Hasan Ebu Talib
TT

ABD’nin stratejik aklı ve Arap dünyasındaki boşlukları

İki gün önce Mısır ve Ürdün liderleri ile ABD Savunma Bakanını bir araya getiren görüşmede, İsrail’in işgal edilmiş Filistin topraklarında sebep olduğu gerilimi durdurmanın yanı sıra Filistin meselesi için siyasi bir ufuk açmanın önem ve gerekliliği üzerinde de duruldu.
Ürdün ve Mısır’ın tutumu, önceden beri biliniyor; geçmiş yıllar boyunca Washington’a defalarca iletildi. Aynı tutum pek çok Arap başkenti tarafından da çeşitli ABD başkanlarına, düşünce kuruluşlarına ve karar alıcılara hitaben tekrarlandı.
Sonuç hepimizin malumu ve birden fazla boyutu var. Amerika’nın, bir çözüme, müzakereye ya da işgal edilmiş Filistin topraklarında mevcut demografik yapıyı değiştirme faaliyetlerini durdurması için herhangi bir İsrail hükümetine baskıya yönelik bir ilgisi olmadığı gibi, işgal altındaki Filistin’de olup bitenlerin özüne dair objektif bir görüşü de yok.
Olup biten şu ki Filistin, işgal edilmiş bir toprak parçasıdır ve halkı bu topraklar üzerindeki hakkından vazgeçmeyecek.
Özellikle onun gölgesinde doğup büyümüş ve her gün ihlallere maruz kalan nesillerin İsrail işgaline karşı itirazı ve öfkesi büyüyor.
Üstelik halk; kişiler ve yetkililer bazında Filistin Yönetimi’nin, İsrail’in Filistin halkına yönelik artan ihlallerine bir son verme veya insanlık onuru, güvenli bir ev ve seyahatte engelsiz bir yol gibi en temel haklarını koruma konusunda yapabileceklerine dair güvenini de kaybetmiş durumda.
ABD, işgalin Batı Şeria ve Kudüs’te son otuz yılda dayattığı gerçeklerle pratikte örtüşmeyen iki devletli çözümü sözlü olarak desteklese de Filistinlilerin devlet kurma hakkını inkâr ediyor; bu ispatlanmış bir şey.
Filistinlilerin işgale yönelik itirazı ve ister siyaset ister medya ve hukuk düzleminde olsun, işgalin siyasi olarak sona erdirilmesi talebi en düşük düzeyde dikkate alınmakla birlikte meşru müdafaa adı altında İsrail vizyonu, ABD tarafından amansız bir şekilde savunuluyor. Dahası ABD’nin olanları, stratejik müttefike yönelik bir terör eylemi olarak nitelemesi veya en azından bu stratejik müttefike karşı nefret uyandırmak için kabul edilemez bir kışkırtma olarak tarif etmesi cezayı, inkârı ve kuşatmayı beraberinde getiriyor ve İsrail’e, Washington’ın veya diğer uluslararası tarafların, Filistinlilere yönelik ihlalleri durdurması için baskı yapmasından yana endişe veya korku duymadan istediğini yapmak üzere geniş bir alan sağlıyor. Böylece bölgesel istikrarın önceliklerini de sınırlayarak sadece İran’la karşı karşıya geliyor.  
ABD siyaset kurumunun; Filistin, İran ve normalleştirme gibi tüm unsurlarıyla İsrail vizyonunu benimsemesi, desteklemesi ve ona uluslararası ve bölgesel meşruiyet kazandırmak için elinden gelen çabayı göstermesi, genç Filistinli nesillerin nazarında derin dönüşümlerin meydana gelmesine katkı sağladı. Bu dönüşüm, genç nesillerde ABD’nin güvenilebilecek bir taraf olmadığı, tarihî müzakere ve çözüm projelerinin bir anlam taşımadığı ve Filistin Yönetimi kabul etse de etmese de veya işgal kitlesel cezalarını artırsa da artırmasa da güvenilir alternatifin silahlı direniş olduğu yönünde bir kanaat oluşturdu. Bu bağlamda ABD’nin, Ramallah’ı razı etmek için kısmi veya geçici olarak öne sürdüğü gerek mâli gerek sembolik açıklamalar şeklindeki teklifler, Filistinlilerin kanaatini, işgale boyun eğmek ve ulusal hakları gözden çıkarmakla birlikte kırıntıları kabul etmek yönünde değiştirme hedefine artık hizmet etmiyor.
Ancak ABD’nin girişimleri yine de durmadı ve durmayacak gibi görünüyor. Bunun son tezahürü, ABD Savunma Bakanı’nın Ürdün, Mısır ve İsrail’e yönelik ziyaretiydi. Sonrasında da Dışişleri Bakanı Blinken bir ziyaret gerçekleştirerek Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile görüştü ve İsrail’in Filistinlilere yönelik aşırılık yanlısı ve şiddet içerikli tavrını kontrol altına almak için kayda değer bir şey ortaya koymadı. Elbette biz de sınırlı bir zaman dilimi içinde çatışmayı sonlandıran veya makul bir son müjdeleyen bir siyasi sürecin başlamasını beklemiyoruz.  
Bu noktada üç ana soruda özetleyebileceğimiz pek çok sorgulama ortaya çıkıyor: ABD stratejik aklı Arap bölgesindeki büyük çıkarları hakkında nasıl düşünüyor?
ABD’nin Arapların meseleleri ve önemli çıkarlarına yönelik siyaseti karşısında, Arap kamuoyunun çoğunluğuna hâkim olan havaya dair objektif bir anlayışa sahip mi? Ne güvenliği ne de bölgesel istikrarı sağlayan bu stratejisini gözden geçirmesine yardımcı olacak saikleri var mı? Amerikan stratejisi ile gerek resmi gerek halk düzeyinde hâkim olan Arap duyguları arasında büyük bir kopuşun olduğu ortada. Buna, bir Arap ülkesi ile diğeri arasında farklı derecelerle de olsa, ABD’li yetkililerin bölgedeki önemli müttefiklerle stratejik ortaklıkları güçlendirmek gibi geniş bir başlık altında hareketlerine dayanak noktası olan mantıksız temellerin reddedilmesi de dahil. Zaten bu müttefiklerin hayati çıkarları veya en azından bölgesel istikrara ilişkin görüşleri ve bunun Filistin meselesinin adil bir şekilde çözülmesiyle olan ilişkisi de dikkate alınmıyordu.
ABD’nin Arap yönelimlerinden kopukluğu şu iki tutumla kendini açıkça gösteriyor:
İlk tutum, Washington’ın, İsrail’in kuruntularına dair öne sürdüğü şeyin Araplar tarafından reddedilmesidir. Bu kuruntulara göre bir Arap NATO’su veya birkaç Arap ülkesinin katıldığı ve Amerikan silahları ve İsrail liderliğine dayanan bir bölgesel güvenlik şemsiyesi kurulacak ve Arap güvenliği açısından ne kadar ciddi sonuçlar doğurursa doğursun, İran’la askerî olarak ve İsrail’in bölgesel hedeflerini gerçekleştirecek şekilde karşı karşıya gelinecek.
İkinci tutum da Arapların, işgal altındaki topraklarda özel bir Filistin güvenlik gücü oluşturma çabasına karşı çıkmasıdır. Bu çabanın hedefi, İsrail işgal güçleriyle yüzleşen ve onun için artan bir tehdit oluşturan Filistinli genç silahlı grupları bastırmaktır. Araplar buna itiraz ediyor çünkü bu Amerikalı-İsrailli fikir özünde, Filistinlileri kendi aralarında sivil çatışmalara itmek anlamına geliyor. Bu ise Filistin halkının ulusal otoriteye olan güven boşluğunu artıracak, İsrail işgal güçlerini çatışma çabasından kurtaracak ve onların Filistin terörizmi konusundaki yanlış anlatımlarını doğrulayacak bir gelişme demektir.
Görünüşe bakılırsa Amerikan stratejik aklı, Arap bölgesi ve Ortadoğu’daki hedeflerini gerçekleştiremeyen bu siyasi taktik yöntemini gözden geçirmeye henüz hazır değil. Hem DEAŞ hem de El-Kaide terörüne karşı mücadele, İran nüfuzunu sınırlama çabası, Suriye’deki durum ve büyüyen Çin ve Rusya etkinliği de dahil olmak üzere Amerikan siyasetinin dahil olduğu tüm siyasi ve askerî savaşlar büyük aksiliklerle karşılaşıyor. İsrail’de durum, siyaset ve güvenlik bakımından kötüleşiyor. Gelinen nokta, geçmiş on yıllar boyunca kısıtlama olmaksızın benimsenen taraflı Amerikan siyasetinin mantıklı bir sonucudur ve bölgedeki ilk stratejik müttefikleri için dahili bakımdan muhtemel yıkıcı sonuçlar üzerinde biraz da olsa düşünme ve gözden geçirmeyi gerektiriyor. Ancak böyle bir gözden geçirmeyi beklemek için ufukta bir işaret yok. Amerikan seçimleri ve seçimlerdeki, İsrail’e en büyük desteği ve yardımı kimin sunacağına dair açık artırmalar, bu gözden geçirmeyi engelleyen yapısal faktörlerden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Arap dünyasındaki sorunlara yönelik ABD stratejisine yakın zamanda gerçekleşmeyecek büyük bir dönüşüm beklentisi; Washington’a, kurumlarına, düşünce merkezlerine ve medyasına karşı koordineli ve yorulmak bilmez bir hareketin gerekliliğini göz ardı etmeden, bölgenin sahiplerine ve ileri gelenlerine sorumluluk yüklemektedir. Koordineli bir hareket diyoruz, çünkü bu iş, bireysel bir çaba değil, ortaklık ve toplu bir faaliyet gerektiriyor. Ayrıca ABD’deki eylem tarzına ve Arapların çıkarlarına ya da en azından bazılarına karşı iniş çıkışların yaşandığı Amerikan seçimlerini dikkate alan uygun bir zaman dilimine göre peş peşe gerçekleştirilmek istenen hedeflere ilişkin belirgin bir vizyon da gerekli. Geçmişte birçok bireysel çaba gösterildi ve hedeflere kısmen ulaşıldı. Ancak ABD’nin Araplara ve onların soylu çıkarlarına yönelik stratejik düşüncesinin bazı yönlerini değiştirmenin önemi konusunda bir görüş birliği olması koşuluyla toplu hareket hala en uygun ve tercihe şayan yoldur.