Ahmed Mahmud Ucac
Lübnanlı yazar
TT

Yeni Dini Lider ve Trump arasında İran-ABD savaşı

İran’ın nükleer programı sorununu çözme sözü veren önceki tüm Amerikan başkanlarının aksine, Başkan Trump, çatışmayı müzakere masasından savaş alanına taşıyan tek başkan oldu. İlk döneminde nükleer anlaşmadan çekildi ve ikinci döneminde (İran ile İsrail arasındaki) 12 günlük savaş sırasında İran nükleer tesislerini bombaladı. Ardından, İran'ın yeniden normal bir devlet olması ve yeniden büyük bir güç haline gelmesi karşılığında İran liderlerinden uranyum zenginleştirmeyi durdurma, balistik füzelerin menzilini sınırlama ve milis gruplara desteği kesme konusunda bir anlaşmaya varma çağrısında bulundu. İran, onun gibi bir başkanla muhatap olmaya alışkın olmadığı ve selefleriyle olduğu gibi uzun müzakerelerle onu yorabileceğine inandığı için, Trump yeni bir savaş başlattı ama bu kez sert ve açık bir taleple: Koşulsuz teslimiyet. Görünüşe göre İran liderliği, Trump'ın doğası gereği, çatışmada cüretkar olma, uçurumun kenarında dans etme açısından kendisinden farklı olmadığını ve aralarındaki güç dengesizliğini gözden kaçırdı. Yine kendisini artık işlevini yitirdiğine inandığı için İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya düzenini değiştirmek isteyen tarihi bir lider olarak gördüğünü de gözden kaçırdı. Bu yeni dünya düzeninde, Trump, Avrupalı ​​müttefiklerinin onu dinlemesini ve takip etmesini istiyor. Eğer reddederlerse, onları vergilere boğuyor, NATO'dan çekilmekle ve onları Rusya karşısında yalnız bırakmakla tehdit ediyor. Trump ortada durmayı reddediyor. Ahlaki pusulasını kılavuz olarak görüyor, bu yüzden Venezuela başkanını kaçırdı, yargılanması için ABD'ye getirtti, ardından başkan yardımcısı Rodriguez ile, onun iktidarda kalması ve ülkesine uygulanan ekonomik yaptırımların kaldırılması karşılığında bir anlaşma yaptı. Bu önemli değişiklikler, “ABD'ye ölüm!” sloganını benimseyen İran liderlerinin tamamen dikkatinden kaçtı.

Başkan Trump, İran rejiminin özellikle koruyucu bir ateş kalkanı olarak tasarlanan “direniş ekseni” de dahil olmak üzere güç kaynaklarını kaybettiğinin, dışarıda devrimci parıltısının söndüğünün, içeride ise ona karşı duyulan kızgınlığın arttığının ve sokaklardaki muhaliflerine verdiği yanıtın baskıcı olduğunun farkında. Ayrıca İranlı liderlerin tek bir fikirde olmadığını da fark etti. Onunla müzakere eden resmi devlet yetkilileri sadece elçiler ve karar Dini Lider ile yakın çevresinin elinde. Oyalama taktiklerinin onu atlatmayı amaçladığını anladı ve bu nedenle rejimi zorla değiştirmeye karar verdi. On yıl veya daha fazla bir süre içinde aynı senaryonun tekrarını önlemek için İran'ı kimin yöneteceğinde söz sahibi olmak istedi. Başka bir deyişle, politikalarıyla uyumlu ve bazı Latin Amerika ve Avrupa ülkeleri gibi kendisi ile ittifaka entegre olmuş bir rejim istedi. Başkan Trump'ın bu yaklaşımının arkasında Ortadoğu'nun kendisi için bir diken değil, bir kalkan olması gerektiği inancı yatıyor. Çatışmasız yeni bir Ortadoğu, ABD'nin Doğu Asya'daki daha acil sorunlara odaklanmasını sağlayacaktır.

Bu çatışmada, İran'ın galip gelmek için kararlılıkla mücadele etmesi ve direnmesi gerekirken, ABD'nin da başarılı olmak için rejimi devirmesi gerekiyor. Bunun içinse şu anda mümkün olmayan bir halk devrimi veya uygulanabilir olmayan bir ABD kara müdahalesi gerekiyor. Her iki taraf da diğerini teslim olmaya zorlamak için zamana bel bağlıyor gibi görünüyor; fark şu ki, şehirleri bombalanırken, altyapısı yok edilirken ve komşu ülkeleri vurup Avrupa ülkelerini kendisine karşı bir savaşa sürükleme gibi bir Samson Seçeneği’ni benimsemişken zaman İran'ın lehine değil. Trump, İngiltere gibi büyük güçleri savaşa dahil etme konusundaki isteksizliğinden de anlaşılacağı üzere, bu çatışma modelinden memnun görünüyor. Kazanacağına inanıyor ve Avrupa'nın onu destekleyeceğinden emin çünkü savaşı kaybetmesinin onlar için vahim sonuçları olacak. Ayrıca, Rusya'nın İran'ı desteklemek için müdahale etmesi durumunda bile, Başkan Putin'in Ukrayna'da kendisine ihtiyacı olduğunun farkında olduğu için bu müdahalesinin belirleyici olmayacağını biliyor. Zira kendisi Ukrayna'da daha kesin bir şekilde Rusya'nın yanında yer alarak Ukrayna ve Avrupa'yı Putin ile müzakere etmeye ve hatta taviz vermeye zorladı. Aynı şekilde Çin, ekonomisi zaten bir miktar daralma yaşarken, yükselen enerji fiyatlarından daha olumsuz etkilenecektir. Buna ek olarak Çin, başta Körfez ülkeleri olmak üzere bölgedeki ülkelerle güçlü ittifaklara sahip ve bu ilişkileri, bu ülkelere karşı saldırgan davranan İran rejimini memnun etmek için feda etmeyecektir.

İran'ın iki seçeneği var: Birincisi, Rusya, Arap devletleri ve Çin'in arabuluculuğuyla bir anlaşma yapmaktır. Bu anlaşma ile Tahran, rejimin iktidarda kalması, yaptırımların kaldırılması ve geçmişteki eylemlerini tekrarlamayacağı veya devrimini ihraç etmeyeceği garantisi karşılığında Trump'ın taleplerinin çoğuna boyun eğecektir. Bu seçenek, İran halkının rejimden hesap sormasını engelleyecektir. Rejim hem iç hem de uluslararası meşruiyetini kaybedecek, politikalarından zarar görenleri yatıştırmak için gerekli mali kaynaklardan mahrum kalacaktır. İkincisi, savaşı sürdürmeye ve küresel ekonomiyi tüketmeye, Trump ile seçmen tabanının arasını açmaya ve yaklaşan seçimleri etkilemeye bahis oynamakta diretmektir. Bu düşünce, hem İran tehdidini varoluşsal olarak gören İsrail'in ajandasını göz ardı etmekte hem de ABD'nin itibarını ve en önemlisi Başkan Trump'ın emperyalist eğilimlerini ve büyük askeri gücünü görmezden gelmektedir.

İran'ın kaderini iki kişi belirleyecek: yeni Dini Lider ve Trump.