Orhan Pamuk
TT

Korku, öfke ve protesto

Hüzünlü bakışlı kız on, belki on iki yaşlarındaydı ve cep telefonunun kamerasına bakarken ağırlıkla hareket ediyordu. Hareketleri genel olarak yavaş ve ağırdı. Videoyu çeken adam ise onu görür görmez şaşkınlık ve sevinçten gözyaşlarına boğuluyor: "Burada biri var! Burada biri var!” diye bağırıyor.
Ne var ki etrafta kimse yok, sadece kurşuni bir ışık ve yağan karın sessizliği var. Bu sahne, Richter ölçeğine göre 7,8 ve 7,5 şiddetinde iki depremin henüz vurduğu Türkiye'nin güneydoğusunda bir yerde yaşandı.
Adam, göğsünden aşağısı betona sıkışmış kıza yaklaşıyor. Birbirlerini tanımadıkları belli. Adam ona, "Susadın mı?" diye soruyor. Kız, “Üşüyorum, kardeşim de burada” diye cevap veriyor. Adam "Kıpırdayabiliyor musun?" diye soruyor, kız güçsüz bir sesle "Hayır" diye yanıtlıyor.
Sesi gittikçe zayıflasa bile sesini sonunda dünyaya duyurmayı başarmıştı. Ancak gözlerinde umut yoktu. Sabah saat 04.00'te bölgeyi vuran ilk depremin üzerinden yarım gün geçmişti ve yakında karanlık tekrar çökecekti.
Adam ona tekrar soruyor: "Ayaklarını kıpırdatabiliyor musun?" Kız alçak bir sesle cevap veriyor: "Büyük bir güçlükle." Şimdi yüzünde bir şey saklıyormuş ya da kişisel bir şeyden utanıyormuş gibi yeni bir ifade beliriyor.
Gece boyunca kar ara ara yağmış, ardından depremin geride bıraktığı acılar üzerine sabah yavaş yavaş doğmaya başlamıştı.
Telefonunun kamerasıyla çekim yapan adamın, kızı bu koca beton yığınının altından tek başına çıkaramayacağı için ne yapacağını bilemediğini anlıyoruz. Sonunda, mekana bir sessizlik çöküyor ve ikisi de susuyor. Zamanla kızın gözleri donuklaşıyor, acısı ve ıstırabı yüzüne yansıyor.
Adam, “Sen şimdi orada dur. Hemen gidip sana yardım getireceğim” diyor. Ancak sesindeki şüphe kendini ele veriyor, söylediklerinden o da emin değil. Depremin yerle bir ettiği bu arka mahalle, şehrin merkezinden çok uzak, yollar ve köprüler yıkıldığı için yardım eli buradaki kurbanlara henüz ulaşmamıştı ve büyük ihtimalle yakın zamanda da ulaşmayacaktı.
Burada yaşayanlar, çöken binaların enkazından sağ çıkanlar ve hayatta kalan diğerleri, geceleri yağan kar ve soğuk nedeniyle sığınacakları başka bölgelere gitmiş olmalılardı. Aynı şekilde muhtemelen, kız ve erkek kardeşi dışında, ailelerinden kimse hayatta kalmamıştı ve bu nedenle onları arayan ve soran olmamıştı.
Kız, "Gitme!" diye bağırıyor
"Gideceğim, ama geri geleceğim!" diyor adam. " Seni unutmam. Gidip yardım getireceğim”.
Enkaz altında yarım günden fazla kalan kızın kendini ölüme hazırladığı ve zaten direnecek gücü kalmadığı belli.
Yine de daha çok fısıltıyı andıran bir sesle bir kez daha, "Gitme!" diyor. Adam tekrar "Gideceğim ve sana yardım getireceğim!" diye karşılık veriyor. Bu sefer sesi daha yüksek çıksa da nedense ona inanamıyoruz. Cep telefonuyla çekilen görüntü burada sona eriyor. Onu kurtarıp kurtaramadığını bilmiyoruz. Bu video, depremin ilk günü izlediğim ve beni saatlerce ekrana bağlayan yüzlerce çaresiz yardım çığlıklarından ve kaydedilen görüntülerden biriydi. Enkaz altında kalan kızın videosunu çeken adam, pek çok kişi gibi, videoyu hiçbir yorum yapmadan doğrudan Twitter'a koymuş.
Kızı kurtarıldıktan sonra gösteren başka bir videonun yayınlanmasını bekledim ama hiçbir şey yayınlanmadı. Yardım getirmek kesinlikle cep telefonlu adamın düşündüğü kadar kolay değildi. Resmi istatistiklere göre yaklaşık 7 bin yapı yıkıldı veya hasar gördü. Deprem Suriye'yi de vurdu. Gerçek can kayıplarının sayısı nasıl muhtemelen çok daha yüksekse (son rakamlar bunu 23 binin üzerinde gösteriyor), yıkılan yapıların sayısının da çok daha yüksek olması muhtemel.
Zaten yollar kapalı, elektrik kesintileri yaşandığı ve aşırı cep telefonu kullanımı şebekeler üzerinde baskı yaptığı için kırsal bölgelerdeki ilçelerde ve köylerde neler olup bittiği hakkında çok az şey biliniyor. Sosyal ağlarda, bazı köylerin tamamen yerle bir olduğunu öne süren gönderiler yayınlanıyor, ama bu doğru mu?
Bu, 80 yılı aşkın bir süredir Türkiye'yi vuran en büyük deprem ve hayatımda tanık olduğum dördüncü büyük deprem. 17 binden fazla insanın hayatını kaybettiği 1999 Marmara depreminden sonra bu felaketin vurduğu şehirlerden biri olan Yalova'ya gitmiştim. Beton molozlarının arasında suçluluk ve sorumluluk duygusuyla dolup taşarak saatlerce dolaşmış ve sonunda kimseye yardım edemeden eve dönmüştüm. O günün üzücü sahneleri gibi, unutmak isteyip de asla başaramadığım hüsran, düş kırıklığı ve üzüntü halen aklımda.
Bugün, bu görüntülerin üzerine daha yeni ama yine de çok tanıdık başkaları istifleniyor. Çaresizlik duygusu elle tutulur cinsten. Havaalanları ve yollar ciddi şekilde hasar gördüğünden, büyük medya kuruluşlarının bile depremin vurduğu ve devasa enkaz yığınlarına dönüşen büyük şehirlere ulaşması birkaç saat sürdü. Felaketten yarım gün sonra karla kaplı yıkık sokaklara ulaştılar ve öfkeli, yardım bekleyen milyonlarca insanla karşılaştılar.
Türkiye hükümetinin açıkladığı rakamlara göre depremden 13,5 milyon kişi etkilendi. Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye ve Suriye'deki depremden etkilenen insan sayısını yaklaşık 23 milyon olarak tahmin etti. Gece bölgeyi vuran Richter ölçeğine göre 7,8 büyüklüğündeki ilk depremden 9 saat sonra, 7,5 büyüklüğünde bir depremin daha yaşanmasıyla bu felaket olağanüstü bir boyuta ulaştı. Merkez üssü ilk depreminkinden yaklaşık 60 mil uzakta olan bu ikinci deprem, ilk depremin ardından kaçan milyonları yeni korku ve acı sahnelerine tanık olmaya zorladı.
Bu kişilerin birçoğu telefon kameralarıyla kaydettikleri korkunç sahneleri yorum yapmadan sosyal ağlarda yayınladılar. Bu sahneler iki mesaj taşıyordu; birincisi: felaketin devasa ve şok edici boyutu. İkincisi, tüm ülkeyi saran çaresizlik ve sahipsizlik duygusu. Depremin geride bıraktığı felaket manzaraları, bir yandan dayanışma ve yardımlaşma ruhunu harekete geçirirken, bir yandan da insanlarda kanıt toplama ve başlarına gelenleri başkalarıyla paylaşma isteğini tetikledi. Depremin vurduğu her şehrin kalbindeki enkaz yığınlarının içinde, elinde kamerasıyla kameraman ve muhabirin yanındaki herkes "Hadi bunu da çekin, burasını da çekin, yardıma ihtiyacımız var. Gıdaya ihtiyacımız var, hükümet ve kurtarma ekipleri nerede?” diye bağırıyor gibiydi. Yardımlar gerçekten yollanmış ama deprem bölgelerinden yüzlerce kilometre uzaktaki tıkanmış yollarda saatlerce beklediler. Sevdiklerini ve evlerini kaybedenler, şehirlerinde çıkan yangınlarla mücadelede onlara yardım edecek kimse bulamadılar. Bu nedenle karşılarına çıkan herhangi bir yetkili, polis veya devlet memuru aracının önünü keserek, protesto ettiler. Gerçek şu ki, insanlarımızı hiç bu kadar öfkeli görmemiştim. Felaketten iki gün sonra bazı yardımlar büyük şehir merkezlerine ulaştı, ancak çoğu kişinin görüşüne göre çok yetersizdi ve çok geç kalmıştı.

*The New York Times