Ekrem Bunni
Suriyeli yazar
TT

Suriyelileri birleştiren ve ayıran şey!

Yıkıcı deprem sırasında Suriyelilerin bulunduğu birçok yerde saflaşmalarını, tavırlarını ve dini ya da mezhepsel aidiyetlerini bir kenara bırakarak gösterdikleri dayanışma dikkat çekiciydi. Sadece sosyal medyada dolaşan kardeşlik ve destek ifadeleriyle yetinilmeyip, depremden zarar görenlere yardım etmek ve bir kısmına başlarını sokacak bir yer bulmak için maddi ve ayni bağış toplamak üzere sivil komiteler oluşturuldu. Kimileri bu durumu, deprem kurbanlarına eşi görülmemiş düzeyde ‘dış’ yardımların peş peşe gelmesinin ardından içerideki insani utanca yorarken, kimileri de genellikle birçok tarihsel çetin sınavın tanık olduğu gibi siyasetten çok insani güdülere öncelik verme eğiliminde olan Suriye toplumunun zalim ve yozlaşmış grupların çıkarları tarafından bozulmadan önceki ‘iyiliğinin’ bir ifadesi olarak görüyor.
Savaşın uzun sürmesi ve siyasi ve hukuki temelinden ayrılıp dini, mezhepsel ve etnik boyutlara kayması, aşırı şiddet ve gerici tutuculuklar ile dolması ve dışlama ruhuna sahip olması neticesinde Suriye toplumunda geniş çaplı değişimler ve geldikleri yere, tuttukları saflara ve bulundukları konumlara göre vatandaşları ayıran çatlaklar ortaya çıkmıştır. En önemlisi de bu, onları siyasi ve çatışma projeleri açısından birbirinden farklı çeşitli otoritelerin boyunduruğu altına girmek zorunda bırakmıştır. Böylece Suriyeliler, şu ya da bu otoriteye, kararlarına ve yaşamsal ve öncelikler konusundaki dayatmalarına bir nevi bağlı kalarak mahkum olmuştur. Sonuç olarak tek vatan hedefleri, kaygıları, korkuları, sorunları ve yaşam biçimleri bakımından birbirinden ayrı ve zıt toplumsal bloklara dönüşmüştür. Bu bloklardan biri rejimin yönetimi altında, bir diğeri Türk hakimiyetindeki bölgelerde, üçüncüsü radikal İslamcı gruplar tarafından yönetilen İdlib kentinde ve dördüncüsü Kürt Halk Koruma Birlikleri (YPG) kontrolündeki bölgelerde bulunuyor. Aynı benzetmeyle Suveyda ve Dera’da kendine has özellikleri olan bir bloktan da söz etmek mümkün. Diğer bloğu ise çeşitli ülkelerdeki mülteci kamplarında bulunan milyonlarca Suriyeli oluşturuyor. Suriye işlerine yönelik yabancı müdahalenin artması ve çeşitlenmesinin yanı sıra, Birleşmiş Milletler’in (BM) şiddeti durdurma ve kurtuluşa giden kapıyı açacak siyasi bir çözüm ortaya koyma hususundaki müzmin acziyeti bu çatlakları ve bölünmeleri daha da derinleştirdi.
Ulusal toplumun başına gelen bölünme, dış yardımlar ya da Suriye toplumunun ‘iyiliğine’ bel bağlamak bir tarafa, konumları ve safları ne olursa olsun, bugün Suriyeliler arasında gerçekten oluşmaya başlayan ortak noktalar var. Deprem felaketine yönelik bu ulusal sempati ve dayanışma ruhunun büyümesini açıklarken buna nesnel nedenler eklemek de yerinde olacaktır:
Birinci neden; kontrol eden taraf kim olursa olsun, Suriyelilerin çeşitli bölgelerde maruz kaldıkları boğucu ekonomik kriz yüzünden çektikleri acıların benzerliğidir. Bunun en önemli tezahürü, hizmet ve sağlık koşullarının kötüleşmesi ve insanların çoğunluğunu ciddi bir yoksulluk içinde veya neredeyse aç bırakan hayat pahalılığıdır. Buna, Suriyelilerin büyük çoğunluğundaki şu ortak farkındalığın gittikçe büyümesi eşlik ediyor:
Hakim yönetimlerin tamamı bölgelerini kalkındırma, ekonomik hayatı çekip çevirme veya yönettikleri kişilere hizmet ve temel ihtiyaçlar sunma görevlerinde başarısız oldular. Daha da kötüsü açgözlülük, yolsuzluk, şantaj ve kamu servetinin israfı gibi olgularla ilişkilendirildiler.
Savaş yıllarının toplumun üzerine ekonomik bir yük bindirmesi ve zarar gören Suriyeliler için ortak bir payda oluşturması kaçınılmazdı. Bu sebeple acıları, koşullarının çeşitli düzeylerde kötüleşmesiyle daha da arttı. İster yerinden edilmiş ve evsiz olsun, ister evlerinde kalmayı tercih edip şiddet ve şantaj döngüsüne uyum sağlamaya ve sert güvenlik ve toplumsal koşullar altında geçimini sağlamaya çalışanlar olsun, hepsi acılarını dindirmek ve hayattaki şanslarını korumalarını sağlayacak şeyleri aramakla meşgul olmaya mecbur bırakıldılar.
İkincisi, şu veya bu otorite arasındaki baskının yoğunluğu ve genişliği ne olursa olsun, Suriyelilerin çeşitli otoriteler tarafından uygulanan benzer baskı mekanizmalarına tabi tutulmalarıdır. Nerede olursa olsun sıradan biri, tüm egemen güçlerin tahakkümlerini ve imtiyazlarını sürdürmek için cinayet ve eziyetin farklı yüzleri olduğunun farkına varmış durumda. Bu güçler, yabancı askeri güçlerin ek baskı ve öldürücü araçlarını kullanmaktan çekinmemiştir. Ülkenin kaderi umurlarında değil. Gözlerini kırpmadan, planlarına ve çıkarlarına karşı çıkanlara zulmediyorlar. Hizipsel seçkinler ve müttefikleri tarafından Suriyelilerin çoğuna bilerek dayatılan durum ve koşullar birbirine benzer. Yetkileri altındaki mal ve serveti kendilerine mübah gördüler. İnsanların hayatlarını ve ister ifade özgürlüğü, ister eğitim ve sağlık hakları, ister adil ve bağımsız yargıya başvurma hakkı olsun en temel siyasi, sosyal ve yasal haklarını utanç verici bir şekilde hiçe saydılar.
Sonuçta tüm Suriyelilerin farkında olduğu şu gerçek belirginleşti:
De facto hükümetler, toplumsal hedefleri ve hakları hiçe saymaları, egemenliğe ve ulusal zenginliğe karşı ihmalkar olmaları ve hem uluslararası hem de bölgesel dış güçleri ülkeye çekmeyi basitleştirmeleri açısından benzerdirler. Dış güçlerin dikte ettiği şeylere boyun eğmek ve ülkenin bir çatışma, tatbikat ve pazarlık arenasına dönüşmesiyle sonuçlansa bile varlıklarını devam ettirme şanslarını artırmak için bu yola başvururlar. Bu durum, tüm de facto hükümetlerin ulusallık maskesini düşürür ve asıl yüzlerini gösterir: Bencildirler ve ülkenin kaderi ve nesillerinin geleceği üzerinde yaratacağı krizleri ve trajedileri umursamadan sadece kendi çıkarlarını ve ayrıcalıklarını korumakla ilgilenirler.
Doğru, Suriye'deki bölünmüşlük savaşın yansımaları ve halka dayatılan boşluklar nedeniyle büyük ölçüde büyüyerek dallanıp budaklanmış ve kalıcı bir bölünme olasılığı konusunda bir endişe kaynağı haline gelmiştir, ki bu, yabancı işgal güçlerinin umutlarını güçlendirmektedir. Ancak şu da doğru ki yaşananların çirkinliğine ve parçalanma ve bölünme olgusunun netliğine rağmen deprem felaketine karşı Suriye’nin farklı kesimleri arasındaki dikkat çekici sempati durumu, acıların büyümesi ve bunların ortak olduğunun anlaşılmasıyla bağlantılı olarak ulusal toplumu canlandırmaya yönelik bir umut ışığı oldu. Kim bilir belki de bu acılar Suriyelileri dayanışma ve uyum nedenlerini, bölme ve ayrımcılık nedenlerini tercih etmeye teşvik eder.
Suriyelilerin büyük çoğunluğunun altında ezildiği benzer krizler ve sıkıntılar, çekilmez bir hayattan gerçek bir çıkış yolu için ortak bir arayış gerektirmiyor mu? Yaptıkları muazzam fedakarlıklardan sonra, otoriterliğin ve tiranlığın sürdürülmesi için birer araç olarak veya hiçbir alakalarının olmadığı savaşlarda yakıt olarak kullanılmalarını önleyecek kapsamlı bir milli irade geliştirmediler mi? Çoğunluğun, toplumlarını ‘kötülüklerden’ arındırmaya ve nerede olurlarsa olsunlar tüm faillerden hesap sormaya yönelik ortak bir ihtiyacı yok mu?