Tarık Alhomayed
Suudi yazar. Şarku'l Avsat eski genel yayın yönetmeni
TT

Suudi Arabistan… Obamacılık ve yüzleşme

‘The Wall Street Journal’ gazetesi, Suudi Arabistan-ABD ilişkileri hakkında bir hikaye yayınladı. Bu hikaye ancak Suudi Arabistan'ı şeytanlaştırmaya yönelik organize bir dezenformasyon kampanyasının parçası olarak tanımlanabilir. Birisi bunun sadece bir hikaye olduğunu ve hakkında yorum yapmaya bile değmeyeceğini söyleyebilir.
Böyle yapılması doğru değil. Yazılanların ciddiyetinin farkında olmalıyız. Çünkü yazılanların uluslararası etkisinin yanı sıra yasa koyucular, seçmenler, araştırma merkezleri, kitap yazarları ve ekonomi seçkinleri üzerinde derin bir etkisi var.
Burada hikayenin içeriğini değil, Suudi Arabistan'ı şeytanlaştırmaya yönelik bu dezenformasyon kampanyalarının temelini tartışacağız. Daha önce bunun hakkında birçok yazı yazmıştım. Şimdi bu kampanyaların çıkış noktasını ele alacağız.
ABD'de Suudi Arabistan'a karşı yürütülen kampanyalar yeni değil. 11 Eylül terör saldırılarından önce de bunlar vardı.
Yeni ve eski olan şey, bu kampanyaların sadece aktivistlerin ve lobicilerin çalışmalarının değil, aynı zamanda Obamacılığın bir ürünü olması. Obama’nın iktidara geldiği 2009 yılından sonra organize bir şekilde Suudi Arabistan'ı ve ılımlı ülkeleri şeytanlaştırma kampanyaları ve resmi sızıntılar başladı.
Burada Obama’nın bizzat kendisinden iki örnek vereceğim. Bunlar, Obama’nın Suudi Arabistan'a olan ideolojik düşmanlığının yanı sıra ABD medyasının ve ona bilgi sızdıranların apaçık tezatlığını gösteriyor. İlk örnek, Nisan 2015'te gazeteci Thomas Friedman ile yaptığı röportaj.
Obama söz konusu röportajında Suudi Arabistan’ın ‘işsiz gençler, yıkıcı ve nihilist bir ideoloji ve ülke içindeki memnuniyetsizlik yüzünden bazı dış tehditler ve aynı zamanda iç tehditler’ ile karşı karşıya olduğunu söylemişti.
İkinci örneğimiz Obama’nın 2016 yılında ‘The Atlantic’ ile verdiği uzun röportaj. Obama bu röportajında “Suudiler ve diğer Körfez ülkeleri, ülkeye para ve çok sayıda imam ve öğretmen akıttı” ifadelerini kullanarak Suudileri ‘Vahhabiliği’ desteklemekle suçlamıştı.
Röportajı yapan gazeteci, Obama'nın başkan olmadan önce 2002'de yaptığı bir konuşmada dönemin başkanı George W. Bush’u Suudi Arabistan ve Mısır ile ittifak kurduğu için eleştirdiğini ifade etti. Obama söz konusu konuşmasında Suudi Arabistan ve Mısır’dan ‘Orta Doğu’daki sözde müttefiklerimiz’ olarak bahsederek Bush’un iki ülkenin ‘yolsuzluğa müsamaha göstermeyi’ bıraktığından emin olmak için savaşmasını istemişti.
Gazeteci ‘Obama’nın Suudi Arabistan'daki kadın düşmanlığını eleştirdiğini’ ve ‘özellikle bir ülkenin, nüfusunun yarısını baskı altına aldığı zaman modern dünyada işlev göremeyeceğini savunduğunu’ belirtmişti. Obama’nın yabancı liderlerle yaptığı görüşmelerde “Bir toplumun başarısını kadınlarına nasıl davrandığına bakarak ölçebilirsiniz” ifadelerini kullandığını aktarmıştı.
Bu röportajda Obama, Suudilerin Orta Doğu'yu İranlılarla ‘paylaşması’ gerektiğini söylemişti. İyi de Obama bunları söylerken Suudi Arabistan zaten değişiyordu. Tam bir dönüşüm geçirerek radikalizmin tüm tezahürleri ile bağını kesti ve Suudi Arabistan, bölge tarihindeki en büyük yolsuzluk savaşına öncülük etti.
Suudi kadınları, ‘demokratik’ Arap ülkelerinde ve hatta İran’da kadınların elde edemediği haklara sahip oldular. Suudi Arabistan, Kral Selman bin Abdülaziz'in liderliğinde ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın doğrudan planlaması ve uygulamasıyla bütün sektörlerin kapılarını, tüm bölgeleri aşacak şekilde gençlere araladı.
Peki bundan sonra ABD kampanyalarında ne değişti? Hiçbir şey! Bilakis bu kampanyalar ve resmi sızıntılar arttı. Tüm bunların arkasındaki sebep hakim olan Obamacılık anlayışıdır. Şimdi Demokratların kendilerinin Obamacılık akımının İran'ın arkasından koşmasına karşı çıktığını görüyoruz. Ferid Zekeriya, The Washington Post’ta Suudi Arabistan ile ilişkilerin düzeltilmesi gerektiğine dair çarpıcı bir yazı kaleme aldı. Zekeriya yazısında “Uluslararası ilişkilerde ideoloji yerine strateji seçilir” ifadelerini kullandı. Bu, Obamacılık’tan ilk ayrılış olarak değerlendirilebilir.
Dolayısıyla dürüst bir eleştiriyle değil, bilakis dünü ve bugünü birbirini tutmayan bir Obamacı ideolojisi ile karşı karşıyayız. En önemlisi, ülkemizde meydana gelen değişim, Obamacıları ve diğerlerini memnun etmekten ziyade Prens Muhammed bin Selman'ın dediği gibi çıkarlarımıza hizmet etmektir. Bu nedenle öfkelenmemeli ve ilişkilerimizi koparmamalıyız. Bunun yerine yüzleşip açıklama yapmalıyız.