Büyük ölçekli savaşın başlangıcının üzerinden sadece bir hafta geçmiş olmasına rağmen, güç dengesizliği, İran rejiminin müzakereler yoluyla feragat etmeyi reddettiği yeteneklerini şimdiden zayıflatıyor. Bu sonuç, geniş çaplı İran karşı propagandasına rağmen tahmin ediliyordu.
Analitik bir bakış açısıyla, ilk sonuçları, tam bir zaferden uzak olsa da, İran tehdidini kontrol altına alma ve sınırlama başarısı olarak görebiliriz. Ancak diğer yandan, rejim bütünlüğünü koruyor ve halen sağlam. Tahminler, Tahran'da karar alma süreçlerini kontrol eden Devrim Muhafızları'nın hayatta kalmasını sağlayacak “kısmi teslimiyeti” kabul etmesi durumunda, savaşın birkaç hafta içinde, hatta belki de daha erken sona ereceğini varsayıyor.
Şu ana kadar, savaş sonrası sahnesi, rejimin gerek sokaktan gerekse yurt dışından gelecek bir değişimin eşiğinde olduğunu göstermiyor. Bunun anlamı, dünyanın zayıf ve mağlup bir rejimle birlikte yaşamayı kabul etmesi gerektiği olabilir. Bu da Irak'ın Kuveyt'teki yenilgisinden ve kuvvetlerinin büyük bir kısmının yok edilmesinden sonra teslimiyet anlaşmasını imzaladığı Safvan çadırı senaryosunu akla getiriyor. Saddam rejimi, bundan sonra 2003'te devrilene kadar 12 yıl boyunca iktidarda kaldı. Belki de benzer bir durumla karşı karşıyayız.
Mevcut askeri analizlere göre ilk sonuç, İran silahlarının bölgemize yönelik varoluşsal tehdidinin sona erdiğidir.
Geçen haftaki savaş, kısa süresine rağmen, tetikte bekleyen rejimin Körfez bölgesini yerle bir etme planına ve gücüne sahip olduğunun en açık kanıtıydı!
Saldırıları Suudi Arabistan, Kuveyt, BAE, Bahreyn, Katar, Umman, Ürdün ve Irak dahil olmak üzere ondan fazla ülkeyi hedef aldı. Rejim bu ülkelere yönelik saldırılarının askeri nitelikte olduğunu söylüyor, ancak gerçekte hedeflerin çoğu sivildi; limanlar, havaalanları, oteller ve yerleşim alanları.
Bölgeyi kontrol etmek için bu yetenekleri geliştirdi. Tahran'ın komşu ülkeleri felç edebilecek ve hatta yerle bir edecek yıkıcı bir güç geliştirme stratejisinin olduğunu bilmiyor değildik ve sürekli sorgulanan husus; “sıfır saati”nin ne zaman olacağıydı. Bu saat belki de rejimin Tahran'a uluslararası askeri müdahaleye karşı koruma sağlayacak olan nükleer caydırıcılığa sahip olmasından sonraydı.
Bu açıdan bakıldığında, “İran’ın silah imparatorluğu” olarak adlandırabileceğimiz şeyin çöküşü son derece önemli bir siyasi gelişmedir ve geniş kapsamlı sonuçları olacaktır.
Bugün, İran'ın askeri bir güç ve komşuları için bir tehlike kaynağı olarak hareket etme planı yok ediliyor. Tahminlere göre, önümüzdeki haftalarda, 30 yılı aşkın bir süre içinde inşa edilen İran'ın cephaneliğinden, fabrikalarından ve askeri kurumlarından geride kalanlar yok edilecek. Bölge, belki de on yıl boyunca İran tehditlerinden kurtulup rahat bir nefes alacak; zaman olarak böyle bir varsayımda bulunmamızın nedeni, yenilmiş olmasına rağmen güç ve kapasitesini yeniden inşa etmeye çalışan bir rejimi temsil eden “Saddam senaryosu”dur.
Diğer bir olasılık ise Tahran'ın rejimini veya politikalarını değiştirerek, kalkınmaya odaklanan ve bölgesel iş birliğine katılan normal bir ülke haline gelmesidir.
Ülkelerimizin yaşadığı insani ve maddi kayıplar acı verici; aynı şekilde savaşın kalbinde yer alan ve rejimin ona ve tüm bölgeye yaptıklarının sonucu olarak yıkıma en çok maruz kalan İran halkının çektiği acı da öyle.
Bununla birlikte, savaşın bedeli özümsenebilir ve yönetilebilir.
Rejimin pençelerinin sökülmesi tarihsel olarak önemli bir başarı. Bu, ülkesinin kaynakları askeri projeler için sömürülen İran halkı da dahil olmak üzere bölgeye hizmet edecektir.
Tahran'da “savaş sonrası günün” belirsizliği devam ediyor. İran'ın birçok üst düzey liderinin tasfiyesinden sonra bile, Washington'un planladığı gibi “kendisine dost bir rejim” kurmak mümkün olmayabilir. İran içinde Şah'ın dönüşünü desteklemeye istekli henüz hiçbir güç çıkmadı ve şu ana kadar sadık ve disiplinli görünen askeri kurum içinde herhangi bir ayrılık belirtisi yok.
Bugün Tahran rejimi tarihinin en ciddi kriziyle karşı karşıya ve hayatta kalma mücadelesi veriyor. Bu zorlu bir süreç ve sonucu belirsiz. Ancak, yaralı rejime meydan okuyabilecek herhangi bir muhalif güç göremiyoruz. Ayrıca, askeri kurum üyelerini etkileyebilecek, kendi safına çekecek ve kurum içinde geniş çaplı ayrılıklara yol açabilecek yaygın bir halk hareketi de ortaya çıkmadı. Bazıları, yerel güçlerin yenilmiş rejimin üzerine çöreklenmesinin sadece zaman meselesi olduğuna ve bazı askeri kurumların desteği olmadan herhangi bir değişikliğin olası olmadığına inanıyor. Karşılaştırma yapmak gerekirse, Saddam Hüseyin rejimine karşı Kuveyt'teki yenilgisinden ve on yıl süren boğucu ambargodan sonra yapılan büyük ölçekli askeri harekatları daha önce gördük. Tüm Iraklı isyancı ve dış güçler, ABD müdahale etmek zorunda kalana kadar rejimi değiştirmeyi başaramadı. Bu görevi yerine getirmek için diğer uluslararası güçlerin de katılımıyla buraya yaklaşık çeyrek milyon asker gönderdi. Birçok nedenden dolayı İran'da işgal senaryosu tekrarlanamaz.
Bu bağlamda, ABD kendisini sınırlı seçeneklerle karşı karşıya bulabilir ve belki de en belirgin olanı, mevcut rejim içinden iktidara gelecek olan kişiyle ilişkidir. Washington, yeni duruma göre hareket etmeyi istemesi halinde kendi şartlarını dayatmasını sağlayacak askeri kapasiteye sahip. Beyaz Saray daha önce, mevcut rejim içinden iktidara gelecek olan kişiyle kendi şartlarında iş birliği yapmaya istekli olduğunu belirtmişti.
Mevcut rejimin veya herhangi bir sonraki uzantısının tutumu bir yana, İran savaşın sonunda bölge için bir tehdit olmaktan çıkacak ve bölgesel araçları ortadan kalkacaktır. Bölgesel bir güç olarak yıkımı, tarihte önemli yeni bir sayfa açacaktır ve bunu daha sonra ele alacağız.