Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Kapalı Ukrayna tünelinin çıkışları

Kapalı Ukrayna tünelinin çıkışları

Pazartesi, 2 Mayıs, 2022 - 10:30

Avrupa’da 21’inci yüzyıldaki ilk askeri çatışmanın, özellikle şu üç duraktan sonra nasıl sona ereceği sorusunun yanıtı acil hale geldi. Bu durakların ilki, ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin'in geçtiğimiz hafta Almanya'daki bir askeri üstte ev sahipliği yaptığı ve katılımcı 40 ülkenin Ukrayna'ya daha fazla silah tedariki ve Rusya'nın komşu ülkeleri tehdit etmesini önleme sözü verdiği toplantının çıktılarıydı. İkincisi, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un ilk kez bir üçüncü dünya savaşının başlamasına yönelik “gerçek bir tehlikenin” ortaya çıktığı ve bu “tehlikenin ciddi ve küçümsenemez” olduğuna dair değerlendirmesiydi. Üçüncüsü, ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley'nin Rusya'nın cezasız ve yaptıklarının yanına kâr kalması durumunda mevcut uluslararası sistem denilen şeyin sona ereceği, bunun olması halinde de tehlikeli bir şekilde artan bir istikrarsızlık dönemine gireceğimiz yönündeki açıklamasıydı.

Bu gerçekler ve pozisyonlar, Ukrayna'daki savaşta gerilimin artmasına, şiddet ve kutuplaşmanın daha da hız kazanmasına aday olduğunu gösteriyor. Bu ise çatışmanın her iki tarafının da geri adım atmasının zor olduğunun işaretini veriyor. Fransa seçimlerinin sonuçlarının yansıttığı şey de buydu. Bunu en doğru ifade eden de Fransa ve Almanya "Avrupa'nın lokomotifleri" olduğu için Emmanuel Macron'un aşırı sağa karşı kazandığı zaferi "Avrupa'nın gücünün bir işareti" olarak gören Alman Şansölyesi Olaf Scholz oldu. Bu durum, Avrupa ülkelerinin ve ABD'nin Moskova'yı yenmek veya en azından hırslarını frenlemek konusundaki kararlılığını gösteriyor. Bununla birlikte, ABD ve Avrupalı müttefiklerinin silahları bugüne kadar Kiev'in sağlam durmasına ve müzakere pozisyonunu güçlendirmesine yardımcı oldu. Ancak ABD ve Avrupa ülkeleri savaşa doğrudan katılmadan yardımlarını sürdürdüler. İşler muhtemelen bu şekilde devam edecek, ki bu da Ukrayna'nın kesin bir zafer kazanmayacağı ve Rusya'nın da ağır bir yenilgiye uğramayacağı anlamına geliyor.

Ukrayna direnişinin Rusya'nın ilerleyişinin önünde durduğu doğru. Ancak Batı ittifakı henüz Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e geri çekilmesi için bir şey dayatmadı. Diğer yandan Putin de geri çekilme, kayıpları azaltma, daha önce açıkladığı yakın amaçlara, Ukrayna'dan daha büyük ve uzak politik hedeflere ulaşamayan savaşı sona erdirmek için bir yol arama niyetinde gibi görünmüyor. Hem de Ukrayna'yı kontrol edemeyebileceğini, yaptırımlar ve savaşın maliyeti nedeniyle rejimine ağır yükler getirecek tek bir maliyetli ve yasak askeri yola sahip olduğunu bilmesine rağmen...

Ancak ne olursa olsun Rusya nükleer bir güç ve imajı zarar görse bile Avrupa'nın en büyük konvansiyonel ordusuna sahip bir ülke olarak kalacak.

Peki, Avrupa ve dünya için sırada ne var? Kolektif Avrupa coşkusu devam edecek mi yoksa Avrupa savaştan önceki bölünmüşlüğüne ve şiddetlenen milliyetçiliğe geri mi dönecek? Savaş Avrupa’da birkaç hafta içinde büyük dönüşümler yarattı. Avrupa mülteci krizini aştı ve milyonlarcasını daha kabul etti. Almanya askeri harcamalarını benzeri görülmemiş bir şekilde artırmaya karar verdi. AB daha önce hayal bile edilemeyen Rus petrol ve gazı ithalatını "2030'dan önce" keseceğini açıkladı. Atlantik'in diğer ucunda; Kanada ve ABD'de, her iki partinin liderlerinin pozisyonlarının büyük bir bölümü, yönetimin Ukrayna'yı destekleme ve Putin'in yaptıklarını reddetme politikasında birleşmiş durumda.

Ancak Putin'in unutmayacağı bazı zıt göstergelere dikkat etmekte de fayda var. Macaristan'da Başbakan Viktor Orban'ın milliyetçi hükümeti, kolayca ve halkın çoğunluğu tarafından yeniden seçildi. Fransa'da cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aşırı sağcı lider Marine Le Pen, 2017 seçimlerinde yüzde 33,9 olan oranını gözle görülür bir biçimde artırarak seçilen cumhurbaşkanına karşı oyların yüzde 41,5'ini aldı. Donald Trump'ın ABD'de devam eden popülaritesi de bu fotoğrafın dışında değil.

Bu savaş muhtemelen kısa sürede elde edilecek ve kolay bir barışa izin vermeyecek. Putin taktik olarak geri çekilse bile barış geçici olacak. Putin’in tarzını ve hedeflerini değiştireceğine, Rus ekonomisinin ve siyasi sisteminin sonuçlarına katlanamayacağı ulusal emelleri bıkıp usanmadan gerçekleştirmeye çalışmayacağına inanmak zor.

Beklenmedik ve bağlam dışı gelişmeler meydana gelip bir çözümün önünü açmadıkça Ukrayna'daki savaşın geleceğine dair olasılıklar üçü geçmiyor.

İlk olasılık Putin'in geri çekilmemesi, Batı'nın silah sevkiyatının hızı ve boyutundaki artışla Ukrayna direnişinin devam etmesi... Bu olasılığın özellikle ekonomik ve mali açıdan Rusya'ya, siyaset ve ekonomide de Batılı müttefiklere yansımaları bulunuyor. Bu, müzakere turları, ortamı soğutmak oradan buradan girişimlerin eşlik ettiği, yıllarca sürebilecek uzun bir çatışma anlamına geliyor. Bu olasılık aynı zamanda Rus siyasi ortamında ordu içinde, Putin'e rotasını gözden geçirmesi veya değiştirmesi için baskı oluşturabilecek değişiklikler olasılığını da beraberinde taşıyor. Keza Putin'in kendisinin karar verme sürecinden uzaklaştırılmasına neden olacak bir acil durum ihtimalini de hesaba katıyor.

İkinci olasılık, Putin'in inat etmesi, geri adım atmayı reddetmesi, tek limanı olan Odessa'yı işgal ederek Ukrayna'yı boğmak dahil olmak üzere hedeflerine ulaşmakta diretmesi. Batı'nın Ukrayna’ya özellikle hücum ve modern silahlar başta olmak üzere silah tedarikindeki artış, Ukrayna direnişinin kararlılığı ve Rus ordusuna daha büyük kayıplar verdirmesi de Putin’in bunu yapmasını gerektirebilir. Bu durum, Rusya Devlet Başkanı’nı konvasiyonel olmayan veya hassas nükleer silahlar kullanmaya sevk edecek ve bu da tehlikeleri ile trajedilerinin sınırı olmayan bir dünya savaşının eşiğine ulaşabilecek çatışmaları yoğunlaştıracak.

Üçüncü olasılık, savaşın uzun süre devam etmesi, iç etnik hatta dini kargaşa ve huzursuzlukların ortaya çıkması sonucu Rusya Federasyonu’nun parçalanması ve dağılması. Bu olasılık bir nükleer çatışmanın patlak vermesinden daha az tehlikeli olsa da Rusya'nın gücünü ve etkisini ortadan kaldırabilir, onu Çin devi karşısında bölgesel bir devletten ibaret hale getirebilir. Dünyanın Sovyetler Birliği'nin çöküşünün sonuçlarından henüz kurtulamadığı göz önüne alındığında bu, Asya ve Avrupa düzeyinde siyasi ve güvenlik riskleri taşıyor. Rusya büyük bir nükleer güç. Dolayısıyla şu soruları sormak gerekiyor: Rusya Federasyonu’nun parçalanması halinde dünyanın en büyük nükleer cephaneliği kimin eline geçecek? Aynı zamanda kendisi doğal gaz, petrol ve buğday gibi temel kaynakların da önemli bir kaynağı, ülkede kargaşa çıkarsa bu kaynaklara ne olacak? Zira sınırlı bir bölgesel düzeyde dahi, Ortadoğu, kötülüğüne ve işlediği vahşetlere rağmen Saddam Hüseyin rejiminin çöküşünün bıraktığı boşluğun halen acısını çekiyor. Beşşar Esed rejiminin göstermelik de olsa devam etmesinin sebebi, çökmesi halinde ardından gelebileceklere dair korkunun bir sonucu olabilir. İran'ın müttefikleri ve karşıtları da kolayca bulunması zor gerçekçi ve güvenilir alternatifler olmadan Tahran'daki rejimin çöküşünden korkuyorlar. Hal böyleyken, Rusya'nın çökmesi ve yıkılması durumunda neler olabilir?

Rusya'yı cezalandırmaktan veya yenilgiye uğratmaktan ne kastedildiğini ve bunun sonuçlarını anlamak kolay değil. Tıpkı Putin’in Ukrayna'daki bu tehlikeli ve yıkıcı savaşın arkasındaki amaç ve planlarının gerçeğini bilmenin imkansız olduğu gibi. Savaşın nedenleri, suçlama ve sorumlulukların dağılımı hakkındaki tartışmalar bir yana dünya, karmaşık ve kontrolsüz bir krizle karşı karşıya bulunuyor. Birden fazla yönden sarsılan ve değiştirilmek istenen uluslararası sistem bozuldu. Atlantik'in iki kıyısı arasındaki yakınlaşma, uyanış ve genel olarak Batı birliği belirleyici olmaktan aciz. Rusya'nın kendisinin de hesaplarını yeniden gözden geçirmeye kararlı olduğu söylenemez. İnsanlığın geçtiğimiz yüzyılda elde ettiği ilerleme, farkındalık ve kazanımlar da bu trajedideki darboğazdan çıkmaya yardımcı olacak kudrette değil.

Geriye Çin, Hindistan ve bu krize müdahil olma konusunda halen ihtiyatlı ve temkinli olan diğer ülkelerin tutumlarının nasıl sonuçlanacağını beklemek kalıyor. Bu güçler bu çatışmada bir rol oynamaya uygun mu? Uluslararası sistem, denklemleri yeniden tasnif etme, güç ve zenginlik kaynaklarını uyumsuz değerlerin ve birbiri ile rekabet eden çıkarların karıştığı kriterlere göre yeniden dağıtma aşamasına mı girdi? Bu sorulara sadece gelecek cevap verebilir.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya