Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

İslam değil Fransa ve Macron krizde

İslam değil Fransa ve Macron krizde

Pazar, 11 Ekim, 2020 - 07:00
Cemile Bayraktar
Gazeteci-Yazar

Bir işgal biçimi: “Ilımlı İslam, Avrupa İslamı” projeleri


1970’lerden itibaren özellikle Soğuk Savaş etkisiyle ABD, Sovyetler’i çevrelemek adı altında “yeşil kuşak” projesi geliştirmişti. Bu projeye göre komünizmin yayılmacılığını önlemek için Müslümanların yaşadığı coğrafyalarda bir takım politikalar belirledi ve hatta Afgan mücahitleri silahlandırdı.

Aynı dönem Avrupa’ya iş gücü ihtiyacı için göçen Müslümanlar henüz fazla görünür olmadığı, kalıcı olmadıkları için çok fazla siyasi ve toplumsal tepkiyle karşılaşmıyordu ancak ilerleyen dönemde artık Müslümanların Avrupa’da kalıcı olduklarının görülmesi, sosyal hayata aktif biçimde katılmaları nedeniyle Avrupa’da Müslümanlara dair rahatsızlık başladı. Zaten zenofobi (yabancı/öteki düşmanlığı) yaşayan, milliyetçilik, sömürgecilik ve oryantalizm gibi tarihsel olarak ötekinin kendisinden daha aşağıda olduğuna inanılan bir kolektif hafızaya sahip Avrupa için, Müslümanlar birer rahatsızlık meselesi olarak görülmeye başlandı.

ABD, Soğuk Savaş bitip “komünist tehlike” bertaraf edilince yeni bir güvenlik konseptine ihtiyaç duydu zira o güne kadar tüm iç ve dış politikalarını “komünist tehlike” üzerinden dilediği gibi belirleyebiliyordu. Yeni bir tehlikeye olan ihtiyaç daha önce Sovyetler’e karşı silahlandırılan kişileri “terörist, cihadist” olarak tanımlamayla giderilmeye çalışıldı. ABD’nin terörist yaratma projesine dönüşen “terörle mücadele” stratejileri iflas edip, maddi açıdan ve imaj açısından ABD’yi daha güçsüz ve daha işgalci bir pozisyona sürükleyince, bu politikanın da değiştirilmesi gerektiği ortaya çıktı ve ABD, bu kez “ılımlı İslam projesi” ile karşımıza çıktı. Sonuç olarak bu projenin de başarılı olmadığı tecrübe edildi, BOP uygulanamadı… Sonuçta ABD, kendi yanlış politikalarını meşrulaştırmak, Afganistan ve Irak işgallerindeki insan hakları ihlallerini örtmek, yerle yeksan olan “özgürlüğün beşiği ABD” imajını toparlamak için İslam ve Müslümanları “terörle” ilişkilendirecek projelere girişti.

Avrupa ülkeleri hem dış politikalarında başarı elde etmek hem de içeride düzeni korumak için bir yandan Orta Doğu’da Libya’dan başlamak üzere işgal koalisyonlarına destek verirken, siyasi söylemdeki İslam karşıtı dil toplumsal olarak İslamofobi’yi besledi, aşırı sağcı partiler oy oranlarını arttırdı, toplumsal düzen de tehlike altına girdi. Bir önceki cümlede geçen “işgalci koalisyon güçleri” ifadesini tüm Avrupa için kullanamasak da Fransa’nın bu konuda en önemli özne olduğu bilinmekte…

Avrupa’nın çok yakın bir tarihte özellikle Afrika’da giriştiği sömürgecilik faaliyetleri, Orta Doğu’da giriştiği oryantalist faaliyetler sürekli olarak bir çeşit işgal biçimine dönüşüp, “modern Avrupa” imajına zarar verdiği ve sırmalarının dökülmesine neden olduğu için ve Avrupa bu utancı daha fazla yaşamak istemediği için kendi problemli işgal projelerine bahane olarak İslam’ın “vahşet, şiddet dini” olduğu safsatalarını fazlaca kullanmaya başladı ve ABD’ye benzer biçimde “ılımlı İslam, Avrupa İslam’ı” projelerine girişti.

Küresel çaptaki ekonomik problemler, dünyadaki kaynakların azalması, Rusya ve Çin’in birer alternatif olarak güçlenmesi, petrol yerine doğaya daha az zarar veren enerji kaynaklarına ihtiyaç duyma, ekolojik dengenin bozulması, küresel ısınma, sağlık güvenliği konusunda özellikle COVİD-19’a karşı mücadelenin genel olarak başarısız olması, savaşın maliyetinin savaşmama maliyetinden daha fazla olması nedeniyle savaşlardan uzak durma gibi gelişmeler ABD ve Avrupa’nın işgal biçimlerine kısa süre ara vermesine neden olsa da özellikle Fransa Devlet Başkanı E. Macron’un “Fransız İslam’ı” söylemleri, İslam karşıtı siyasi söylemleri, bu söylemlerdeki sömürgeci ve oryantalist kokular aslında başarısız projelerin Macron eliyle devam ettirilmesi istendiğini gösteriyor.

Reform ve Rönesans, Luthercilik, Protestanlık genellikle Batı’nın “ilerlemesinin, modernleşmesinin, medenileşmesinin” nedeni olarak gösterilir. İslam’ın geri kalmaya neden olduğunu peşinen kabul eden bazı vizyonsuzlara göre Müslümanların ilerlemesi için İslam’da reform yapmak gerekmektedir. Macron’un yanlış İslam karşıtı söylemleri bu reform gereğine benzetilerek makulleştirilmeye çalışılsa da Macron’un yaptığı insan haklarına, eşitlik ve adalete aykırıdır. Bir işgal biçimidir, asimilasyon projesidir ve daha önce başarısız olduğu gibi şimdi de başarısız olacaktır. Aynı zamanda Müslümanlar üzerindeki baskıyı arttırmaya yönelik yönüyle de kabul edilemezdir.

AB çözülürken, AB’nin küllerinden yeniden var olmaya çalışan Fransa’nın Macron’u, Fransa’nın ve dahi kendisinin hem iç siyasette hem dış politikadaki başarısızlıklarını örtmek için önce İslam’ın krizde olduğunu ifade etti, sonra “Fransız İslam’ı” gibi aslı astarı olmayan ifadeler kullanmaya başladı. Hemen akabinde Fransa’da valiler, “Macron’un talimatıyla 4-15 Eylül tarihleri arasında Müslümanlar tarafından kurulan dini ve kültürel derneklerle müzakere toplantıları düzenlemeye başladı.  Bu ‘iyi niyetli ve müzakereci’ görünen asimilasyon ve fişleme politikalarıyla, ‘Fransa İslam’ı Toplantıları’ ile Müslümanları temsil edecek yeni bir kurumun hazırlıkları yapılıyor. Tabi doğal olarak Müslümanlar da bu çalışmaların asıl amacının Müslümanları kontrol altına almak ve istenilen şekilde yönlendirmek olduğunu düşünüyor. Çünkü çok uzun yıllardır Avrupa’da İslamofobi yanlılığıyla mücadele etmeye çalışırken, İslam karşıtı politikaların muhatabı oluyorlar.

Evet, Müslümanların birçok problemi olduğu doğrudur, hatalarımız olduğu da… Bu problemleri çözmeye, hataları telafi etmeye, bugünün dünyasında karşılaşılan olumsuz tutum ve tavırlarla nasıl mücadele edileceğine dair çalışmaya ihtiyaç vardır. Ancak bu içeriden, doğal olması gereken çalışma, ehliyet sahibi Müslümanların yapması gereken bir çalışmadır. Toplum, İslam, Müslümanlar ve hatta devlet yönetimi konusunda tecrübesiz olan Macron’un projesi değildir. Bu tip bir projeye dönmesi halinde Batı’da yaşayan Müslümanların daha fazla baskı görmesine, daha fazla içlerine kapanmasına ve hatta marjinalleşmesine sebebiyet verir ve mevcut sorunların çözülmesi şöyle dursun aksine derinleşmesine, çözümsüz hale gelmesine hizmet edilir. Bu nedenle ilk olarak Macron ve Fransa’nın kendi krizlerini çözmesi gerekmektedir.

 


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya