayir'deki sorunları ele alırken, her mezhepten Cezayirli politikacıların sık sık dini terör ve vahşet de dahil olmak üzere ülkenin tüm sorunlarının Fransız sömürge yönetiminden kaynaklandığını söylediklerini ifade ediyor. Cezayirlilere Fransızların yapmış olduğu her yanlış için bir tarih belirlemeleri önerisinde bulunduğunu belirten Stora, bunun ardından Cezayirlilerin sorunlarından kendilerinin sorumlu olduklarının ortaya çıktığını söylüyor.

Hükümetler tarih yazmada rol oynayabilir mi? Evet. Bunun için yapmaları gereken ilk şey, tarihi dikte etmeye çalışmaktan kaçınmaktır. Daha sonra arşivlerini araştırmacılar için erişilebilir hale getirebilirler ve ‘resmi sırları saklama’ kurallarını da hafifletebilirler. Sessiz kalma emirlerine tabi olmamaları şartıyla yetkililerle yapılan görüşmeler de yardımcı olabilir.

Fakat hükümetlerin tarih yazımındaki en önemli husus bunu siyasi hedeflere ulaşmak için bir araç olarak kullanmamaktır.  Macron'un projesinin amacının ‘uzlaşı’ olduğunu söylemek, övgüye değer bir siyasi amaç için tarihten yararlanmak anlamına gelmektedir. Fransa ve Cezayir uzlaşıya ihtiyaç duyuyorlarsa, hedeflerine ulaşmak için başka bir yol bulmalı, tarihi kendi haline bırakmalıdırlar. Diğer taraftan Cezayir kökenli milyonlarca Fransız vatandaşının iki ülke arasında insani bir bağlantı olmasından dolayı Fransa ve Cezayir'in uzlaşıya ihtiyaçları olduğunu düşünmüyorum.

Avrupalı ​​göçmenlerin soyundan gelen birçok Fransız işgalin bir parçası değildi. Bugün Almanların Galya'nın Franklar tarafından işgalinden dolayı özür dilememesi gibi bu konuda da herhangi bir şekilde özür dileyecek bir şey yok. Cezayirlilerin mazlumiyetlerini inkar etmelerine gerek yok. Çünkü geleceğe bakıyorlar ve geçmişin tutsakları olmak istemiyorlar.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya