Cibril Ubeydi
Libyalı araştırmacı yazar
TT

Türkiye ve Arap çevresine dönüş

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın Türkiye ziyareti, Türkiye ile Arap çevresi ve bazı bölge ülkeleri arasındaki gergin ilişkiler döneminden sonra Türkiye'nin Arap ve İslam çevresine döndüğüne dair bir işaret. Ancak ortak öneme sahip meselelerde ortak bir tutum ve uzlaşı benimseme politikası dahilinde, İslam ülkeleri ile Arap ülkeleri arasında uzlaşı sağlama politikasını izleyen Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın çabalarıyla Prens Muhammed bin Selman'ın Türkiye ziyareti, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Suudi Arabistan ziyaretinin ardından geldi. Erdoğan’ın Suudi Arabistan ziyareti, Türk hükümetinin politikasındaki gidişatı düzeltme, bölgede ‘sıfır sorun’ politikasına doğru kayma ve Türkiye'yi İslam ülkeleri ve ılımlı Arap çevresine döndürme yolunda atılmış ilk adımdı. Türk hükümeti bu doğrultuda bazı adımlar attı. Söz konusu adımlardan biri, Türkiye’nin en yakınından en uzağına kadar Ortadoğu coğrafyasında etrafındaki Arap ülkelerinde terörle suçlanan örgütlerin üyelerini barındırmayı bırakması oldu. Türkiye’nin bu davranışı çoğu Arap ve İslam ülkelerini kaybetmesine sebep olmuştu. Özellikle de bölgenin en büyük oyuncularını: Suudi Arabistan Krallığı ve Mısır Arap Cumhuriyeti.
Türkiye'nin bölgesel çevresine dönmesini sağlayacak Türkiye-Suudi Arabistan yakınlaşması, Türkiye Cumhurbaşkanı'nın Krallık ziyaretinden itibaren başladı. Bu, Erdoğan’ın 2017'den beri Krallığa düzenlediği ilk ziyaret oldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ziyareti, ilişkilerde yeni bir dönemin başlangıcının habercisi idi. Erdoğan’ın kendisi de Twitter hesabından yaptığı paylaşımda bunu vurgulayarak şu ifadeleri kullanmıştı:
“Tarihî, kültürel, beşerî bağlara sahip iki kardeş ülke olarak aramızdaki her türlü siyasi, askerî, ekonomik ilişkilerin artırılması ve yeni bir dönemin başlaması için gayret içerisindeyiz (...) Rabbimizin rahmet, mağfiret ve şefkatinin gönülleri kuşattığı mübarek Ramazan ayındaki bu seyahatimiz, dost ve kardeş Suudi Arabistan’la yeni bir dönemin kapılarını aralayacaktır.”
‘Zarar vermek de zarara zararla karşılık vermek de yoktur’ anlayışının benimsenmesi ve Ankara hükümetinden başta Türkiye topraklarından yayın yapan uydu platformları ile bir medya savaşına girenler olmak üzere, İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) üyeleri gibi terör davalarında uluslararası yaptırımlardan ve kovuşturmalardan kaçanları barındırma politikasından vazgeçmesinin istenmesi dahilinde Suudi Arabistan ve Mısır liderlerinin sağduyu ve uzlaşma politikası olmasaydı, Türkiye ile şu anki yakınlaşma sağlanamazdı.
Türk hükümetinin çatışma politikasını terk ederek, uluslararası örf dahilinde çevresindeki Arap ve İslam ülkeleriyle olumlu ve karşılıklı biçimde ilişkiye girip çıkar alışverişi politikasına geri dönmeye ve ‘Osmanlı’ dönemine dönme söyleminden vazgeçmeye yönelik attığı adımlar, Mısır ve Doğu Libya'dan politikacılar arasında Ankara ile diyalog kurmak için yapılan görüşmelerin zeminini hazırlamış olabilir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Suudi Arabistan ile yaşanan anlaşmazlık sayfasını kapatma çabaları, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile başlayan bölgesel çabalar kapsamında geldi. Türkiye'nin özellikle İhvan liderlerinin hareketlerini kısıtladıktan ve örgütün Mısır, Libya, Suriye gibi ülkelerde ve hatta Körfez ülkelerinde nefret söylemi yayıp, provokasyon yapan uydu kanallarını yasakladıktan sonra attığı son adımlar, ortak ve ciddi bir diyaloğun başlatılması için zemin ve ortam hazırlama amacını taşıyordu.
Türkiye'nin yakınlaşma ve geçmişe sünger çekme hamlesi, bozulan ekonomisi ve Türk lirasındaki çöküşün ardından geldi. Ancak sebepleri her ne olursa olsun, Türkiye'nin Arap ve İslami çevresiyle ‘sıfır sorun’ politikasına dönmesi önemli bir adım sayılıyor. Zira sonuçta Türkiye, coğrafyası ve vatanı olmayan bir örgüt veya grup değil. Bölgede önemli ve merkezi bir İslam devletidir.