İmil Emin
Mısırlı yazar
TT

NATO ve karşıtlar ittifakı ile yüzleşme

Geçen hafta başlarında Rus-Ukrayna sahnesinde birkaç gün hüküm sürmüş gibi görünen nispi sakinliğe rağmen, endişeler yeniden büyüdü. Nedeni de bir yanda ABD'nin Avrupa sahnesini militarize etmeye yönelik amansız girişimleri, diğer yanda Rusya'nın, silahlı güce başvurmaya karar vermesi halinde tepkisini paylaşması muhtemel olan komşu bir ülkenin sınırlarına büyük kuvvetler sevk etmesi.
Çarşamba günü, ABD Başkanı Joe Biden, Doğu Avrupa'daki NATO ülkelerini güçlendirmek amacıyla Polonya, Almanya ve Romanya'da konuşlandırılmak üzere resmi olarak 3 bin asker göndermeye karar verdi.
Bu yeni icraatla yakında ısınacak yeni bir soğuk savaşın kokusu mu duyuluyor?
ABD Savunma Bakanlığı'nın şu anda gerekirse 8 bin civarında asker göndermeye hazır olduğu biliniyor. Askeri bir çatışma durumunda bu sayının on binlere kadar çıkabileceğini açıkça söyleyebiliriz. ABD'nin son hamlesi, psikolojik bir savaşın parçası gibi görünüyor, başka bir anlamı yok. Zira Washington, nihayetinde Moskova ile ne bir zafer ne de yenilginin olmayacağı, aksine her iki tarafın da ağır bir kayıp yaşayacağını bildiği bir çatışmaya girmek istemiyor. Belki de bu yüzden ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü John Kirby "Bu güçler Ukrayna'da savaşmayacak" açıklamasını yaptı.
Peki, ama ya Rusya'nın doğrudan yanıtı, Çar Putin'in talep ettiği Rus güvenceleri konusundaki NATO tutumunun mutlak bir reddi şeklinde olursa?
Rusya’nın yanıtı, eski KGB generaliyle aynı türden yani belirsiz görünüyor. Belirsizlik öyle bir kerteye vardı ki, Rusya Devlet Başkanı Putin'in Sözcüsü Dmitri Peskov, Kremlin’in efendisinin zamanının geldiğini düşündüğünde yanıtın kamuoyuna duyurulacağını açıkladı. Bu, Amerikalıların gizlice değil, alenen söylediği gibi "Rus tilkisi"nin herkesle oynadığı, kimsenin aklında ne olduğunu ve bir sonraki adımının ne olacağını bilmediğini doğruluyor.
Biden'ın 3 bin asker gönderme kararına Rusya'nın tepkisi zekiceydi ve anın çelişkilerini nasıl değerlendireceğini iyi bildi. Peskov, ABD'nin aslında Avrupa'daki gerilimi tırmandırmaya devam ettiğini vurguladı. Rusya'nın tarihsel komşusu olanlar dahil olmak üzere, Amerikan kuvvetlerinin Avrupa topraklarında konuşlandırılmasının, Rusya'nın Amerikan eylemleri hakkında endişe duymak için açık ve meşru nedenleri olduğuna dair hiçbir şüpheye yer bırakmayan bir mesele olduğunun altını çizdi. Bilhassa lojistik varlığının Ukrayna veya Gürcistan topraklarına uzanması durumunda planladığı eylemleri hakkında endişelenmeye hakkı olduğunu tekit etti.
Perşembe günü, endişe geri dönerek kanatlarını tekrar Avrupa kıtasına yaydı. Görünüşe göre NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Rusya'nın Ukrayna çevresine kuvvetlerini sevk etmeye devam etmesinden rahatsız. Rusya kuvvetlerini bu sefer doğrudan Ukrayna sınırında değil, geleneksel müttefiki olan Belarus sınırında konuşlandırdı. Rakamların diliyle konuşacak olursak, Belarus'ta yaklaşık 30 bin Rus askerinin varlığı kesin ve bu, Rusların Soğuk Savaş'tan bu yana müttefik bir cumhuriyetteki en büyük askeri konuşlandırması.
Avrupa'yı daha da endişelendiren, bu kuvvetlerin Rus özel kuvvetleri, gelişmiş savaş uçakları, İskender kısa menzilli balistik füzeler ve S-400 hava savunma füze sistemleri tarafından desteklenmesi.
Başkan Putin, ABD'nin tepkilerine karşı kayıtsız, çünkü NATO’yu Moskova ile yüzleşmekle sınırlı olmayıp daha geniş kapsamlı bir çatışmaya dahil etme planları olduğu açık. Peki, ya bununla ilgili ne söylenebilir?
Kısacası ve büyük olayların gelişmesiyle ortaya çıkan yan etkilerin birçoğu gibi, bu kez, nesnel koşullar, Moskova ile Pekin arasında ve ötesinde, tabiri caizse bir karşıtlar ittifakının ortaya çıkmasına olanak tanıyabilir. Uzak veya yakın zamanlar boyunca Rus uygarlığı, tarihi, askeri ve siyasi tabakaları, Çinli muadiline karşı kendisini hiç tam olarak rahat hissetmedi. Öte yandan, Rusların nükleer cephaneliği ve askeri sanayileri Çin için gerçek bir tehdit olmasaydı, Çinlilerin de en yakın komşuları Rusya'ya karşı pozisyonları farklı olabilirdi.
O halde, belirli bir anda ortak bir hasımla yüzleşmek amacıyla buluşan karşıtlar ittifakı, bir pragmatik, tabiri caizse zamanlanmış bir ittifaktır.
Bu karşıtlar ittifakı, her şeyden önce bir Rus siyasi tepkisi gibi görünüyor. Her durumda, herkesin diğer seçeneğe (başka bir Samson) başvurmayı planlaması ve diplomatik yolların engellenmesi halinde, kendi içinde etkinleştirilebilir askeri araçlar taşıyor. Bu, özellikle her ikisi de bazıları kamuya açık ve çoğu gizli olan Amerikan baskılarıyla karşı karşıya kaldıklarından Moskova ve Pekin'in ana odak noktasını oluşturdukları, coğrafi anlamda bir kıta ittifakının kuruluşuna yakın bir fikir görünüyor.
Washington ve Brüksel'i rahatsız edebilecek husus, bu karşıtlar ittifakının çemberinin güneybatı yönündeki ülkeleri, özellikle de İran'ı da içine alacak şekilde genişleme potansiyelidir. Çünkü bu ittifak Tahran için bir can simidi olacak. Keza Çin ile uzun zamandan beri yakından bağlantılı olan Kuzey Kore için de. İttifak çağrısı Belarus, Pakistan ve Suriye gibi bazı eski Sovyet müttefiklerine de uzanabilir. Daha sonra, Amerikanlaşmaya denk nesnel birçok küreselleşme karşıtı güç su yüzüne çıkabilir. Bunlardan bazıları Venezüella, belki Küba ve diğerleri gibi ABD’nin jeo-stratejik çevresinde görülebilir.
Washington yeniden bir kaymanın eşiğinde mi?
Yakın bir zamanda Washington'un başta Avrupa olmak üzere dünyanın diğer bölgelerinde taşıdığı ağır Avrupa yükünü yeniden taşımasını reddeden Cumhuriyetçi Senatör Josh Hawley’in belki de sonuçları hakkında uyardığı şey buydu.
Peki, ne olacak?
Şu anda duruma belirsizlik hakim ve insan kartopu senaryosunun üstün gelmesinden korkuyor.