Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni
TT

Irak’ta yeri olmayan adam: Kazımi

Bu kez sorumluluk ne Saddam Hüseyin rejimi kalıntılarına yüklenebilir, ne DEAŞ veya Büyük Şeytan’a itham edilebilir. Hikaye, Mukteda es-Sadr'ın devletdışı güçler olarak adlandırdığı tarafların icatlarından biri. Parmak izleri temiz ve net, güneş gibi parlıyor.
Mustafa el-Kazimi'nin hedef alınması şaşırtıcı değil. Amerikan işgali sonrası Irak döneminin sayfalarını çeviren kişi olarak hedef alınması beklendik. Kazimi fırtınanın merkezinde rüzgarlara karşı durdu. Bu nedenle masum sayılamaz. Ağır cezayı hak eden bir şey yaptı. O, ülkesinin  egemenliğine saygısızlığın bağımlısı haline gelen bir mekanizmanın tekerlekleri altından Irak devletinin gücünü çekip kurtarmayı amaçlayan darbenin lideridir. Bu ne kolay ne de basitti. Olaylar ısınmadan gerçekleşmesi imkansızdı. Kindar güçlerin bayraklarını indirmelerini, teslim olmalarını, ayrıcalıklarından ve açgözlülüklerinden kolayca vazgeçmelerini kimse beklemiyordu.
Mustafa Kazimi bilgiler ve okumalar dünyasından geldi. Bu yüzden yerel, bölgesel ve uluslararası dikenleriyle hikayeyi biliyor. O bir maceracı ya da kumarbaz değil. Zorlukları ve tuzakları biliyor. Bu nedenle yavaş ve akıllıca ilerledi. Bir bomba imha uzmanı gibi hareket etti. Patlayıcı mekanizmaları söktü ve bu mümkün olmadığında da, yolu ve mayın tarlalarında ilerleme koşullarını unutmadan daha sonraya erteleyip etrafından dolandı. İlerleyebildiğinde ilerleyip, geri çekilmesi gerektiğinde çekildi. Girişimlerde bulundu ve bekledi. Teklif sundu ve uzlaştı. Ama her halükarda, savaşının özünden, Irak devletinin restorasyonundan vazgeçmedi.
Düşünülmüş cümleler ve sakin tavırlarla, geçtiğimiz yıllar boyunca silahlar ormanının yuttuğu bir aktörden yardım almaya çalıştı. O aktör, sessiz ve sabırlı çoğunluk dışında hiç kimse ile bağlı olmayan, korkuları ve acısıyla bir kenarda oturan sıradan Iraklıydı. Bu sayede normal bir devlet rüyasının önemli sayıda Irak vatandaşı arasında canlandığı söylenebilir. Polisin polis, mahkemenin mahkeme olduğu normal bir ülke. Irak’ın kararlarının, seçilmiş meşru kurumlarda üretildiği ve birincil amacının, Iraklıların güvenlik ve çıkarlarını, ülkelerinin istikrar ve refahını korumak olduğu bir ülke.
Kazimi, bir Iraklının Avrupa cennetine ulaşmak için “ölüm botlarına” bindikten sonra boğulduğunu ya da bir Iraklının Irak cehenneminden kaçtıktan sonra şu ya da bu ülkede tutuklandığını duyunca acı çekiyor. Acı çekiyor, çünkü Irak, devlet varlığını ve rolünü yeniden kazanırsa ve geçmişe giden trene değil, çağın trenine katılırsa, refah ve düzgün bir yaşam koşullarına zaten sahip.
Kazimi, felaketin Irak devleti yerine Irak arenası fikrinin pekiştirilmesiyle başladığını biliyor. Arenanın başarısızlık ve kötüye kullanım için bir formül olduğunu da. Irak arenasındaki piyonları hareket ettirmeye, Irak’ı alternatif savaşlar için bir sahneye, füzeler için bir platforma ve bölgesel bir darbede bir karta dönüştürmeye olanak tanıdığını, ayrıca, istikrar, yatırım ve refah şansını baltaladığını biliyor. Irak arenası; iç savaş, yoksulluk, doğal çevre ve dünya ile kopuşla tehdit edilen dağılmış bir Irak’ın varlığının devamı demektir.
Kazimi diğerlerinin savaşları için bir arena olan Irak’ın yerine bölgesel güçler arasında köprü olan bir Irak imajı sundu. Yıllardır kanayan, ilerleme ve birbirini takip eden teknolojik devrimler treniyle ilerleyen dünyanın gerisinde kalan bir bölgede diyalog, çıkar ortaklığı ve istikrar projesi ülkesi görüntüsü çizdi. Cumhurbaşkanı Berham Salih'in direktifleri ile uyum içinde ve Irak'ın Araplar ve dünya nezdindeki birikiminin yardımıyla Kazimi, Irak'ın Arap ve uluslararası ilişkiler halısını örmeye çalışmaya başladı. Bazı milisler, bu dengeleme politikasını büyük bir endişeyle karşıladılar. Devletin bölge ve dünyaya tek ve birleşik bir ses, devletin politikalarına karşı çıkan silahlı grupların ve sözlüklerinin denetiminden kurtulmuş kurumlar ile yönelmesini sağlamayı amaçlayan politika karşısında kaygıya kapıldılar.
Kazimi, İran’a düşmanlığın Irak'ın çıkarına olmadığını düşünüyor. Coğrafyanın gerçeklerini ve ülkenin bileşiminin gerçeklerini biliyor. Ancak İran'a bağlı olmanın ve onun kararlarını takip etmenin de Irak’ın çıkarına olmayacağını biliyor. Bu nedenle, gerçekçilik ve sükunetle Irak'ın bölge ülkelerine ve tek tek dünya devletlerine hitap etme hakkını savundu. Yeşil Bölge’nin eteklerinde kartları yeniden karma oyununa, Bağdat veya Erbil’de atılan başıboş füzelerin yankılarına boyun eğmeyi reddetti.
İçeride Kazimi bir suç daha işledi. Şeffaf olmayan ve oldukça bariz olan güçlerin, kendi talimatlarına uymayanları öldürme hakkını reddetti. Politikası, meydanlarda gençlerin karşısına susturucular ve hançerlerle çıkan güçlerin ifşasına katkıda bulundu. Suçları soruşturmakta diretmesi, aktivistleri kovalayan "ölüm mangalarının" kimliğini ortaya çıkardı. Katillerden bazılarının üniforma sahibi ve güvenlik güçleri kimliğinin arkasına saklandıkları da açığa çıktı. Bu korkunç. Yine bazı güçler suç mahallinde izlerini bırakmadıklarını, olur da bırakmışlarsa devletin izleri takip etmeye ve hakkında konuşmaya cesaret edemeyeceğine güveniyorlardı. Ne var ki sessiz ve sakin adam, silah baronlarını hayal kırıklığına uğrattı ve sıradan Iraklının yaşadığı felaketin yaratıcılarını tanımasını sağladı.
Devletin içerideki ve dışarıdaki imajı düzeldi. Ancak temsilcilerini seçmeleri ve yönelimlerini netleştirmeleri için Iraklılara, halkın kendisine geri dönmek gerekiyordu. Bu nedenle seçimler, Iraklı gençlerin taleplerini karşılamaya ve devlet projesinin vatandaşlar arasındaki birikimini artırmaya  yönelik bir sınavdı.
Bazı milis gruplar, silahlarının sandığı kendilerine boyun eğmeye zorlamayı başaramamasına şaşırdılar. Bu nedenle Iraklı ve yabancı gözlemcilerin söylediklerinin aksine, seçimlerin dürüstlüğünü sorguladılar. Seçim sonuçlarının ifşa ettiği milisler, seçimlerde hile yapıldığına dair yaptıkları başvuruların ikna edici sebeplerden yoksun olduğunu bildikleri için Kazimi'yi seçimlere hile karıştırmakla suçladılar. Böylece Yeşil Bölge’nin eteklerindeki yıldırma ve sindirme süreci başladı. Milisler, ikna ve oylara değil, silah ve roketlere inanırlar. Onlar, gerçekleri tersine çevirme, vatandaşa ve devlete güç ile hitap etme okuludur. Arena sözlüğü, kararların silahın namlusunda, hükümet ve meclis dışında formüle edilmesidir.
İran-ABD deprem hattında yaşayan Kazimi'ye suikast girişiminde insansız hava araçlarının kullanılmasının tek açıklaması, Irak’ın arena olarak kalması için ısrar edildiğidir. Iraklılar ve Irak’ın dostları şanslılar ki bu girişim başarısız oldu. Arap ve uluslararası tepkilerin, bombalar, İHA’lar ve suikastlar sözlüğüne sıkı sıkı tutunanların izolasyonunu kat kat artıracağı aşikar ama bu, onların başka yollar denemeyecekleri anlamına gelmiyor. Seçimlerin ardından Irak bir yol ayrımında. Yeni hükümet ya devletin restorasyonu projesini sürdürecek ya da arena mantığına boyun eğecek. Bu bir bahis ve test. Kazimi'ye gelince, devlet projesini uyandırma suçunu işledi. Bu da halkın övgüsüne mazhar olan, ama milislerin ağır cezasını hak eden bir suç. Kimisi Kazimi'nin Irak devletinin geri dönüşünün temel taşını koyduğuna inanırken, kimisi de kendisine yer olmayan bir hayalperest olduğuna inanıyor.