Güvenlik, politik ve mali konular dahil olmak üzere her düzeyde ülke ve halkının başından geçen tehlikeli ve benzeri görülmemiş olayların ardından, Saad Hariri'nin yeniden hükümeti kurmakla görevlendirilmesini hazmetmek doğrusu zordur.
Hariri'nin geri dönüşünü memnuniyetle karşılamanın zorluğu, kişiliği veya gerek müttefikleri gerekse muhalifleri tarafından kabul edilmiş liderliğinden ziyade, kendisini özelikle bu zamanda hükümeti kurma görevi için seçenlerin gizli niyetlerini ve nedenlerini anlamakta zorlanmamızdan kaynaklanıyor.
Zira ilginçtir ki, parlamentoda bir sözü ve ağırlığı olan iki ana blok, iktidar sahibi Hizbullah ile –iddia ettiğine göre- ülkedeki en güçlü Hristiyan güç olan Cumhurbaşkanı’nın Özgür Yurtsever Hareketi, Hariri’yi aday göstermedi ve parlamentodaki oylamada kendisine oy vermedi. Parlamentodaki ikinci güçlü Hristiyan blok, Lübnan Kuvvetleri de onlara katıldı.
Bir ay öncesine göre ne değişti de bugün, Hizbullah – kendisine oy vermeden- Hariri’nin, Cumhurbaşkanlığı Sarayı tarafından görevlendirilmesinden sonra yaptığı konuşmada vurguladığı gibi bağımsız uzmanlardan oluşan bir hükümet kurmasını kabul etti. Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Lübnan’a düzenlediği iki ziyaretin ifade ettiği Fransa’nın açık desteğiyle, bağımsız Mustafa Edib aynı görevle görevlendirildiğinde, aynı mantık ve düşünceyi (bağımsız uzmanlardan oluşan bir hükümet) reddederken ve başarısızlığa uğratırken, şimdi neden kabul etti?
İktidar ve ülkeyi yönetenlerin bu yeni adımı, üç şeyi hedefliyor olabilir. Birincisi, Hariri ve onunla birlikte Dürzi lider Velid Canbolat’ın da kendisine katılmasıyla, geride kalanları tasfiye ederek ülkede herhangi bir dengeli siyasi muhalefeti nihai olarak ortadan kaldırmak. Bu, bir dereceye kadar, 2016’da Mişel Avn’ı cumhurbaşkanlığı görevine getiren başarısız cumhurbaşkanlığı uzlaşısını hatırlatıyor. Sahipleri uzlaşının, bu otorite ve yönelimlerini destekleyeceğine inanıyorlardı. İkincisi, ekonomik ve finansal durumun öldürücü ve boğucu bir seviyeye ulaşacak kadar ciddileşmesi nedeniyle acilen yardıma ihtiyacı olmasıdır. Bu yardımlar, hastalık nedenlerini tedavi etmeden sadece ölümünü engelleyecek ve can çekişmesini uzatacak yardımlardan ibaret olsa da buna razı. Bu bağlamda, Hizbullah ve arkasındaki gücün verdiği yetki ile iktidarın İsrail ile sınırları belirleme müzakerelerini başlatmasının, bir yanılsama olsa da bir tür istikrara gereksinimi olduğunu gösterdiği gözlemcilerin gözünden kaçmamalıdır.
Hükümetin başında Hariri’nin bulunması iki hususta yardımcı olacaktır. İlki, Hizbullah ve müttefiki Emel Hareketi’nin onayını çoktan alan İsrail ile sınırları belirleme müzakerelerine Sünni bir kalkan da sağlamak. Bu müzakereler, Hizbullah’ın en büyük destekçisi İran’ın genel olarak Washington ve Batı’ya karşı izlediği uzun vadeli taktik veya politikanın bir parçası olabilir. İkincisi, Hariri’nin başbakan olması, Lübnan’ın başta Fransa olmak üzere kendisini destekleyen ülkelerden insani yardım almasını kolaylaştırabilir.
Bu iktidar kurnazlıkta öyle bir seviyeye ulaştı ki, rolleri dağıtmakta, hiç kimseyi zor durumda bırakmadan ve komploya dahil olan tüm taraflara hizmet edecek şekilde başbakan adayını seçmekte ustalaştı. Hizbullah ve müttefiki Özgür Yurtsever Hareketi, anlaşmazlıklarını koordine ederek görünürde Hariri’nin seçilmesine karşı olan tutumlarını korurken, diğer yandan parlamento tarafından önemsiz bir çoğunluk ile görevlendirilmesini sağladılar. Asıl şaşırtıcı olan, başbakan adayının, ülkeyi kurtaracak, ekonomik, idari ve politik reformlar için zorlu bir süreci idare edecek “kurtarıcı hükümeti” önemsiz ve şüpheli bir çoğunluk ile kurmayı kabul etmesidir.
Genel olarak bu siyasi sınıfın, özelde bu iktidarın kurnazlığı, zayıf ve parçalanmış bir biçimde de olsa devam eden halk hareketine yönelik küçümseyen ve hiçe sayan tavrının derinliğini de çirkin ve iğrenç bir şekilde vurguluyor. Bu hareket – kendisine eşlik eden pek çok eksikliğe rağmen – yok olan ve hala mevcut tiran rejimler gibi küstah bu otoriteye karşı kapsamlı bir halk muhalefetini ve karşıtlığını ortaya çıkarmıştı. Ne var ki, bu otorite ve siyasi sınıf, taleplerinde hala ısrar eden devrim tarafından düşürülen bir kişiyi yeni hükümeti kurmakla görevlendirmeyi, 17 Ekim Devriminin birinci yıldönümü ile aynı zamana denk getirerek, bu küstahlığını bir kez daha gösterdi.
Hariri’nin görevlendirilmesi, şüphesiz biçim ve içerik olarak halk hareketinin şu ana kadar benimsediği yolda tökezlediğinin yanı sıra, popüler ve seçkinler düzeyinde pek çok kişinin zihninden geçenlere de işaret ediyor. Ülkenin yarım yüzyıldan uzun bir sürü boyunca yaşadıkları ve yaşamaya devam ettiklerinden sonra, ulaşmış olduğu sonuçtan duyulan derin üzüntü ve hayal kırıklığı ile karışık öfkeyi gün yüzüne çıkarıyor.
Lübnanlılar, bu olup bitenleri kötü bir komedi mi yoksa iğrenç bir korku filmi olarak mı tanımlamak konusunda kararsızlar. Her iki durumda da mevcut durum, insanların düşündüklerini karikatürize ederek dile getiriyor. Yani ülke ve halkının, bir anavatan ve vatandaşlarından ziyade bir otel ve konuklarına dönüştüğünü gösteriyor.
Lübnan’ın bir coğrafi alandan ibaret hale geldiğini – alaycı ve kalbimizde bir yumru ile- söylersek mübalağa etmiş olmayız. Bunu daha önce birden fazla kez dillendirmiştik; Lübnan, artık aynı anda hem iç hem de dış tarafların yararlandığı ve istismar ettiği bir alana dönüştü.
Lübnan’ı restoranlardan, barlara, eğlenceye, hediyelik eşya, gazete ve dekorasyon ürünleri satan dükkanlara kadar çok çeşitli seçenekler sunan bir otele, Lübnanlıları da bu otelin konuklarına benzetmek ironik bir abartı değildir. Hizmet gittikçe kötüleştiğinden konuklar, bunu şikayet etmek için sürekli otelin lobisindeler. Ayrılabilecekler ise bundan hiçbir pişmanlık duymadan ilk fırsatta daha iyi bir yere gitmek için otelden ayrılıyorlar.
Bu betimleme, oldukça acımasız ve haksız olabilir ama gördüklerimizden, duyduklarımızdan ve yaşadıklarımızdan sonra acımasızlık bir gerekliliğe dönüştü. Esneklik ya da direnme, artık Lübnanlıların iyi özelliklerinden biri değil. Aksine, savaşın, trajedilerin ve çöküşlerin yıllardır devam etmesine izin veren bir lanettir. Çözümler birer seraba, bütün uzlaşılar gelecekteki savaş ve kriz projelerine dönüşürken peş peşe yaşanan hadiseler, savaşların, trajedilerin ve çöküşlerin daha yıllarca devam edeceğini gösteriyor.
Ülkenin bir otelden anavatana, Lübnan halkının da konuklardan vatandaşlara dönüşebileceğine dair bir umut var mı?
Anıların yoğunluğu ve yeni gelişmelerin ciddiyeti arasında bu sorunun cevabını vermek hala imkansız.
TT
Anavatan otel, Lübnanlılar da konuk
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة