Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski hakkında en olumludan en olumsuza varıncaya dek takdir ve kınama hususunda pek çok söz öylendi. Onunla ilgili tartışmasız bir husus var ki, o da dünya kamuoyunu kazanmak ve savaşın seyrinde rol oynayabilecek hükümetleri etkilemek için olağanüstü bir çaba sarf etmesidir. Bu nedenle, neredeyse her gün etki edebilecek olan ülkelere ve halklara hitap ettiğini görüyoruz. Parlamentosu aracılığıyla, her bir devlete ve halka yönelik söylemlerinde ortak paydalarını vurguluyor ve deneyimlerini, liderlerinin söz ve pozisyonlarını gündeme getiriyor. Ayrıca dinleyicilerini, ülkesini terk etmelerinin çıkarlarına zarar vereceğine, aynı zamanda bağlı olduklarını iddia ettikleri değerlerle çeliştiğine ikna etmeye çalışıyor. ABD, İsveç, Avustralya, Kanada, Fransa, İsrail ve diğer birçok ülke, ona yöneldi ve hassasiyetleriyle, tarihsel ya da politik hususiyetleriyle bir tutum takındı.
Aynı şeyi ülkesindeki siyasiler, dünya gazetelerinde yayın yapan veya televizyonlarına konuşan aydınlar, yazarlar ve sanatçılar da yaptı. Bununla ‘aşağılanmış’ veya ‘onursuz’ görünmediler, dinleyicilerine, Ukraynalıların yanında durmalarının görevleri ve çıkarları olduğunu söylediler. Fikir birliği içerisinde kendilerine yönelik hitapta ölçüyü kaçıranları eleştirdiler ve onları ihmal olarak düşündükleri şeylerle ve sorumluluklarını yerine getirmemekle suçladılar. Ukrayna’nın söylemlerinin doğruluğu ve Ukraynalıların bunlara ne ölçüde bağlı oldukları bir kenara, söz konusu söylemlerde adaletsizliği reddetmek, adaleti yüceltmek ve güçlünün zayıfa uyguladığı saldırganlığı kınamak gibi ahlaki ve insani ortak noktalara vurgu hâkim oldu.
Arap dünyasında, özellikle de Filistin meselesiyle ilgili olarak, dünyanın çatışmalardaki etkisini sorgulamadık. ABD’nin ve Batı Avrupa etkisinin öneminden şüphe duyulmuyordu. Ekim 1973 savaşı bunun delilidir. Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat, ABD’nin dikkatini bölgeye çekmek istedi. Merhum Filistinli lider Yaser Arafat, defalarca Amerikalılar ve diğer etkin Batı ülkeleri tarafından tanınmak için savaşıyor gibi gösterildi. Yetmişli yıllardaki uçak kaçırma olaylarının sorumluları bile amaçlarını, “dünyanın dikkatini davamıza çekmek” olarak tanımladılar. Araplar arasında yaygın olan “çifte standart” teorisi, bunu mazlumiyet yoluyla duyuruyordu ve hala da öyledir. Şiirsel alıntılara düşkün olanlar yıllarca, Mütenebbi’nin Seyfü'd-devle’yi nitelerkenki ikiliği hatırlattılar: “Sen düşmansın ve yargıçsın.” Bu sözle, Prens el-Hamdani’yi ve Batı'yı kastediyorlardı.
Mevcut durumu kabul, etkili olması beklenen kişilere yönelik sürekli hitap ile birlikte değildi. Dar diplomatik dünyada olup bitenler dışında, kültürde, değerde, deneyimlerde veya çıkarlarda ortak olan şeyler üzerinde durulmadı. Diplomatik alanda, liderlere ve üst düzey politikacılara hitap edildi. Kamuoyu liderleri ve sivil toplumun birçok kademesindeki sembol isimler dikkate alınmadı. Ayrıca, her zaman bir dil sorunu süregeldi. Camp David'de Sedat ile İsrail Başbakanı Menahem Begin arasındaki müzakereleri eleştiren bazı kişiler, öncelikle siyasi dilin yokluğuna dikkat çektiler. Uzlaşı zamanında Begin ile ‘kardeşçe’ konuşuyor, çatışma anlarında savaşa geri dönmekle tehdit ediyordu. Bu iki arasında ise neredeyse hiçbir şey yoktu.
Henüz eleştirinin konusu olmayan söylem tarihi var. Bunu şöyle ifade edebiliriz: “Emperyalizm ve Siyonizm aynı şeydir. Yani, çıkarımıza olacak şekilde müdahale etmesini ve çifte standardı bırakmasını istediğimiz Batı, savaştığımız ve düşman olarak gördüklerimize benzemektedir. Bu bilgeliğe göre uçakları kaçıranlar, sivil yolcuları kaçırarak Batı'nın dikkatini çekmek istediler! Dolayısıyla düşman cephelerini genişlettikten sonra, en iyi ihtimalle Batı'yı lehimize müdahale etmekten muaf kılıyor ve en kötüsü ise onu İsrail adına müdahale hazırlığına sevk ediyorduk.
Son on yılda etkili olabilecek ülkelerden, Suriye'de veya Libya'daki katliamı durdurmaları için müdahale etmeleri talep edilmeye başlandı. Ancak, utangaçlık ya da takip etme isteksizliği çok güçlüydü. Geçmiş deneyimlerin ağırlıkları ve ihanete uğramaktan kaçınma ön plandaydı.
Birisi şöyle diyebilir: Bu işe yaramaz. Ukrayna Avrupalı, biz değiliz. Batılılar onu dinliyor, bizi dinlemiyorlar. Büyük olasılıkla bu argüman tamamen geçersiz değildir. Çünkü duygular, önem verilen hususlar ve etki derecesinde çeşitli farklılıklar vardır. Ancak bu, daha fazla duyulmak için çaba sarf etmek ve diğer birçok konuda onlarla aynı fikirde olmak zorunda kalmadan etkin güçleri kazanmak için harekete geçmek konusunda diğer bir sebeptir. Elbette burada çeşitli engellerin üstesinden gelinmesi gerekmektedir.
Geçmişteki çatışmalardan beslenen ve sahip olduğumuz herhangi bir kozmik bilinci zayıflatan derin bir marjinallik duygumuz var. Ayrıca meseleyi bir lider ile başka bir lider arasında olup bitenlerle sınırlayan bir siyaset anlayışı ve kardeşlik ile savaş arasında ortada yer alan bir iletişim eksikliği var. Bir de yardım istemenin, ‘onurlu insanların kaçınacağı dilencilik’ olduğunu düşünmemize yol açan bir imparatorluk zihniyeti var. Genel olarak, bilinç formları iç içedir ve karşılıklı olarak birbirini güçlendirir. Genel olarak, bilinç formları birleşir ve birbirini güçlendirir. Ancak sonunda yenilgiyi derinleştirmek dışında yenilenlere yol açmaz
TT
Araplar için Ukrayna bir ders mi?
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة