Şarkul Avsat Türkçe https://turkish.aawsat.com Şarkul El-Avsat gazetesi dünyaca en ünlü günlük Arapça gazetesi sayılır. Farklı dört kıtada bulunan 12 şehirde aynı anda basılmaktadır. http://feedly.com/icon.svg

‘Küresel köy’, morglar ve gözyaşları

‘Küresel köy’, morglar ve gözyaşları

Pazartesi, 7 Kasım, 2022 - 14:15
Gassan Şerbil
Şarku'l Avsat Genel Yayın Yönetmeni

Bağdat patlama sesleri ve molozlara karışan kanlar içinde kıvranıyordu. Iraklı bir yetkili medyayı kurbanların sayısını abartmakla suçladı ve bu konuda bir tartışma çıktı. İçimdeki gazetecilik merakına yenik düştüm. Hemen Iraklı bir arkadaşımdan Bağdat'taki morgun telefon numarasını bulmasını istedim. Bulduğunda numarayı aradım ve morg sorumlusuyla konuşmak istedim.

Telefona gelen adam hızlıca sıradan bir vatandaş olduğunu ve adını vererek konuşamayacağını söyledi. Ona güvence verdikten sonra bana, bombalamalar, adam kaçırmalar ve suikastlar sonucu gelen günlük ceset sayısının 70 ila 80 arasında değiştiğini söyledi. Adama teşekkür ettim ve işinin zorluğunu ve cesetlerin arasında nasıl yaşayabildiğini sordum. O da bana “Bu benim işim, kaderim ve geçim kapım. Zamanla ceset görmeye alışırsın. Alışamayacağın şey annelerin ve eşlerin ceset bulunduğunda ve bulunamayınca akıttığı gözyaşlarıdır” şeklinde cevap verdi.

Bir gazeteciyseniz ve korkunç Ortadoğu'nun ürkütücü bir kısmından geliyorsanız, cesetler hakkında soru sormak öncelik listenizin bir maddesi haline gelir. Ancak morg müdürünün, annelerin ve eşlerin gözyaşlarını, onları gömecek birini bekleyen o cesetlerin görüntüsünden daha zor bulduğunu fark ettim.

The New York Times'ta, Ukrayna'ya gönderilen ve irtibatı kaybettikleri çocuklarının akıbetini öğrenmek için morga giden Rus annelerin haberini okurken bu morg hikayesi aklıma geldi. Annelerin bir yüzüğü veya ayırt edici bir işareti tanımak için içlerinde dış görünüşü korkunç bir hal almış kişilerin fotoğraflarının da bulunduğu bir fotoğraf seline bakmak zorunda olduklarını okuyunca kalbimde bir ağırlık hissettim. Savaşın diğer tarafında Ukraynalı annelerin ve eşlerin, sanki cesetlerinin nerede olduğunu veya geriye vücutlarından ne kaldığını açığa vurmadan öldüklerini ilan edercesine telefonları kapananların cesetlerini aramak için morglara gittiğini okudum.

Savaşın acısını erken öğrendim. Kariyerimin başındaydım ve çekincemden çok coşkum vardı. Ateşkes ilan edilmişti ve En-Nehar Medya Grubu'nun yöneticisi -Allah onu bağışlasın- beni başkentin doğusundaki bir hastaneye gitmem için görevlendirmişti. Gidip kurbanların yerini sordum ve beni bir salona götürdüler. Sahne korkunçtu. 60'dan fazla ceset yerde yatıyordu ve üstleri çarşaflarla örtülüydü. Fotoğrafçı meslektaşım, zamanın dar olduğunu söyleyerek bana hayatımın en zor görevini verdi. Daha hızlı fotoğraf çekebilmesi için çarşafları açtım. Ne zaman bir savaş patlak verse ve meslektaşlarımla birlikte bunun getirdiği felaketleri kayıt altına almaya kendimi kaptırsam beni hala ziyaret eden küçük cesetler vardı aralarında.

Beyrut sokaklarında bir ders daha aldım. Milisler intikam sloganları ve bolca kurşunla kurbanları uğurladılar. Şehitlerin fotoğrafları şehrin duvarlarında çoğaldı ve birikti. Ancak fotoğraflar yaşlanıyor ve sonbahar onları öldürmeyi üstleniyor. Şehitlerden geriye annelerin, eşlerin ve yetimlerin gözyaşları ile elemlerinden başka bir şey kalmadı.

Son yıllarda birkaç Arap ülkesi devrimlerin ve savaşların alevleri içinde kıvrandı. Bu yüzden gazetelerin kendileri adeta morga dönüştü. Sayfaları matbaaya göndermeden önce ölü ve yaralı sayısını tekrar kontrol etmeleri gerekiyordu. Ön sayfada göze çarpan bir yer kazanmak için büyük, acı verici bir 'doz' gerekiyordu. Son zamanlarda gazetecinin rolü, yeni gelenler için bir yer bulması gerektiği için adeta bir mezar kazıcının rolüne benziyordu.

The New York Times'ın haberi beni savaşın acılarını konuşmaya daldırdı. Ukrayna topraklarındaki savaş, onlarca yıldır yaşadığımız en tehlikeli olaydır. Dünyanın bir çıkmaza girdiği söylenebilir ve analistler tarafından tekrarlandığı gibi bu çıkmaz şöyle özetlenebilir: "Vladimir Putin kaybetmeyi göze alamaz." Bu bağlamda şöyle bir soru ortaya çıkıyor: Putin bir tuzağa mı düştü, yoksa kendisiyle birlikte dünyayı buna mı düşürdü? Dünya stratejik açıdan önemli olan Herson bölgesi ile ilgili anlatılanları endişe içinde takip ederken sorular artıyor. Pek çok merak edilen şey var. Rusya, sivilleri tehlikelerden uzak tutmak için mi yoksa daha tehlikeli bir nedenden ötürü mü bölgeden tahliye etmeye karar verdi? Putin, Herson savaşını Stalingrad Muharebesi'nin modern bir versiyonuna mı dönüştürmeyi planlıyor? Ukrayna ordusunu bölgeye çekip Zelenskiy'nin ordusunun belini büken büyük bir katliama yol açacak silahlarla şaşırtmak ve Rus ordusunun savaşta zafer elde edemeden geçen dokuz ayın yıprattığı imajını eski haline getirmek mi istiyor? Ukrayna tünelinden ancak dünyayı Putin'in yoldaşı ve gölgesi olan Dmitry Medvedev'in teşvik ettiği yıkıcı bir nükleer şölenin eşiğine getirerek çıkılabileceği doğru mu? Yönetmenin, Ukrayna'da dünyanın damarlarına korku enjekte eden büyük bir katliam olduğu ve kurbanları gömmeye ve dünyanın acısını kısaltmaya kendini adamak için koşulsuz bir ateşkese koştuğu doğru mu?

Putin'in Kremlin'i ‘ele geçirmesinden’ önceki kariyerini takip ediyorum. Rusya Federasyonu'nu ve onunla birlikte dünyayı pahalıya mal olacak etnik ve din kökenli bir dizi savaştan kurtarmasına hayran kaldım. KGB imparatorluğundan ve raporlar, casuslar ve gizli mürekkep koridorlarından geldiğini bilmekle birlikte, kendisini yumuşak huylu bir adam ve uzanmış bir el olarak servis etmesine şapka çıkardım. Niyetini gizleyen ancak uygun zamanda hedefine atılan sabırlı bir avcı gibi olduğunu fark ettim. Judo ona rakibi yere sermeyi öğretti. Zeki avcının imajı, Kırım'ı geri aldığında ve Batı'nın boyutlarını iyi bir şekilde kestiremediği bir hamleyle Suriye'ye askeri müdahalede bulunduğunda pekişti.

Gazetecinin büyük bir oyuncuya olan hayranlığı onu yanlış tahmine götürür. Rus kuvvetleri 24 Şubat'ta Ukrayna ile çizilen uluslararası sınırı geçtiğinde, mahir avcının ve raporların okuyucusunun yanlış bir tahminde bulunabileceğine ihtimal vermemiştim. Avcının Kiev’i işgal edeceğini ya da kuşatacağını ve örneğin dünyayı, daha sonra ilhak ettiği bölgelerle genişletilmiş bir özerklikle Ukrayna'nın tarafsızlığını ilan etmeye dayalı bir çözüme çağıracağını bekliyorduk. Savaşın dokuzuncu ayında tahminlerimizde yanıldığımızı görüyoruz. Putin tuzağa düştü ve dünyayı da kendisiyle birlikte sürükledi.

Dünya hiç bu kadar tehlikeli olmamıştı. Avrupa topraklarında bir katliam var. Tayvan közleri harlayacağı sinyallerini veriyor. Kim Il-sung'un torunu füzelerle gönlünü eğlendirirken, Japonya'nın yanı sıra Güney Kore'deki yetkililerin gözlerinden uykularını çalıyor. Generaller, konvansiyonel ve nükleer cephaneliklerin kapasitesini kontrol ediyor. Avrupa yaklaşan kıştan korkuyor. Tahıl ve gazdan bahsedilmesi, yoksullara daha kötü günlerin geleceği endişesini aşılıyor. Putin, Ukraynalıların ne kadar dayanabileceğini ve Batı'nın desteklerinde ne kadar cömert olabileceğini yanlış değerlendirdi. Tuzağa düştü ve biz de onunla birlikte düştük.

Savaş demek sadece generaller ve haritalar demek değildir. Giden ve bir daha geri dönemeyen askerlerdir. Çöken ekonomilerdir. Açlık ve ıstırabın 'küresel köy'ün ara sokaklarına yayılmasıdır. Savaş demek milyonlarca yerinden edilmiş insan ve morg kapılarında bekleyen Rus ve Ukraynalı annelerin gözyaşları demektir. İhlaller, açıklamalar ve güç dengeleri ile meşgulüz. Ama savaştaki en acı şey, unuttuğumuz gözyaşlarıdır. 'Küresel köy', vagonlar arasındaki farklılıklara rağmen bilimsel, teknolojik ve insani ilerlemenin bir simgesiydi. Bazı adaletsizlikler yapının sütunlarını sökmeyi haklı çıkarmaz. Kim ‘küresel köyü' morglar ve gözyaşları içine düşürdü?


DİĞER KÖŞE YAZILARI

Editörün Seçimi

Multimedya