İmil Emin
Mısırlı yazar
TT

Riyad ve Washington: Strateji ötesi bir ilişki

Son birkaç gün ve hafta gösterdi ki Suudi Arabistan Krallığı ve ABD arasındaki ilişki, strateji ötesi bir ilişkidir. Yani bu ilişki, gelecek nesillerin sağlam temeller üzerine bir ortaklık kurmasına izin veren güvenilirlik seviyesine ulaştı. Öyle ki bazılarının yola döşemek istedikleri tuzakları aşıyor ve hayat yolculuğundaki kaçınılmaz engellerin üzerinden atlıyor.
Gözlemcilerin dikkatini çeken birkaç şey var. Özellikle de Suudi gazeteci merhum Cemal Kaşıkçı davasından ötürü Krallığa karşı başlatılan geniş kampanyanın nasıl olur da krizin cezai boyutlarını tümüyle aşıp siyasi bir boyut kazandığı konusunda. Belki de ABD Başkanı Donald Trump’ı Amerikan uyruklu olmayan bir vatandaş hakkında çıkan ve aynı zamanda insanlık onurunu ve önemini kaybeden tüm bu gürültüyü sorgulamaya iten şey de budur.
Dikkat çeken şeylerin başında, Batılı ve Amerikalı medya kanallarının inanılmaz alçalışı yer almakta olup, bunların başında da sağcı eğilimi ile meşhur ve Krallık için hiçbir hayır getirmeyen dogmatik ve inanç dokundurmalarından geri durmayan Washington Post gazetesi gelmektedir. Bu gazete 15-19 Kasım tarihleri arasında pek çok araştırma yayımladı ve bunlarda da zorlayarak gerçeği çarpıtmaya çabaladı. Üstelik CIA sözcüsü tarafından haberleri yalanlanmasına rağmen.
Bu yüz kızartıcı ve ayan beyan düşüş, bizzat Amerika Dışişleri Bakanlığı tarafından da ortaya kondu. Nitekim bakanlık sözcüsü Heather Nauert, CIA hakkında gelen haberlerin özensizliğine işaret etti.
Burada şu soru sorulabilir: Var olması gereken tarafsızlığı saf dışı bırakan bazı Amerikan medyasının, özellikle Suudi yargısı önünde duran bir dava hakkındaki bu görülmemiş ısrarı, basit olmayan bir komplo karşısında olduğumuzun bir göstergesi mi? Bir cinayet davasında adalet arayışının ötesine geçerek Veliaht’ın önderliğinde bir ayaklanma ve aydınlanma uyanışını bastırma teşebbüsüne kadar varmayı hedef edinen bir komplo…
Söz konusu diriliş, Prens’in ülkesinin gözlerindeki sis perdesini kaldırmaya ve onları acımasızlık ve tek taraflılığın karanlığından kurtarıp 2030 kalkınma vizyonunun yaratıcı ekonomik başarılarını anlamasını sağlayarak sevgi ve hoşgörü denizinde yüzdürmeye kefildir.
Şüphe uyandıran şeylerden biri de Türkiye’nin krize ilişkin tutumudur. Besbelli Türkiye’yi Kaşıkçı davasında parçalı bilgi yayma politikasını izlemeye iten siyasi güdüler söz konusu. Bakan Adil el-Cübeyr’e göre Ankara, bölgesel konumunu güçlendirmek için Riyad’ın güvenilirliğini hedefe oturtarak Krallığın kırmızı çizgisine dokunmak istiyor.     
Şu soruyu sorabilirsiniz: Türklerin elinde kesin deliller vardı madem, neden onları doğrudan davanın seyrinde adaleti gerçekleştirmek ve gerçek suçluları cezalandırmak isteyen Suudi yetkililere teslim etmediler?
Cevap, şüpheye yer bırakmayarak hikâyenin tamamında yer alan geniş boşlukları ve gediklerin altını çizmektedir. Bu olay, Başkan Trump’ın tutumunu oldukça netleştirip peşin hükümleri reddetmesini sağladı. Ve onun tabiri ile şüphe çekici bir şey olduğunu okuyarak gerçeklerin tam anlamıyla bilinemeyeceği sonucuna vardırdı. 
Diğer dikkat çekici yan ise özel olarak Katar Devleti ile bağlantılıdır. Katar’ın yazılı ve görsel medyası, kıyıcı düşmanlığını, Krallık ve onun yönetim kadrosunun en azılı düşmanından beklenebilecek şekilde sınırlarını aşarak kötülüğünü ortaya koydu.
Amerikalı siyaset tarihçisi Soner Cagaptay’a göre, Katar ve Türkiye’nin cinayet vakasını çarpıtmak için gösterdiği tüm çaresiz girişimler geri tepti. Ve bunun iki devlete yönelik oldukça olumsuz geri dönüşleri olacaktır. Halkların hafızası, fil hafızası gibidir; zaman geçse de unutmaz.
30’lu yıllardan bu yana başkanlık, Amerikan hükümetinde baskın bir unsur haline geldi. Modern başkanlığın gerçek gücü, büyük oranda Senato tarafından benimsenen anayasa ve kanunlar gereğince başkana verilen yetkilerden gelir. Bundan dolayı Başkan Trump’ın olayın boyutlarını kavradığı çok açıktır. Başkan, burada işaret ettiğimiz gerçekleri, Amerika-Suudi Arabistan ilişkilerinin tüm dünyayı etkileyen huzursuzluklara maruz kalmasının mümkün ve kabul edilebilir olmadığını hesaba katıyor.
Başkan Trump, kararlı bir şekilde söylentilere noktayı koydu ve şöyle dedi: “ABD, Amerikan çıkarlarını güvence altına almak için Krallığın ve bölgedeki diğer müttefiklerin bir ortağı olmaya devam edecektir. Nihai hedef, dünyanın dört bir yanında terör tehdidini tamamen ortadan kaldırmaktır”.
ABD Başkanı kararlarını genellikle ülkedeki yürütme erkinin başı, ABD donanmasının başkomutanı ve aktif göreve çağırıldığında farklı eyalet milislerinin başı olarak omzuna yüklenen sorumluluklardan hareketle alır. Buradan hareketle ülkenin yarar veya zararına olan mevcut ve gelecekteki tüm unsurlar hakkında en bilgili kimsedir.
Bundan ötürü bu adamın, (Washington, komşuları ve tüm dünya ile göz ardı edilemeyecek bir tarzla yüzleşme konusunda ısrar ederek küresel teröre destek yolunda ilerleyen) İran ile çekişme başta gelmek üzere, ABD’nin gelecekteki savaşlarını öngördüğünü söylemek mümkündür.Aynı zamanda iş adamı olan Başkan Trump, küresel borçların yükselmesi ve daha başka sebeplerden ötürü 2020 yılı başında gerçekleşecek ve kaçışın mümkün olmadığı ekonomik bir felaketin eşiğindeyken Krallığın ekonomi dünyasındaki stratejik ağırlığının farkında.
Nitekim dış borçlar, 260 trilyon doları aşmış durumda. Şurası kesin ki petrol fiyatları önümüzdeki dönemde doruğa ulaşacak ve tüm Batı medeniyeti, damarlarına pompalanan siyah kan ile tehdit edilecek. Belki de Başkan Trump’ın birkaç gün önce üretimin artırılıp fiyatların düşürülmesinde, yani Amerika’ya yönelik büyük bir vergi indiriminde oynadığı rolden ötürü Krallığa teşekkürlerini sunmasının sebebi de budur. Başkan, Krallığın dünyadaki en büyük petrol üreticisi olduğunun bilincinde. Nitekim Suud yönetimine dair şu ifadeleri kullanmıştı: “Bizimle yakın bir işbirliği içerisinde çalıştılar ve fiyatları makul seviyede tutmak için epey duyarlı davrandılar”.
Başkan Trump’ın Veliaht Prens Muhammed b. Selman ile Arjantin’de düzenlenecek G-20 zirvesinde yapabileceği görüşme ile ilgili yaptığı açıklamalar, Washington ve Riyad arasındaki alışıldık stratejik ilişkilerin ötesindeki dönemin daha önemli olduğunu eylem ve söylem planında ispatladı.
Geriye söylenecek ne kaldı?
Özetle Krallığa ve özelde Veliaht Prens Muhammed’e yönelik başlatılan kapsamlı kampanya başarısız oldu ve ABD’nin stratejik çıkarları kadar, akılcı ve objektif yaklaşımı da kazandı. Krallık ise kalkınma yolculuğunu tamamlamaya ve Hadim-i Harameyn-i Şerifeyn’in son konuşmasında da işaret ettiği üzere adaleti gerçekleştirmeye hazırlanıyor. Akıllı olan da işareti alıyor.