Semir Ataullah
Lübnanlı gazeteci - yazar
TT

Onunla Nevair şehrinde karşılaştım

Bazı insanları çok daha önceden tanıdığınız hissine kapılırsınız. Bu his onları daha önce sinemada görmüş olabileceğinizle ilgili bir kafa karışıklığı değildir. Etraflarına yaydıkları şefkat ve tevazudan sebep onları mahallenizden birileri gibi hissedersiniz. Hama şehrindeki bir otelin lobisinde Sean Connery’le selamlaşmak üzere ona yaklaştığım sırada tam da böyle hissettim. Onu bana hatırlatan şeyin tüm dünyanın bildiği James Bond filmlerinde oynadığı yavaş konuşan bir adamı canlandırdığı o küçük rolden daha iyi bir şey olduğunu düşündüm. Tüm içtenliğiyle gülümseyerek yakınında duran eşine şu cümlelerle seslendi: “Tahmin et dostumuz beni nasıl hatırlıyor.” Ardından eşine bunu anlattı. Fakat anlattığı gülünecek, tebessüm edilecek hatta dudak kıpırdatacak cinsten değildi.
Sean Connery, James Bond’daki ilk rolüyle ilk kez sahneye çıktığında, sinemayla yakından ilgiliydik. Biz evine onlarca film seçeneği gelenlerden değildik. Filmlere biz giderdik. Film yıldızları sıradan bir insan değil birer ‘kahramandı’. Onlardan biriyle karşılaşmanız anlatılacak bir hikaye olurdu.
Geçmişte Fatin Hamama’nın filmlerini ‘izlemenin’ etkisi üzerine yazardım. Hamama, bir keresinde Londra’daki ‘Albert Hall’ salonundaydı. Biz törenden çıkarken o sırada yanımızda bulunan Ahmed Bahauddin, gülerek, “Bundan sonra Fatin’i izledim değil, Fatin’le karşılaştım diyeceksiniz” dedi. Daha sonra sinemanın bu en ince sesine sahip kadınıyla Kahire’de Bahaa ve Daisy’nin evinde karşılaştım. Onun da benim de sevdiğimiz Kahire’deki o asil evlerde bana rehberlik eden Bahaa idi. Tıpkı Yukarı Mısır’ın geri kalanı gibi bu evlere bayıldım. Yukarı Mısır’daki bu evler; siyaset, gazetecilik, sanat, edebiyat ve belediye başkanlığında birer yıldız oldular.
Sean Connery, İskoçya'nın en fakir mahallesi olan Edinburgh'da büyüdü. Babası bir fabrika işçisi, annesi evlere giden bir temizlikçi. Evi ise diğer komşuları gibi banyosu dışarda olan tek göz odadan oluşuyordu. Aynı komşular şansa da komşuydu. Genç adam iş bulabildiği her yerde çalıştı. Özellikle de tabutları parlatma işinde yetenekliydi. Tiyatro temizleme işiyle meşgul olduğunda ise sahnenin altında değil üstüne olmanın hayallerini kuruyordu. Sonrası bilindik hikaye: Çokça çaba, fırsatlar ve efsanevi şans. James Bond'u oynamasına ilk itiraz eden, karakterin yazarı Ian Fleming'di. Ancak yönetmen ısrarcı oldu. Edinburgh'un kenar mahallelerinden uzakta yaklaşık 400 milyon dolar değerinde ve ihtişam ve dünya şöhreti yıllarca süren bir efsane doğdu.
Ancak en çok İngiliz ajanı 007 rolüyle tanınan adam, ülkesinin İngiliz Kraliyetinden bağımsızlığını isteyen bir İskoç milliyetçisi ayrılıkçı olarak kaldı. Elinin üstüne ‘Sonsuza dek İskoçya’ sloganını dövme yaptıran Coonery, ayrılıkçı partiyi destekliyordu. İskoçların meşhur cimriliklerine rağmen, hayır işlerine çok bağışta bulundu. 2006'dan çok önce emekli olmaya karar vermişti, ancak İskoç derneklerinin kendisinden yardım talep etmesi nedeniyle oyunculuğa devam etti.