Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

Amerika ve İranlıların anlaşmasındaki sağlam söz

Amerika ve İranlıların anlaşmasındaki sağlam söz

Cumartesi, 27 Ağustos, 2022 - 09:30
İmil Emin
Mısırlı yazar

Bu yazının yazıldığı sırada İran, kendisi yanıtını iki gün geciktirmiş olsa da ABD’nin yeni ortak eylem planına dair görüşlerine yanıt almış olacak. Yani bu satırlar gün ışığına çıktığında İran da buna kendi yanıtını vermiş olabilir.

Buradaki soru şu: İran'ın yanıtından sonra ABD-İran durumuyla ilgili görüş ve teşhis farklılaşacak mı?

Kuşkusuz gerçek şu ki, çok farklı olmayacak. Şimdi bir Amerikan-İran manevraları sahnesi yaşanıyor. Her iki taraf da aralarındaki inkâr edilemeyecek belirli bir güvensizlik durumu gölgesinde, diğerinin zararına mümkün olduğunca fazla miktarda pragmatik çıkar elde etmek istiyor.

İran'ın, Biden yönetimiyle bir anlaşmaya varmakta çıkarı var gibi görünüyor. Onun için en büyük felaket Trump'ın dönüşü olabilir ve bu nedenle 2015 anlaşmasını tekrarlama umuduyla zamanla yarışıyor. ABD tarafında ise uluslararası kutup çatışmaları oyunu, bilhassa yükselen Doğu Asya'ya yönelik kapsamlı ve birleşik bir İran taraflılığını kaçırmayacağında, İran'ı, Rus-Çin ekseninden uzaklaştırmaya yönelik derin bir istek var. Dahası, Biden yönetiminin üstün olduğu bir siyasi pazarlık, ara dönem Kongre seçimlerine yaklaşık 60 gün, başkanlık seçimlerine ve arkasından Başkan Biden’ın yeniden seçilme hayallerine iki yıl kala Demokratlara ek puan kazandırabilir.

Ne var ki derinlemesine bir okuma bize, İran'ın, ABD'nin mukadderatı ile oynadığını ve yaşadığı iç çelişkileri kullandığını söylüyor. Washington bunun farkında değilse bu bir felaket, eğer farkındaysa ve görmezden geliyorsa bu da bir felaket. Amerikan düşünce kuruluşları ve istihbarat servisleri, İran'ın gerçek kimliğinin, Vestfalyan bir oluşum değil, teolojik bir devlet olduğunun, bir devlet mi yoksa devrim mi olduğu sorusuna bugüne kadar bir cevap vermediğinin farkında. Bu açıdan İran'ın nükleer silah edinme hayalinden vazgeçeceğine inanılamaz. Olan tek şey, İran’ın zamana oynaması, Avrupalıların ve Amerikalıların “stratejik sabır” olarak adlandırdıkları maraton müzakerelerle enerjilerini tüketmeye çalışmasıdır. Bu arada kendisi uranyum zenginleştirme oranlarını yükseltmeye devam ediyor, son teknoloji santrifüjler ediniyor, bilimsel ve bilişsel sonuçlara varıyor. Tüm bunlar, genel olarak Batı ve özel olarak ABD ile en yakın çekişme dönemecinde çalışmalarını yeniden başlatmasını garanti ediyor.

Burada okuyucunun aklına şu soru geliyor: Amerikan topraklarında bir terörü ağı oluşturmakla ilgilenen İranlılarla herhangi bir teması reddeden Cumhuriyetçi Parti ve sembollerinin yönetime geri dönmelerine dair korkuları bir kenara bırakırsak, İranlıları Amerikalılarla anlaşmaya varma arayışına iten sebep nedir?

İranlıların gözleri önünde iştah açıcı bir havuç sallanıyor gibi görünüyor ve yeni anlaşma ile de bu havucu elde etmeyi dört gözle bekliyorlar. Washington'daki “The Foundation for Defense of Democracies” (Demokrasileri Koruma Vakfı) tarafından atıfta bulunulan bu havuç, yaklaşık 7 yıl sonra, yani 2030'da 1,3 trilyon doları aşacak bir mali sonuç şeklinde cisimleşecek. Bu miktar şu şekilde dağılıyor:

131 milyar dolar dondurulmuş dış rezerv.

507 milyar dolar petrol geliri.

365 milyar dolar petrol dışı gelir.

İthalat maliyetlerinde 72 milyar dolarlık azalma.

Herhangi bir sağduyulu gözlemci, İran'ın bu kadar fazla parası olması halinde ne yapabileceğini, bunun ülke içindeki askeri planlarına, dışarıda milislerine verdiği desteğe doğrudan ve dolaylı etkisini sorgular. Bu finansal bolluğun, Humeyni'nin nükleer silah sahibi olmanın caiz olmadığına dair fetvası gibi sahte dogmatik sloganların arkasına gizlenmiş hayalini gerçekleştirmeye teşvik edip etmeyeceğini merak eder.

İran hayalinden vazgeçmeyecek, uzun bir yol kat etti ve bitiş çizgisine yaklaştı. Bu arada her zaman ve mekânda hileli ve kaçamak oynadı. Buna inanmayanlar, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu müfettişlerinin denetimlerinin 2015 anlaşmasında belirlenen tesis ve mekanları aşarak genişletilmesi fikrini reddeden İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami'nin şu açıklamasına bakabilir; "Geçmişte kabul ettiğimiz nükleer kısıtlamalara bağlıyız. Ne bir fazla ne bir eksik."

İslami, İran'da beyan edilmemiş nükleer tesislerin varlığı konusunda kesinlik noktasına ulaşan endişe ve şüphelere yalnızca Amerikalıların sahip olmadığını iyi biliyor. İran’dan kendisi tarafından beyan edilmemiş 3 bölgede zenginleştirilmiş uranyum izlerinin varlığına dair ikna edici açıklamalar ve cevaplar vermesini talep edenler bizzat Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu müfettişleri. İran ise, bu konuyla ilgili soruşturmanın durdurulmasını talep ediyor. Bu da, Viyana’daki müzakere odalarında söylenenlerin başka, İran topraklarının dağlarında, mağaralarında, yataklarındaki gerçek durumun tamamen başka olduğunu teyit ediyor.

Başkan Biden yönetimi, Amerikalıların gözünde, İran'ın nükleer anlaşmaya dönmesinin onu kontrol altında tutacağına dair bir imaj yaratmaya çalışıyor. Özellikle de İran’ın anlaşma gereği sahip olduğu 300 kilogramı aşan zenginleştirilmiş uranyum miktarının çekilmesini, resmî açıklamalara göre yüzde 60 eşiğine ulaşan ve yakında yüzde 90’a ulaşması uzak bir ihtimal olmayan zenginleştirme oranının yüzde 3.67’yi geçmemesi gerektiğini kabul etmesinden sonra.

En azından bu aşamada silahlı seçeneğin mevcut olmaması ışığında Washington, zayıf ve istikrarsız bir konumda görünüyor. İran'ın füze programı ile insansız hava araçları dosyalarının yeni anlaşmaya dahil edilmesini reddetmesi bunun en iyi kanıtı.

Her halükârda, İran'ın niyetleri, bir anlaşma olsun ya da olmasın, değişmeden aynı kalacak. Üçüncü bir taraf ani bir felakete sebebiyet vermedikçe, bölge ülkeleri bu durumu bir bütün olarak ulusal güvenlik kapasitelerine uygun bir şekilde değerlendirmeliler. Yarın uzak değil.


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya