Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

 “Siyah olmak suç mu?”

 “Siyah olmak suç mu?”

Pazar, 19 Haziran, 2022 - 07:30
Cemile Bayraktar
Gazeteci-Yazar

Irkçılık genelde, en basit ifadeyle, bir ırkın bir başka ırka yönelik üstünlük iddiasını, bir ırka ayrımcılığı ifade ediyor. Ama literal anlamda kullananlar, bazen ırkçılıklarını örtmeye çalışanlar falan daha detaylı ve kapsamlı bir tanım yapıyor. Ayrıca tanım yaparken daha iyi ifade edebilmek için ayrımlar da yapılıyor, örneğin sosyal bilimler, tanımlar konusunda efradını cami ağyarını mani bir tanım yapabilmek için bazen ayrımlara da gidiyor; zenofobi, yabancı düşmanlığı, İslamofobi, Müslüman karşıtlığı, antisemitizm, Yahudi karşıtlığı ya da cinsiyetçi ayrımcılıkları ifade edebilmek için “cinsiyetçi” gibi kavramlar kullanıyor. Ama nihayetinde bunların hepsi, insanlık için birer utanç olan ırkçılık türleri.

Bir kişiye ya da gruba karşı ırkçılık yaptığınızda bu aslında kendi içinde savunmasız olana, güçsüz olana yönelik yani mazlum olana yönelik zulmü de içeriyor. Bugün Yahudiler güçlü, kendilerine İsrail’in yaptığı insan hakları ihlalleri konusunda dahi bir eleştiri yapılamıyor ama dün gettolarda yaşadıklarında bu insanlar savunmasız olduğu için dünyanın gözleri önünde soykırıma uğradı. Ya da 11 Eylül’ü düşünün, tüm dünya bir araya geldi ve Ortadoğu’daki kadınları çocukları, Bush’un kimyasal silah safsatası nedeniyle katletti. Soğuk Savaş sonrası ABD ve İngiltere, Müslümanları, toptancı bir nefretle “yeşil düşman” olarak kodlayıp hedef aldığında, Müslümanların yaşadığı coğrafyalar güçsüz ve kargaşa içinde olduğu için bu vahşet izlendi. Bush, “Ya bizdensiniz, ya onlardan” dediğinde, kimse çıkıp da “Ben masum sivillerin katledilmesine karşıyım” demedi. Avrupa ülkeleri, Afrika’da insanları köleleştirdiğinde, insanların kafataslarını üst üste dizdiğinde kimse kınamadı… Çünkü zulmedilen bu insanlar güçlü değildi ve güçsüzü ezme isteği, ırkçılığın en temel güdüsüydü.

Demek ki neymiş, ırkçılık, öyle onurlu bir milliyetçilik, vatanını milletini sevmek, korumak değilmiş. Baya baya mazlum gördüğüne zulüm, güçsüz gördüğüne ezaymış, öyle değil mi?

Mesela zarar vermediği halde sırf sokak köpeği beslediği için bir aileden üç kişiyi öldürmek, kimseye zarar vermediği halde yeni doğum yapmış bir kediyi ve bebeklerini öldürmek, sırf “hayır” dediği için çocuklarının annesini öldürmek, topluma zarar verecek eylemde bulunmadığı halde sırf mülteci diye, savunmasız diye metroda insanlara hakaret etmek, sırf siyahlar diye insanların işyerlerinde iş yapmalarını engellemek, savunacak kimsesi yok diye insanların evlerine, yurtlarına el koymak… Bunların hepsi, savunmasız görülen insanlara yönelik aşağılayıcı, ırkçı nefrete dayanılarak yapılan eylemler.

Bu ırkçılık türleri, masum ve meşru gösterilmek için şöyle savunuluyor; “Sokakta rahat yürüyemiyoruz”, haklısınız, biz de yürüyemiyoruz ama bunun çözümü canlı zehirlemek değil, kısırlaştırma, yaşanılabilir barınak açmaktır. “Mülteciler suç işliyor, güvenlik istiyoruz.” Haklısınız, herkes güven içinde yaşamayı hak ediyor ama bunun yolu sağlıklı mülteci politikalarıdır, sırf Suriyeli, Iraklı diye insanları linç edemezsiniz, mesela bir insan mülteci, yabancı olduğu için suç işlemez, insan kötü olduğu için suç işler… güçlü hissetmeleri ancak bu yolla mümkün oluyor. Açıkçası ben bu türü güvenlik Ülkemizde -şahsen izlemiyorum, istem dışı denk gelince görüyorum- her gün onlarca suç işleniyor ve hatta 17-18 suç kaydı olanlar, yani suçu huy edinmişler sokakta geziyor, onlara bakıp, birçok iyi insanı “Bu Türkler suç işliyor, tehlikeli” diyebiliyor muyuz, hayır, başka millete de diyemezsiniz. Ama diyenler var, içlerindeki ırkçı kötülükten besleniyorlar. Güya o korumaya çalıştıkları vatanı, milleti, toplumu dinamitliyorlar, sırf zayıf gördükleri insanları ezmek için… çünkü kendilerini sorunu olarak görüyorum, haksız mıyım?

Son dönemde dünyada ve Türkiye’de artan seküler bir milliyetçilik olduğundan bahsediliyor, ki doğru. Buna artan mülteci sayısı gibi gelişmeler sebep gösterilip hak verilmeye çalışılıyor. Ayrıca buna Batı’da aşırı sağ, Türkiye’de de seküler milliyetçilik vesaire deniyor. Oysa baya bildiğiniz ırkçılık örnekleri bunlar, yumuşatmanın lüzumu yok. Ama bir şey artıyor diye, popüler diye bu doğru olduğu anlamına gelmiyor. Bu duruma karşı olan, bunun bir gerilim nedeni olacağını bilen ve huzuru öneren binlerce insan da var, Hıristiyan, Yahudi, Müslüman, ateist; Batılı ya da Doğulu olabiliriz ama hepimiz bu tip ırkçılıktan rahatsızız zira bu durum rahatsızlık verici. Bu tip bir ırkçılıktan beslenmek isteyenlerce bu ırkçılık popüler gösteriliyor, çünkü amaç bunun daha da yükselen bir trend haline gelmesi. Ama aynı oranda karşıtlar da var, lakin onları görmek istemiyorlar, zira zehrin panzehrinin görülmemesi ya da zayıf, güçsüz gösterilmesi gerekiyor çünkü güçlü hissetmek isteyen ırkçılık her iyiliği yutmak istiyor... Ne demiştik, bu ırkçı yekün, ancak güçsüz olan ya da gösterilen kesime üstünlük taslamakla kendini var edebiliyor, zira başka kabiliyeti yok, varsa da az işte, yetmiyor.

Bu kadar şeyi neden yazdığımı anlamak için, dünyadaki ırkçılık güdülü yüzlerce olaydan sadece birkaçına bakalım…

“Fransa-İtalya sınırında polisin ‘dur’ ihtarına uymayarak kaçan göçmenleri taşıyan kamyona ateş açıldı. Olayda başından yaralan ve hastanede tedavi altına Mısırlı bir göçmen öldü. Olay, İtalyan yetkililerin İtalya sınırının Fransa tarafındaki Suspel kasabasında kaçak göçmenleri taşıyan bir kamyonun bulunduğunu bildirmesinden sonra meydana geldi.”

“İsrail, Ukrayna’daki savaştan kaçan Yahudileri, Filistinlilerin gasp ettikleri evlerine yerleştiriyor.”

“İngiltere’nin Ruanda’ya göndermek istediği göçmenlerden (karar mahkemeden döndü) bir Iraklı: Bana İngiltere’de kötü davrananlarla, zorla uçağa bindirmek isteyenler arasında pek bir fark yok.”

“Türkiye’de Siyahlara ait bazı işyerlerinin tabelaları beyaza boyandı… Dil devrimine karşı olduğu iddiasıyla ‘Flora Felafel’ isimli dükkanın tabelasından bu isim silindi.”

Bunlar sonuç, nedenlere bakalım; İngiltere ülkesinde güvenlik amacıyla Iraklıları istemiyor ama Iraklılara yaşanacak bir ülke bırakmayan koalisyon uçakları arasında İngiliz uçakları da vardı sonra Tony Blair “hata yaptık” dedi ve geçti, başka yaptırım yok. Fransa ve İngiltere başta olmak üzere Batı’nın Afrika’da petrolden elmasa, kahveden çikolataya bir şey bırakmadığını bilmeyen mi var? Ortadoğu’daki sömürgeleştirme çalışmaları sırasında ve Irak, Afganistan işgalleri sonrasında insanlara kaçmaktan başka çare bırakmayanlar, ülkesinden kaçmak zorunda kalan insanları Fransa topraklarında öldürdükten sonra dünyaya demokrasi dersi vereceğini falan mı sanıyor? Dün Avrupa’nın göbeğinde evlerine, mallarına el konulan Yahudiler, Filistinlilerin evlerine el koyup, Filistinli çobanların yavrusu yeni doğmuş keçilerini bıçaklarken, bu utanılası ırkçılıklarını örtebileceklerini mi sanıyor? Afrikalıları ve Ortadoğuluları sömürerek elde edilen kahveyi, dünyadaki kahve karteli haline getirenlerin ülkelerindeki varlığında rahatsız olmayanlar, iki tane siyah işverenden mi, işyeri tabelasından mı rahatsız oluyor?

Aydınlanma, sekülerleşme ve modernleşme, bu üçlü silsile peşlerine milliyetçiliği de ekledi. Ekledi çünkü kitleleri daha iyi “güdebilmek” için ve toplumsal birliği sağlamak için milliyetçiliğe ihtiyaçları vardı, çünkü dini hayattan çekip atmışlardı ve toplumu bir arada tutacak harç lazımdı. Bakın bakalım o seküler milliyetçilik ne getirmiş? Irkçılık, aşırı sağ, İkinci Dünya Savaşı, milyonlarca sivilin katledilmesi, hayatta kalanlarında ruhsal buhran, açlık ve sefalet içinde yaşayacakları bir dünya.

Şimdi, karşımıza geçip, yükselen seküler milliyetçilikten falan bahsediyorsunuz öyle mi? Trend bu öyle mi? Bu mu yükselen milliyetçilik? Bu yükselen kötülük, korkmuyor musunuz?

Sırf insan değil hayvan diye, sırf beyaz değil siyah diye, sırf farklı dinlere mensup diye, sırf savunacak kimsesi yok diye, sırf mülteci diye, sırf sizinle dilleri farklı, sırf sizden zayıf diye insanlara zulmedebileceğinizi ve bunun da artan milliyetçilik olduğunu mu söyleyeceksiniz? Sizde artış varsa, kendisiyle aynı cins, tür, din, dil, renk paylaşmayan insanların kendileriyle eşit olduğunu düşünen aynı oranda insan var. Onlar kendileri gibi olmayanları ezerek var olmuyor, kendileri gibi olmayanlara zulmedildiğinde yanlarında olarak var oluyor. Sizde bir yükseliş varsa, yükselen kötülüğünüz karşısında onlar da var; unutmayın her şey karşıtını doğurur, o karşıtlık, “Beni Allah böyle siyah yarattı, siyah olmak suç mu?” diye nida eden bir insanın titreyen sesine kayıtsız kalmamaktır, size de tavsiye ederim.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya