Bekir Uveyda
TT

Hanımefendi halktan güç alıyor

İngiltere Başbakanı Theresa May sonunda halka başvurmaktan başka bir çare bulamadı. İngiltere Başbakanı'nın politiklarını desteklesek de desteklemesek de ülkenin karar alma merkezi olan Londra’nın Downing Sokağı’ndaki 10 numaralı konutun sahibi olan hanımefendinin planına karşı olanlar ile mücadele edebilmek için halktan güç almaya karar vererek en doğrusunu yaptığını söyleyerek hakkını teslim etmeliyiz. Brüksel ile imzalanan ve ülkesinin  diğer AB ülkeleri ile ilişkilerinin geleceğini belirleyecek olan ayrılık kararının gelecek mart ayının 29’undan itibaren yürürlüğe girmesi bekleniyor. Başbakan'a karşı olan muhalefet, liderliğini yaptığı Muhafazakar Parti’nin önde gelen isimlerini de kapsıyor. Diğer partilerin, yani İşçi Partisi, Özgür Demokratlar, İskoç Ulusal Parti ve şu anda hükümet ortağı olan İrlandalı  Demokratik Birlik Partisi saflarında önemli bir ağırlığı olan politikacılar da onları destekliyor. Kendisine yönelik nispeten bu büyük muhalefetin ışığında Başbakan'ın önerdiği program için ihtiyacı olan halk desteğini elde edebileceğini hiçbir şey garantileyemez. Ama yine de doğrudan halka yönelme ve program için halkın desteğini talep etme kararını alması, sonuçları bir yana, bizatihi doğru yönde atılmış bir adımı temsil ediyor.
Demokratik ülkelerde hükümetlerin durum karmaşık bir hal aldığında ve açık bir yetki olmadan sorunlarla başa çıkmakta zorlandıklarında halka başvurmaları yeni bir politika değildir. Bu adım, iktidarın başında bulunan kişiye söz konusu kararın sonuçlarının kendisini doğrudan ilgilendiren, yani halkın büyük bir çoğunluğunun anlayışından  doğan bir desteğe dayanarak göğüsleme fırsatı vermektedir. Aslında Theresa May’in çok da ileri gittiği söylenemez. Çünkü ne Brexit projesini sürdürmek ya da bu projeden tamamen vazgeçmek için yeni bir halk oylaması düzenleme önerisinde bulundu ne de büyük tartışma yaratan ve partisi ile hükümeti içerisinde çatlaklar oluşmasına neden olan planı için bir halk oylaması düzenleme yoluna gitti. Sadece geçen hafta gazetelerde yayınlanan makalesinde halkı muhatap almayı seçti. Bu mektubunda May, Brüksel Zirvesi’nde diğer AB üyesi ülkelerinin liderlerinin onaylamasının ardından İngiltere’nin AB’den ayrılmasını tamamlamak için önerdiği programı desteklemekleri için İngilizlerin büyük bir çoğunluğunu ikna etmeye yeteceğini düşündüğü 40 neden sıraladı.
May pazartesi günü Avam Kamarası’nın çatısı altında şiddetli bir muhalif fırtına ile yüzleşmek zorunda kaldı. Aralarında yakın bir zamana kadar hükümetinde görev yapmış bakanların da bulunduğu ve geçmişte yakın müttefikleri olan isimler de buna katıldı. Öyle ki bazıları gelecek ayın 11’inde milletvekillerinin onaylamak için toplanacağı programı küçümsemekten bile kaçınmadı. Yerine geçmek için kendisini parti başkanlığından ve başbakanlıktan çekilmesini sağlamak isteyen bazı iddialı politikacıları da kapsayan muhaliflerinin varlığında programının meclisten geçebileceğini tasavvur etmek biraz zor görünüyor. Peki bu durumda May programını desteklemeleri için İngilizlere doğrudan çağrıda bulunurken neye güvendi?
2016 yılında İngiltere’nin AB içerisinde kalmasını destekleyen kampanyasının başarısız olmasının ardından David Cameron’ın görevi bırakmak zorunda kalmasıyla birlikte her ne kadar bu yönde bir çabası olmasa da kaderin bir cilvesi olarak başbakanlığa getirilen May, hem partisindeki hem de Avam Kamarası’ndaki muhalif kesimlere karşı ne kadar zayıf bir konumda olduğunu çok iyi biliyor. Bu nedenle akla en yakın olan neden, May’in doğrudan halkın desteğini almak üzerine onynadığı bahsin seçmenlerle doğrudan iletişime geçerek mecliste kendine muhalif olan tüm milletvekillerini bypas etmek bağlamında atılmış bir adım olduğu. Bu oldukça açıktır. Ama yine de sonuçlarının garanti olduğunu söylemek mümkün değil. Çünkü Avam Kamarası’ndaki milletvekilleri,seçmenlerini memnun etmeye önem verdikleri kadar çoğu zaman kendi şahsi görüşlerine göre de hareket ediyor.
Theresa May’in Brüksel’de AB’nin idari organlarının yöneticileri ile yapılan müzakarelerin karmaşıklaşmaya başlamasından bu yana, 19 aydır devam eden savaşı aklımıza dünyanın farklı bölgelerinde iktidarda olan liderlere yöneltmek istediğimiz bir soruyu getiriyor. Filistin’de Hamas ve Fetih arasındaki trajik anlaşmazlıkta olduğu gibi aralarındaki anlaşmazlığın halklarının durumunu ve geleceğini etkileyen liderlere şu soruyu yöneltmek istiyoruz: Bu politikacılar, aralarındaki anlaşmazlığın, uzlaşma için ardı ardına yaptıkları görüşmelerin başarısız olmasının sonuçlarının kendisini doğrudan ilgilendirdiği halka başvurmayı neden denemiyor? Bilhassa Gazze’de ve genel olarak ulusal yönetimin idaresi altındaki bölgelerde yaşayan Filistinlilere bu iki hareketin liderlerinden ne istediklerini neden sormuyorlar? Yoksa büyük bir çoğunlukla şok edici bir sonucun çıkacağını tahmin etmeleri mi bu politikacıların gerçekten halka başvurmasını engelliyor?