Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

ABD diplomasisinde artan farkındalığın belirtileri  

ABD diplomasisinde artan farkındalığın belirtileri  

Pazartesi, 30 Mayıs, 2022 - 13:15

ABD Başkanı Joe Biden'ın haziran ayının ortalarında Ortadoğu'ya düzenlemesi planlanan ziyaretin birden fazla düzeyde değişikliği de beraberinde getirmesi bekleniyor. Bunların başında, George W. Bush döneminin ardından ABD’nin Ortadoğu meselelerinden aşamalı geri çekiliş eğiliminin değişmesi geliyor. ABD’nin Ortadoğu meselelerine olan ilgi kaybı, Barack Obama döneminde belirginleşmiş ve pekişmişti. ABD’nin genel eğilimi, Trump döneminde biraz farklılık göstermekle birlikte son yıllarda bu yöndeydi. Biden’ı bu gecikmiş muhtemel adımı atmaya sevk eden şey; Çin ve Rusya’nın nüfuz yayılımının önüne geçmede bölgenin öneminin kavranmış olmasıdır. Bu da Rusya ile Batı ve ABD arasındaki genel gerilim ve Ukrayna savaşının ortaya çıkardığı şartlar ışığında değerlendirilebilir.  

Bu bağlamda; ABD diplomasisini gözlemleyenler, Washington’ın Avrupa güvenlik sistemini yeniden yapılandırma girişiminden başlayarak İsveç ve Finlandiya'nın NATO'ya katılması da dahil olmak üzere bir denge politikası yakalanması amacıyla eski yönelimlerini gözden geçirdiğini yansıtan bazı işaretler görüyorlar. ABD’nin Ortadoğu bölgesine, özellikle Arap Körfezi ülkelerine yönelik politikalarında net değişiklikler olacağının sinyali veriliyor. Bu değişiklik, Ukrayna'da devam eden savaş zemininde, ‘güvenlik karşılığında petrol’ formülünün yeniden gözden geçirilmesinde kendisine temsil olanağı buluyor. Nitekim Joe Biden yönetimi, Moskova üzerinde baskı kurmak, onu kuşatmak ve kazanımlarından mahrum bırakmanın, ayrıca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in iktidarını sarsmanın ancak Körfez ülkeleriyle ilişkilerin yeniden dengelenmesi ve müttefiklerle acil koordinasyon kurulmasını gerektirdiğini kavradı. Bu dengenin sağlanmasının, olası gerileme riskine maruz olan Batı ekonomisinin istikrara kavuşturulmasında önemli bir rol oynayacağı da açık bir şekilde fark edildi.  

Washington ayrıca Ukrayna'daki savaşın nedenlerine ve yansımalarına ek olarak Ortadoğu'daki bölgesel sorunlardan çekinme politikasının, Çin'in gücünün büyümesine ve nüfuzunun genişlemesine karşı koyma amacı taşıyan stratejik çabalarına da zarar verdiğini fark etmiş olabilir. Washington arenayı Moskova ve Pekin'e bırakmanın zararlarını geç de olsa fark etmiş olmalı. Nitekim Çin, Arap bölgesinde çok kritik askeri, endüstriyel ve ekonomik atılımlar gerçekleştirme eğilimini hızlı bir şekilde, ısrarla sergilemeye devam ediyor. ABD Başkanı Joe Biden’ın, Çin'in saldırısına maruz kalması halinde Tayvan'ı savunacaklarını söylemesi, Washington’ın kırmızı çizgiler belirlediği ve Ortadoğu’da yaptığı hataları tekrar etmemekte kararlı olduğunu gösteriyor. Bu hatalar, bölgeyi Moskova ve Pekin’in tasarrufuna terk etmesi, İran yayılmacılığına karşı Arap müttefiklerinin yanında yer almaması ve Afganistan’da yönetimi Taliban’a teslim etmesi olarak özetlenebilir. Tüm bu hatalar ABD’yi ‘güvenilmez bir müttefik’ kıldı.   

Suriye'nin kuzey ve doğusundaki son gelişmeler incelendiğinde, Washington’ın Suriye’yi 2015’ten bu yana Rus nüfuzuna terk etmiş olmasının tehlikesinin nihayet farkına vardığı görülüyor. ABD, İran’ın ülke içindeki nüfuzunun kırılmasında büyük ölçüde Moskova’ya itimat ediyordu. Ukrayna savaşı nedeniyle ABD-İsrail ve Rusya arasında yaşanan gerginliğin de bu değişiklik üzerindeki etkileri yadsınamaz. Nitekim İran destekli milisler İsrail’in kuzey sınırlarının ötesinde hakimiyet sağlayarak ABD’nin öncelikli müttefiki İsrail için ciddi risk teşkil ediyor.

   ABD’nin Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkilerindeki soğukluk ve zaman zaman yaşanan gerilimler, mevcut yönetimin Ortadoğu ve Körfez bölgesindeki önceliklerini yeniden düzenlemesiyle son bulabilir. Joe Biden yönetimi, son yıllardaki tutarsız ve doğaçlama politikalara bir son verme niyetinde olduğunu gösteriyor. Washington bu soğuk atmosferi sonlandırmak, tutarlı, uyumlu ve güçlü bir ittifak çerçevesine ulaşmak amacıyla, Barack Obama’nın düşmanla uzlaşan ve müttefikleri ihmal eden yaklaşımının son bulduğunu göstermek istiyor.  

Biden’ın yaklaşan Ortadoğu turunda, İran’a karşı güçlü bir cephe oluşturulmasının amaçlandığı da açıktır. Ülke genelinde protestoların, yangınların ve güvenlik ihlallerinin yaşandığı İran da yaklaşan bu dönüşümü seziyor. En son Devrim Muhafızları’nın bir subayı gündüz vakti Tahran’da uğradığı silahlı saldırıda yaşamını yitirdi. İran’ın nükleer programının mimarlarından bir olarak görülen nükleer fizikçi Muhsin Fahrizade suikastından bu yana, en üst düzey profilli biri ülke içinde hedef alındı. Tahran’ın alışılagelmiş inkârcı tavrına rağmen İran’ın daha önce neredeyese tam kontrol sağladığı Lübnan, Irak, Suriye gibi ülkelerdeki çatlaklardan endişe ettiği de bir gerçektir. Tüm bunların üstüne Viyana’daki nükleer müzakerelerin de tıkanması, İran rejimi için durumu daha da karmaşık bir hale getirdi. Washington’ın yaptırımlarının kalkıp kalkmayacağı belirsizliğini korusa da Tahran, ABD’de kasım ayında gerçekleşecek ara seçimlerden önce tamamlamaya çalıştığı ‘nükleer anlaşmanın’ canlandırılmasının artık mümkün olmadığından emin. ABD’deki ara seçim sonuçlarının İran’la nükleer anlaşmayı savunanların çoğunluğunu sağlayıp sağlamayacağı da belirsiz. En son Ürdün Kralı 2. Abdullah’ın da dikkat çektiği İran yayılmacılığının tehlikeleri, ABD tarafından yeniden seziliyor. Aynı bağlamda; Tahran'ın bu gelişmelere yönelik algısının onu yanıt vermeye sevk edeceğini belirtmek gerekir. Nitekim Hizbullah tehditlerinin dozunu artırmış ve İran müttefiki Filistinli örgütler etkilerini genişletmeye başlamıştır. Ayrıca Kudüs Batı Şeria ve diğer bölgelerdeki Filistin ayaklanmalarında İran’ın bir rolü olduğu ihtimali dışlanmamalıdır. Tabii bunu yaparken, Filistinlilerin haklı mücadeleleri, fedakarlıkları ve bağımsız direnişleri de göz önünde bulundurulmalıdır.  

Başkan Biden, Washington liderliğindeki Batı ittifakını güçlendiren Ukrayna'daki savaşta yaşanan gelişmelerden sonra adeta bir ‘cesaret aşısı’ olmuştur. Biden’ın Ukrayna savaşına yönelik politikaları ülkedeki iki parti tarafından neredeyse bir uzlaşıyla desteklendi. Bu dengeli destek, İran’ın Devrim Muhafızları’nın ‘yabancı terör listesinden’ çıkarılması talebinin karşılık bulmamasına da imkan sağladı. Eğer bu gerçekleşseydi, Washington terörizme karşı savaştaki güvenilirliğini kaybedecekti.

NATO ve Batı cephesinin, Rusya ve Çin karşısında yeniden toparlanması çerçevesinde İran dosyasına ilişkin belirsizliklerin devam ettiğini ifade etmekte fayda var. Böylelikle yersiz bir iyimserliğe kapılmayız. Ancak bölgede son dönemlerde iki temel gelişme belirginleşti. Bunlardan ilki, İran’ın mezhepsel yayılmacılığında gerileme yaşandığına dair işaretler oluşması. İkincisi de Arap evinde birleşmeye ve başta ABD ile olmak üzere özelde Batı’yla ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesine dair güçlü eğilimler doğması. Ukrayna savaşından çıkarılan dersler, Batı ile güvenlik ve siyasi düzeylerdeki ilişkilerin netleştirilmesini gerektiriyordu.  

 ABD Başkanı'nın Ortadoğu ziyaretinin, Washington'ın genel olarak bölgeye yönelik politikasında kalıcı bir değişikliğe gitmesiyle sonuçlanması umuluyor. Ayrıca Washington’ın aşırı sağcı ideolojileri nedeniyle bölgede uzlaşının önünü tıkayan İsrail’e yönelik de bir tavır değişikliğine gitmesi ümit ediliyor. Nitekim İsrail’in bu tutumu, İran’ın yayılmacı politikası için bir can damarı teşkil ediyor.

Son olarak; bu ziyaret, ABD’nin Ortadoğu’dan çekilme anlayışını ortadan kaldıracak bir Amerikan vizyonunun formüle edilmesi için mükemmel bir fırsat sağlayabilir. Böylelikle Washington, Ortadoğu’yu ihmal etmenin sağlıklı bir seçenek olmadığı yönündeki farkındalığını pekiştirebilir. Nitekim bunu kavramış olduğu için geri gelmiş ve yeniden güçlü ilişkiler kurmak için harekete geçmiştir. 


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya