Prens Hassan bin Talal
Ürdün Prensi
TT

Hz. Muhammed’in doğumu ve manevi uyanış ilhamı

Nurlu Rebiulevvel ayında, materyalist eğilimlerin ve kanlı çatışmaların hüküm sürdüğü çağımızda, bize umut ve temennilerimizi geri verecek, toplumlarımızda dengeyi, uyumu ve huzuru yeniden sağlamamıza yardımcı olacak insanlığın ilham verici örneğini hatırlama ve hatırlatma ihtiyacımız artıyor.
Kimi zaman şairler bir fikrin güzelliğini ve ihtişamını ifade etmekte düşünür ve filozoflardan daha yeteneklidirler. Bu nedenle Ahmed Şevki’nin Peygamber Efendimizi öven şu mısralarını zikretmek istiyorum:
Allah seni müjdelediğinde gökyüzü süslendi
Çöl misk gibi koktu
Sonra sen, hatları hak olan
Alnı hidayet, hicap ve nübüvvet nuruyla parlayan
Halil’in rehberliğini ve özelliklerini taşıyan yüzünle
Tüm dünyayı aydınlattın
Hz. Muhammed’in doğumu, bütün insanlık tarafından kutlanmayı hak eden bir hadisedir. Peygamberimizi gerçekten tanıyanlar onun “Alemlere rahmet” olduğunu bilirler. Nitekim tarafsız ve adil gayrımüslimler de bunu dillendirmişlerdir. Ünlü Rus yazar Tolstoy, Hz. Muhammed’in sosyal yapıya büyük hizmetler yapan büyük reformculardan biri olduğunu belirtmiştir. Tek başına bir ulusun tamamını hakikate yönlendirmesinin ne kadar büyük bir reformcu olduğunu gösterdiğini kaydetmiştir.
Kur’an-ı Kerim, peygamberleri, özellikle evrensel ilkeler ve ahlaki değerler bakımından birbirini doğrulayan ve bağlantılı bir sistem olarak görür.
Allah Teala şöyle buyurur:
“De ki: “Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve onun neslinden gelenlere indirilene; Rableri tarafından Musa'ya, İsa'ya ve bütün peygamberlere Rablerinden verilenlere de inandık, onlar arasında hiçbir ayırım yapmayız ve biz O'na teslim olanlarız” (Al-i İmran 84).
Ortak ve benzer noktalar aramak peygamberlerin kişiliğinin temel bir özelliğidir. İslam’ın davet ettiği en önemli noktalardan biri, güzel ve iyi ahlaktır.
Nitekim Resulullah “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” diye buyurur.
Ahlaki dayanışmaya ihtiyacımız olduğu konusunda hepimiz hemfikiriz. Papa Hazretleri'nin son mesajında ​​belirttiği gibi, hepimiz kardeşiz.
Peygamberler ilham verici öğretmenlerdir. Akla ve vicdana hitap ederler. İnsanların ruhlarını arındırmaya ve ahlaki olarak onları yükseltmeye çalışırlar.
Allah, Bakara suresinin 2/151. ayetinde “Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyacak, sizi küfür, şirk, nifak gibi pisliklerden arındıracak, size kitap ve hikmeti öğretecek, bilmediklerinizi bildirecek bir peygamber gönderdik” diye buyurur.
Resulullah (s.a.v) da kendisini bir öğretmen olarak tanımlar: “Allah beni sıkıntı verici ve zorlaştırıcı olarak göndermedi. Beni ancak kolaylaştırıcı bir öğretmen olarak gönderdi.”
Nübüvvet peygamberlerin insani yönünü ortadan kaldırmadı, aksine onları yüceltti, güzelleştirdi ve kemale erdirdi: “De ki: Ben de sizin gibi insanım. Şu farkla ki, ilahınızın bir tek ilah olduğu bana vahyolundu” (Kehf 18/110) ayetinin derin anlamı, Vahyin peygamberlerin kalbine dokunmasından sonra bile insani doğanın varlığını koruduğunu doğrulamaktadır. Bu anlam, Yaradan’ın insanı onurlandırdığı derin anlamlarla uyum içindedir.
Hz. Muhammed bin Abdullah, erdemli bir şehir hayali kuran idealist bir düşünür değildi. Aksine, bir komutan, milletini iç çekişmelerinden kurtaran, ona hakikat, kardeşlik ve doğruluk yolunda rehberlik eden bir sosyal reformcuydu. Nitekim Kur’an’da bu durum şu şekilde zikredilir: “Allah'ın size verdiği nimetlerini hatırlayın. Siz birbirinize düşman iken, kalplerinizi nasıl uzlaştırdı da O'nun bu nimeti sayesinde kardeşler oldunuz” (Al-i İmran 3/103).
Resulullah’ın mesajı ne milliyetçi ne de kabileciydi. Bütün insanlık için doğru yolu aydınlatan evrensel bir mesajdı.
Resulullah, sosyal bir gerçeklik olarak davet ettiği ve inandığı söylemlerin beden bulmuş haliydi. İnsanlık tarihimizde ender bir durumu temsil ediyordu. Derin bir fikir ile devlet işlerini mükemmel bir şekilde yürütme yeteneği kendisinde toplanmıştı.
Onun doğumu, ümmetine ayrılık ve çatışmayı reddetmesi için bir mesajdır. Bu mesaj aynı zamanda bütün dünya halklarına da yöneliktir.
Özellikle de yakın bir zamanda Birleşmiş Milletlerin (BM) 75’inci yıldönümünü kutladığımızı göz önüne aldığımızda, insanoğlunun evrenselliğinden, dünyanın, değerlerin zayıflaması ikileminden mustarip olduğundan bahsetme zamanı geldi.
Burada, kendini gözden geçirmenin ve geçmişteki insani deneyimleri ve girişimleri örnek almanın önemi ortaya çıkıyor.
Sözgelimi, Peygamberimizin gönderilmesinden önce Kureyş ve diğer Arap kabilelerinin, mazlum hakkını geri alana kadar zalime karşı tek el olmayı taahhüt ettikleri “Erdemliler İttifakı” gibi. Resulullah (s.a.v) bu ittifak hakkında şöyle buyurmuştur: Bu ittifakta yer almış olmanın mutluluğunu güzel ve kızıl develere değişmem. Bugün de böyle bir antlaşmaya çağrılsam tereddüt etmeden giderim.
Bu noktada, tekrarlanan kışkırtıcı eylemlerin, dinlere ve peygamberlere hakaretin, nefret uyandıran bir katalizör görevi gördüğü, halklar arasında aşırlık ve anlaşmazlık ateşini yaktığının altını çizmeliyiz. Bu nedenle, toplumsal huzuru korumak, nefret ve anlaşmazlık nedenlerini ortadan kaldırmak için bilge insanlar, uluslararası antlaşmalarla peygamberlere hakaretin suç kabul edilmesini sağlamalılar.
Peygamber Efendimize yönelik zaman zaman su yüzüne çıkan hakaret dolu içeriklere karşılık olarak bazı Müslümanlar, kendilerini bu hakaretlere aynı şekilde karşılık vermek zorunda hissediyorlar. Bu yüzden, Peygamber Efendimizi savunmanın en iyi yolunun, kendisini tüm insanlığa iyi bir örnek olarak sunmak ve peygamberlik karakterini açıklamak olduğunu anlamalıyız.
Buna ilaveten, dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar, komşuları ile ilişkilerini genişletmeli ve iyileştirmeli, insanlar arasında iç barışı savunan adil ve vicdanlı sesleri desteklemelidir.
Bugün Müslüman bir zihnin ilk görevi, İslam'ın mesajının insani derinliğini yeniden keşfetmektir. Bu, kültürel alanımızda var olan medeniyetler ve inançlar çatışması gibi yaygın söylemleri aşarak, kültürler diyaloguna intikal etmeyi, ortak insani değerler, bilimsel ve irfani tekamül arayışında olmayı gerektirir.
Şu soruları mutlaka sormalıyız: Farklı dinlerin mensupları, insan hayatının karşı karşıya olduğu zorluklarla yüzleşmeye nasıl katkıda bulunabilirler? Doğanın gücünden kaynaklanan temel afetler, salgınlar ve kıtlıklar gibi öngörülebilen felaketler, endüstriyel ve nükleer gibi geçici felaketler veya savaşlar ve çatışmalar gibi kasıtlı felaketler ve bunların milyonlarca göçmen ve evsiz barksız insan gibi sonuçları karşısında ne yapabilirler?
Göç ve ilticanın neden olduğu acı ve sıkıntılar konusunda Peygamber Efendimiz ve ashabının hicretinden çıkarılacak ders, göçmen ve mültecilerin sayısında önemli bir artışa tanık olduğumuz bugünlerde bizleri, sebeplerini araştırmaya davet ediyor. Bu acıyı önlemek ve hafifletmek için bugün ve geleceğe dair net bir vizyonu temel alan bir metodolojiye dayalı  planlamaya teşvik ediyor. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği Bürosu (UNCHR) ile çalıştığım sırada, insanları bu konuda bilinçlendirmeye çalıştım. Dünyanın her yerinden insanların muzdarip olduğu göç ve zorla yerinden edilmeyle başa çıkmak adına küresel bir insani yardım sistemi kurmak için gereken önlemleri tartıştım.
Bu noktada şunu söylemek istiyorum: Bugün ve yarın dünyamızda somut etkileri olacak iç ve dış barış için uygulanabilir bir hukuk haline gelmesi amacıyla uluslararası insancıl hukuku harekete geçirmek zorundayız.
Peygamberler insanların acılarını ve anlaşmazlıklarını artırmak için gelmediler. Bu yaklaşıma uygun olarak, Hz. Muhammed, merhametli ve alçakgönüllü, Allah’ın yarattıklarına karşı nazik ve şefkatliydi. Kendisi için ne istiyorsa onlar için de isterdi. Nitekim, “Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz” diye buyurmuştu. İncil’de de “İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın” (Matta’ya göre İncil Bab 7) diye buyrulmuştur.
Bugün ihtiyacımız olan, Allah’ın sevgisini somutlaştıran bir dindarlıktır. Bu, dar gerginlik ve anlaşmazlık arayışından, doğruluk, iman ve iyi amellerin genişliğine götüren bir ibadettir. Burada, İslam’ın kendisini en önemli şartlarından biri kabul ettiği zekatın; pratik bir iyilik biçimini ve sosyal dayanışmayı sağlayan, bir yandan manevi ve ahlaki yönler, diğer yandan sosyal ve ekonomik yönler arasındaki bağı derinleştiren sosyal adalete ulaşmayı temsil ettiğini belirtmeliyiz.
Son olarak; Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed hayatımızı doğru yaşamamız için bir imkandı. O’nun hidayeti ve mesajıyla hayatımızı yenileyecek miyiz yoksa onun yolundan ayrılarak kendimizi sürgün mü edeceğiz?
Gelin, İslam için değerler dünyasındaki konumuna uygun olacak o yaratıcı medeniyet eylemini yaratalım ve bir medeniyet meşalesi yakalım.