Davud Ferhan
Iraklı yazar
TT

Suudi Arabistan: İran'a farklı bir yaklaşım

Suudi Arabistan Krallığı, Çin Halk Cumhuriyeti ile birlikte Arap-Çin iş birliğinin geleceğine daha önce yaşanmamış ölçüde geniş bir siyasi ve ekonomik canlılıkla yansıyan, yeni ve kapsamlı stratejiye öncülük etti. Bu, ABD'nin siyasi, güvenlik ve ekonomik nüfuzunun damga vurduğu Arap bölgesinde niteliksel bir değişim. Aynı zamanda geçen yılın başında (2022) Çin ile yapılan zirve toplantılarına katılan diğer Arap ülkelerini de kapsayan göstergeler, protokoller ve anlaşmalarla desteklenen bir değişim. Suudi Arabistan'ın himayesinde düzenlenen Çin-Arap zirvesi, ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinin gözden geçirilmesinde bir dönüm noktası oldu. Suudi Arabistanlı kaynaklar, Pekin ve Riyad'ın enerji, ekonomi, inşaat ve "İpek Yolu" girişimi alanlarında anlaşmalar imzaladığını söyledi. Hatta Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın önemli ve iddialı bir ortağı olduğu “Vizyon 2030” bayrağı altında Suudi Arabistan’da Çince öğretilmeye başlandı. Pekin-Riyad anlaşmasından, Suudi Arabistan-İran anlaşması doğdu. Böylece Çin, mayınlı bir uluslararası iklimin ortasında karmaşık bir krizin üstesinden gelmeyi başarmış oldu ve bu, bölge ve ötesindeki diğer sorunların çözümüne bir giriş olabilir. Çin ayrıca haklı olarak profesyonel bir siyasi arabulucuya dönüştü.
CNN kanalı, İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Abdullahiyan'ın, Pekin'de Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan ile görüşmesinin "olumlu" geçtiğini, Riyad ile Tahran arasındaki resmi diplomatik ilişkilerin yeniden başlamasının ele alındığını, büyükelçilik ve konsoloslukların yeniden açılmasının bölgesel istikrar, güvenlik ve kalkınmanın altının çizildiğini söylediğini aktardı. Anlaşma, ekonomik ve ticari alışverişi, uçuşların yeniden başlatılmasını, özel sektörden resmi heyetlerin karşılıklı ziyaretlerini, Hac ve Umre vizelerinin kolaylaştırılmasını içeriyordu. Bu görüşme, iki ülke yetkilileri arasında son 7 yılda gerçekleşmiş en üst düzey görüşmeydi.
Pekin aracılığıyla Riyad ve Tahran arasındaki ikili ilişkileri geliştirmeye yönelik aktif Çin girişimi kapsamında Suudi Arabistan-İran ilişkilerinin, İran-Körfez ilişkilerine de yansımalarının olması bekleniyor. İki taraf arasındaki ilişkiler önce Yemen'deki savaş, ardından İran'ın Suudi Arabistan petrol tesislerine yönelik saldırıların Arap Körfezi'nde seyrüseferi tehdit etmesi, Devrim Muhafızlarının Tahran'daki Suudi Arabistan büyükelçiliğine düzenledikleri birden fazla saldırıya ek olarak, Hac ve umre mevsimlerinde yaşanan bazı kaotik eylemler nedeniyle kötüleşmişti.
BBC, iki ülke arasındaki anlaşmayı yıllardır devam eden çetrefilli anlaşmazlıkta bir "atılım" olarak nitelendirdi. Riyad, Suudi Arabistan’ın İran'daki büyükelçiliğine ve konsolosluğuna düzenlenen saldırının ardından Ocak 2016'da Tahran ile diplomatik ilişkilerini kesmişti. Suudi Arabistan - İran - Çin üçlü anlaşmasından önce, Umman Sultanlığı ve Irak Cumhuriyeti'nin ev sahipliğinde 2021 ve 2022 yıllarında Tahran ve Riyad arasında görüşmeler yapılmıştı. Çin anlaşmanın şartlarının garantörü.
Suudi Arabistan Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan, Suudi Arabistan için İran'da birçok yatırım fırsatı olduğunu açıkladı. Ancak gözlemcilerin yorumladığı gibi bu tür anlaşmalar, İran'ın bölgedeki "sorunlu" rolü nedeniyle ihtiyatlı bir atmosferde gerçekleşiyor. Beyaz Saray anlaşmayı memnuniyetle karşıladı, ancak "İranlıların taahhütlerini yerine getirip getirmeyeceği henüz belli değil" dedi. Fransa da bu adımı memnuniyetle karşıladı, ancak İran'ı "istikrar bozucu eylemlerinden vazgeçmeye" çağırdı.
Yemen sorununun diplomatik yollarla çözülmesi ve bu kronik baş ağrısının kapsamlı bir siyasi anlaşma yoluyla bitirilmesi olasılığına dair işaretler ve göstergeler de bulunuyor. Yemen, Pekin mutabakatında güvenliğini, barışını ve mutluluğunu geri kazanma umudunu görebilir mi? Örneğin Irak'taki Kürt sorunu nasıl çözüldüyse, Yemen’de de ister müzakerelerle, ister federal veya demokratik sistemle, ister seçimlerle olsun, çözüm mümkün.
İran'da Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani, "Yanlış anlamaları ortadan kaldırmak ve Tahran ile Riyad arasındaki ilişkilerin geleceği için çabalamak, bölgesel istikrar ve güvenliğin güçlendirilmesine yol açacaktır" dedi. Pekin Bildirisinin geçerliliği ve tüm nokta ve hedeflerine bağlılık konusundaki bütün güvencelere rağmen, İran'ın bunlara bağlı kalıp kalmayacağına ilişkin şüpheler yine de uluslararası gazetelerin analizlerinde kendine yer buldu. İran rejimi, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerindeki Arap rejimlerinin izlediği devlet mantığının aksine, 1979'da Şah yönetimine karşı devriminin başarılı olmasının hemen ardından provokasyonlara, devrimini ihraç etmeye ve mezhep çatışmasını körüklemeye yöneldi. Bunun sonucunda Irak ile İran arasında, Irak'ın zaferiyle sonuçlanan uzun bir savaş (1980-1988) patlak verdi.
Bu bağlamda, Foreign Policy dergisi, Riyad'ın "İran Devrim Muhafızlarının gerçek kimliğini ve amaçlarını bildiğini..." vurguladı. Suudi Arabistanlılar açısından anlaşmanın “onlara ülkelerinin ekonomik gücünü inşa etme ile ilgili temel hedeflerini sürdürme, Veliaht Prens Muhammed bin Selman liderliğinde ülkenin ihtiyaç duyduğu sosyal reformlara devam etme imkânı verdiğini” ifade etti. Uluslararası Kriz Grubu, Suudi Arabistan'ın ülkesine yönelik tehditleri azaltmak için İran'a karşı farklı bir yaklaşım benimsemek istediği görüşünde. Suudi Arabistan'ın İran'ı tecrit etmeye çalışmak yerine artık "İran ile yüzleşme, kontrol altına alma ve onu ortak etme" peşinde olduğunu varsaydı.
Suudi Arabistan ile İran arasındaki 7 ağır ve zorlu yılı sona erdiren Suudi Arabistan-İran bildirisi Arap, bölgesel ve uluslararası düzeyde memnuniyetle karşılandı. Ancak Tahran, Pekin’de imzalanan anlaşmayı nükleer amaçlarına ulaşmak için bir köprü olarak kullanmak istiyorsa, o zaman gereken neyse yapılır.