İyad Ebu Şakra
Siyasi analist, tarih araştırmacısı
TT

ABD’nin 2020’de içeriye ve dışarıya verdiği mesajlar

Açıkçası 3 Kasım 2020 tarihinin Amerikan siyasi hayatında sadece sayısal bir kilometre taşı mı yoksa  derinlerde yer alan, ABD’nin yapısına ve kurumlarına uzanan, uluslararası ilişkilerinin ve yönelimlerinin yeniden çizilmesini etkileyen temel değişikliklere bir giriş mi olacağından emin değilim.
Esasen, büyük TV kanallarının tahminlerine dayanarak önümüzdeki çarşamba sabahı bir sonuç elde edeceğimizden de emin değilim.
Burada, bunun yeni bir şey olmadığını söyleyenler olabilir. Seçim günü sonunda kesin bir sonuca ulaşılmaması birçok kez yaşanmış bir hadisedir.
En son, 2000 yılında oğul George Bush ile Al Gore arasındaki başkanlık yarışında yaşanmıştı. Seçimin resmi olarak sonuçları ancak Yüksek Mahkeme’nin 12 Aralık 2000’de yaptığı oylamadan sonra açıklanmıştı. O gün mahkeme verdiği karar ile Florida'daki tartışmalı oy sayımı sorununu çözmüştü. Rakibi Al Gore ona göre halktan daha fazla oy almış olsa da Bush, Florida oylamasını ve onunla birlikte başkanlığı kazanmıştı.
Ne var ki bu son seçimlerde oyunun atmosferi çok değişti ve onunla birlikte birçok demokratik uygulama kavramı, iktidarın barış bir şekilde devredilmesine, seçim sürecinin köklü demokrasilerde doğal, tanıdık rolünü üstlenmesine izin verme fikrini kabul etme eğilimi de değişti.
Bugün, hakemi olmayan bir maç, çizgileri olmayan bir saha, ağları olmayan kalelere atılan goller, hevesli ve fanatik, sahaya inmesini engelleyecek güvenlik bariyerlerinin olmadığı bir kalabalığı izliyoruz.
Evet, seçim gününe 3 günden az bir süre kala ABD, bu durumda.
Öte yandan, Kovid-19 kılıcının tepelerinde sallanacağı, serbest milis güçleri silahlarının tehdidi altında olacakları, kasıtlı tacizler, masum ve masum olmayan teknik arızalar yaşanırken uzun sıralarda beklemek zorunda kalacakları 3 Kasım’ı bekleyerek risk almak yerine, ABD’li seçmenlerin çoğu erken oy kullanmayı seçtiler. Günler ve haftalar öncesinden oylarını verdiler.  
Kişisel tahminim -yanılıyor olabilirim- iki aday, Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump ile Demokrat rakibi, eski Başkan Yardımcısı Joe Biden arasındaki farkın çok büyük olmayacağı yönünde.
Bu, tercihleri hatta sonuçları kabul etmeyi reddetmenin önünü açacaktır. Buna ilaveten, Yüksek Mahkeme aracılığıyla yargı, bazı durumlarda – özellikle de Pennsylvania dahil olmak üzere önemli eyaletlerde - oy sayım süresini uzatmayı kabul etti.
Bu ise şüphelere, itirazlara ve kaosa kapıyı sonuna kadar aralayacaktır. Aylar önce işaretleri görülen silahlı karışıklıktan bahsetmeye bile gerek yok.
Bu seçimlerde tehlikeli bir ihtilaf ortamı oluşturan bir başka husus da, onlarca yıllık yazılı ve görsel medyada aşina olduğumuz ve yaşadığımız geleneksel durumu aşan medyanın rolüdür.
Şu anda "medya" denen bir şeyle karşı karşıyayız, ancak arkasında tam olarak kimin olduğunu bilmiyoruz. Haberlerinin doğru olup olmadığını bilmiyoruz. Sanrısal ve yanıltıcı psikolojik "savaşlarının" gizlenmiş "hayaletimsi" baskı güçlerinin iç gündemleri tarafından mı yoksa rakip büyük güçler veya kendi amaçları için çalışan "mafyalar" tarafından yönlendirilen harici ağlar ve platformlar tarafından mı yönlendirildiğini bilmiyoruz.
Rusya’nın 2016 seçimlerine müdahale etmekle suçlanması ve konuyu araştırmak için bir komisyon kurulmasından 4 yıl sonra bile gerçek gün yüzüne çıkmadı ve her şey gizli tutuldu. Adaylar karşılıklı olarak birbirlerini suçlarken – ki bunlar pratikte, birisinin dış destek aldığı, diğerinin bir dış gücün müdahalesini gizlediği gibi ihanet suçlamalarıdır- seçmenler kendilerini kuşatılmış bir halde görüyorlar.
Bir yandan, Kovid-19’un ekonomik sonuçlarından, diğer yandan geçim kaynaklarını korumak için intihar eder gibi ihtiyati sağlık önlemlerine uymamaktan duydukları korkuyla çevrelenmiş olduklarını düşünüyorlar. Bu atmosferin ortasında, aşı çalışmalarındaki gecikmeli ilerleme, salgını küçümseyen, bilim ve tıp ile alay eden, komplo teorilerini destekleyen politik ve ekonomik çıkarlar şüpheleri artırıyor.
Bu noktada ve Başkan Trump'ın kendisine ve popülaritesine hayran destekçilerinin önünde sürekli tekrarladığı "ABD’yi Yeniden Harika Yap" sloganı ışığında, analistlerin bu sloganın anlamını ve 4 yıllık Cumhuriyetçi Parti yönetiminin başarıları veya projelerinin bunu ne ölçüde karşıladığını anlamaya çalışması gerektiğini düşünüyorum.
Herhangi bir büyük ülkenin "ihtişamının ve büyüklüğünün" özünde; onun "sağlamlılığı" ve içeride ulusal güvenliği koruma ve nüfuzunu genişletme, dışarıda iradesini empoze etme yeteneği vardır.
Dahili olarak, daha önce belirtildiği gibi, Demokratların kullandığı ve halen kullanmaya çalıştıkları 2016 seçimlerinde Rus müdahalesinin boyutu hala keşfedilmiş değil.
Cumhuriyetçiler ise bu konuya değinmek istemiyorlar. Oysa Ronald Reagan döneminde, Sovyetler Birliği etkisine karşı “Şer İmparatorluğu” gibi radikal ve açık sloganları kullananlar onlardı.
Avrupa sahnesinde kısıtlı nükleer savaş düşüncesinin propagandasını yapmak adına daha eski bir sloganı, yani “Kızıl olmak yerine ölü olmak daha iyidir” sloganını yeniden kullanıma sokanlar da onlardı.
Öte yandan Trump, Demokratların iddia edilen Rus "bağlantısını" halen kullanmalarına karşılık olarak, Çin tehdidini vurgulamak için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Trump’a göre Çin, gerçek sorun ve ABD çıkarlarına yönelik en büyük tehlike kaynağıdır. Gerçekten de, Kovid-19 pandemisi başladığında, ilk olarak Çin’in Vuhan şehrinde görüldüğü için kendisine “Çin virüsü” adını vermekte tereddüt etmedi. Pekin tehdidine odaklanmak için bugüne kadar Moskova’dan gelen tehdidi küçümsemeyi sürdürdü.
Böyle bir durumda, yani Demokratlar yapay zeka ve sosyal medya, casusluk sistemleri ve elektronik korsanlığı içeren geleceğe dönük teknoloji alanları dahil olmak üzere Çin'in hızlı yükselişini görmezden gelirken, Cumhuriyetçiler de kasten ve fiilen Rusya'nın güvenlik ve siyasi kurumlarına, verilerine sızmasını örtbas ederken "büyüklük" kelimesinin hiçbir anlamı yoktur.
Bundan da öte, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından NATO aracılığıyla Amerikan tek kutupluluğunun dayanak noktasını oluşturan, karalarında ve kıyılarında kendisine askeri üsler, platformlar, izleme istasyonları ve limanlar sağlayan, Washington'un Batı Avrupa'daki en yakın ve en güvenilir müttefikleriyle ilişkileri bozulduğunda "büyüklük" bunun neresindedir?
İçeriye dönük “Önce ABD” sloganına odaklanmak için Irak, Suriye, Lübnan ve Afganistan’da olduğu gibi her gün kendisine meydan okuyan bölgesel güçlerle mücadele alanlarını boşaltırken “büyüklük” nerede?
Bu yüzden, sanıyorum pek çok kişi resmi seçim gününü elleri kalplerinde bekliyor.
Bunların arasında ABD’liler, bölünmelerini aşabilecek ve onu bilinmeyenden kurtaracak geniş ulusal anlayışları yeniden inşa edebilecek bir ülke ile bu seçim sınavından çıkmak istiyorlar.
Müttefikleri ise, Washington'un müttefiklerine güven veren, düşmanların tehditlerini kontrol altına alan net ve kararlı rolünü oynamaya geri dönmesini umuyorlar.