Prof.Dr. Bilal Sambur
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi
TT

Dinbazlığın felsefe düşmanlığı

Felsefe ve din ilişkileri, tarih boyunca  gerilimlerle, çatışmalarla ve  düşmanlıklarla dolu bir seyir takip etmiştir. Din adına felsefeye saldıran dinbazlar,  düşünce ve akıl üzerinde hakimiyet kurmak için felsefeyi etkisizleştirmeye çalışmışlardır. Kutsal hakikatler adına felsefeye düşmanlık yapmak suretiyle, felsefeden ve düşünceden soyutlanmış taklit ve tekrara dayanan bir dini hayat kurgulanmak istenmiştir.
Din ve felsefe aynı şeyler değildirler. Sahici anlamda felsefenin olduğu yerde din  tek başına sözü tekeline alan güç değildir. Din, kendisi dışında sözler söyleyen felsefeye, bilime ve sanata  müstakil alanlar açmayı içine sindirmelidir. Din, çoğu zaman tek sözü söyleme hakkına ve ayrıcalığına sadece kendisinin sahip olduğuna, felsefenin söylediği sözün sapkınlıktan başka bir şey olmadığını öne sürebilmektedir. Felsefenin sözü,  çok değerlidir. Felsefe, dinin kurallarına kendini uydurmak zorunda değildir. Felsefe, hiçbir otoriteye veya kutsala kendini uydurmaz. Felsefe, inanmanın değil, düşünmenin ürünüdür. Felsefenin dini kurallara uydurulması, inanma ve düşünmenin özdeşleştirilmesi şeklinde bir ucube durumun ortaya çıkması demektir. Düşünmek ve inanmak ayrı olduğu gibi, felsefe ve din de ayrıdır. Düşünme ve inanmayı birbirleriyle özdeşleştiren dinbazlar, düşünmeyi inanmanın kontrolüne almayı istemektedirler.
Din, doğmalara ve doğmalardan üretilen kurallara dayanmaktadır. İnsan, her şeyiyle dinin doğmalarına ve kurallarına boyun eğmek zorundadır. Dinin doğmalarına boyun eğmek, Tanrıya boyun eğmekle eşit tutulmaktadır. İnsanın felsefesiyle, bilimiyle, aklıyla, düşüncesiyle, sanatıyla, edebiyatıyla, müziğiyle, şiiriyle, kısacası her şeyiyle dinin doğmalarına teslim olması, en üst düzey erdem olarak kabul edilmektedir. Felsefe, din gibi doğmalara ve kalıplara dayalı değildir. Dini doğmalarla bütünleşen veya dini doğmaların hizmetinde olan felsefe, felsefe olmaktan çıktığı gibi, doğmatik bir teoloji niteliği kazanmaktadır.Doğmalara hizmet eden felsefe, felsefe değildir.
Felsefenin temel niteliği özgürlüktür. Felsefe, hava ve su gibi özgürlüğe ihtiyaç duymaktadır. Felsefe, hiçbir kalıba, doğmaya, doktrine veya ideolojiye sığdırılamayacak  bir düşünme tecrübesidir. Felsefe, varılan her düşünceden sonra bir yenisinin peşindedir. Felsefe,  sürekli olarak yeninin peşinde ve keşfedilen bütün yenilikleri aşmanın  mücadelesindedir. Felsefe, sürekli olarak yeniliğin peşinde olduğu için  daima yoldadır.
Kurumsal dinler, çoğunlukla yenilikten hoşlanmazlar ve yeniliklere karşı sürekli olarak reaksiyon gösterirler.Dinlerin yenilikten ziyade statüko oluşturma ve statükoyu kutsallaştırma ve dokunulmaz  kılma şeklinde bir yönelimleri vardır. Dinler kendilerini değiştirmek ve dönüştürmek yerine insanların kendilerine iman etmesini  isterler. Felsefe, kimseden hiçbir doktrine ve doğmaya iman edilmesini istememektedir. Felsefi açıdan bakıldığında insan, hiçbir doktrin ve din için var değildir. İnsanın varlığı, hiçbir din ve doktrine armağan edilemez.Dinbazlar, insanın varlığını iman ettikleri doğmalara kurban etmektedirler. Felsefe, insana hiçbir doktrin ve doğmaya varlığını feda etmemesini, sürekli yeninin peşinde koşarak hayatı ve dünyayı yenilemeye çalışmasını öğretmektedir.Dinbazlar felsefedeki yenilik tutkusunu öldürmek için, felsefeyi, düşünmeyi ve özgürlüğü değersizleştirmekte ve hiçleştirmektedirler.
Dinbazların en rahatsız olduğu şey, akıldır, bilimdir ve felsefedir. Bilimi, felsefeyi ve aklı tamamen dinin kontrolüne almak için her türlü yol denenmektedir. Dinin içinde erimeyi kabul etmeyen felsefeler ve düşünceler, zındık ve sapkın olarak mahkum edilir. Doğmalar, şüpheden, düşünceden ve özgürlükten korkarlar ve hoşlanmazlar. Felsefe, hiçbir doğmadan veya doktrinden korkmaz. Felsefe, kendisini hiçbir doğma ve doktrinde dondurmaz. Felsefe, ölçüsüz ve sınırsız bir şekilde özgürce her türlü fikri ve düşünceyi  üretmeyi ister. Üretilen fikirler geçersizleştikçe onlar ölür ve ölen fikirlerin yerine yenileri geçer. Felsefe, hiçbir düşünce ve doktrinin  bütün zamanlarda ve mekanlarda geçerli tek doğru olduğunu iddia etmez. Felsefe, ayrıca hiçbir doktrin veya düşüncenin tek başına insanın bütün sorularına ve ihtiyaçlarına yeterli ve doğru çözümler sunduğu şeklindeki  tehlikeli yanılsamaları mutlak gerçek olarak dayatmaz.Felsefe, hiç kimseyi sapkınlığa düşmekle tehdit etmez. Felsefe, güvene ve özgürlüğe dayalı bir iklim oluşturmaya çalışır. Korkuya ve cezaya dayalı olarak her şeyi dizan etmeye kalkan doktrin ve dogmalar, felsefenin inşa etmek istediği güven ve özgürlük ortamından çok korkarlar.
Din adına felsefeye müdahale edilmemelidir. Felsefeden korkmak yerine insanın duygusunu ve düşüncesini felsefenin sözüne açması gerekmektedir. Kişinin sadece dine kulak kabartması, kişiyi felsefi ve akli açıdan sağır, duygusuz, düşüncesiz ve duyarsız  mekanik bir varlığa dönüştürebilir. Dinmbazların din adına mekanik  insanlar oluşturma çabalarına karşı felsefeyi öğrenmeye ve felsefeye  gönlümüzü, kulağımızı ve kafamızı açmaya ihtiyaç vardır.