Nebil Amr
Filistinli siyasetçi ve yazar
TT

İsrail, Sinvar’ın geçici zaferi ve Abbas’ın daimi kuşatılması

Çözümsüzlük sürecine varan Filistin bölünmüşlüğü ve felaket bahar –ki hiç kimse bu baharın ne zaman biteceğini tam olarak bilmiyor- döneminde Arapların durumunun kötüleşmesi; Filistin, Arap ve bölgesel boşluklar –ki bu boşluklar benzersiz ve etkileyici bir biçimde genişliyor- aracılığıyla İsrail’i daha da aktif hale getirdi.
Arap, İslam ve Afrika düzleminde İsrail, büyükelçiliklerin ötesinde arabulucular sürecine geçiş yaptı. Önceden olduğu gibi arabulucuların gizli kalması ya da açığa çıkması İsrail için pek de önemli değil. İsrail, arabulucuların açığa çıkmasını tercih etmesine rağmen söz konusu kesimler tüm şekilleriyle, isimleriyle ve ilgi alanlarıyla çoğalıyor. Belki de bu arabulucular, İsrail’in tahmin ettiğinden de fazla olacak.
İsrail’in Filistin cephesindeki faaliyetleri, Filistinlilerin bir kısmına zafer kazandırırken diğer kısmını boğucu bir şekilde kuşatıyor. Görünüşteki mantığın aksine “Sinvar’a zafer, Mahmud Abbas’a kuşatma” mantığı uygulanıyor.
Hem sağ görüşlü hem de diğer İsrail gazetelerinin hemfikir olduğu üzere geçtiğimiz haftalarda Gazze’de meydana gelenler, kötü koşullar altında yaşayan Hamas Hareketi’nin değerine ve kendisine açılan geniş çaplı savaş üzerinden geleceğine yönelik endişeyi artırdı.
Gerçekten Gazze’de yaşananlar, Sinvar’ı Filistin’de halk kahramanına, İsrail’in güvenilir ortağına, Arap ve uluslararası düzlemde ise göz ardı edilemeyecek bir duruma dönüştürdü.
Bu durum, Hamas’ın ruhunu canlandırarak son ateşkesten önceki süreçte ihtiyaç duyduğu manevi gücü kendisine verdi. Ayrıca bu durum, Hamas’ın Filistin’le ilgili hesaplarını da genişletti. Böylece Hamas, kısa bir süre öncesine kadar endişelendiği genel seçimlere eğilim göstermeye başladı. Kendilerine zafer duygusu egemen olanlar, seçimleri kazanacaklarını ve Filistin’in durumunu kapsayacak şekilde nüfuzlarını genişleteceklerini düşünüyor.
Hamas, daha yüksek ve etkili bir aşamaya geçiş yaparken İsrail, meşru ve ılımlı kanat olan Mahmud Abbas’ı daha fazla kuşatıyor. Bunun için İsrail, her gün dev yerleşim projeleri ilan ediyor ve her saat Abbas yönetiminin güçsüz olduğuna dair gerçek kanıtlar sunuyor. Bugünlerde Kudüs’te Fetih yanlıları sert bir aşınmaya maruz kaldı. Şöyle ki İsrail, Fetih’in üst düzey yetkililerini, yani vali Gays’ı ve geçmişte barış ortakları ve ulusal ılımlılığın muhafızları olan onlarca kişiyi tutuklayarak gözaltı kamplarına gönderiyor. Doğu Kudüs’ün hayal ettikleri devletin başkenti olduğunu açık bir şekilde dile getirenlere karşı ise bir sonraki adımın ne olacağını hiç kimse bilmiyor. Kısıtlı imkânlara rağmen onların dışında diğer gruplardan hiç kimse İsrail’in Doğu Kudüs işgalini savuşturmaya, şehrin ve Filistin vatandaşlarının sistematik bir şekilde birleştirilmesini engellemeye çalışmıyor. İsrailliler, bu durumun Batı Şeria’nın beşte bir büyüklüğünde olan büyük Kudüs’ü ilelebet kendi ceplerine koyacağını zannediyor.
Öyleyse İsrail’in zafer kazandırma kuralına göre Gazze’ye yönelik uygulamaları yüzeysel, göstermelik ve geçici olabilir. Diğer yandan İsrail, Filistinli vatandaşların ulusal yönetime karşı güvenini olumsuz etkileyecek şekilde ulusal yönetimi daha fazla zayıflatabilir, sıkıntıya sokabilir ve daha fazla baskı uygulayabilir. Elbette tüm bunlar sistematik bir politikaya göre gerçekleşmektedir. Bu politika ise hem Batı Şeria’da hem de Gazze’deki Filistinlileri kontrol altına almayı hedeflemektedir. Her yerin taktiği, diğer yerlerden farklıdır. Hamas-Gazze direniş sloganı atıyor. Hamas, son zamanlarda İsrail’i rahatsız edecek şekilde bu sloganı uyguladı ve taktiksel de olsa Tel Aviv’i bazı tavizler vermeye zorladı. Hamas, Gazze’deki yaşam koşullarını iyileştirecek çözümlere zorunlu olarak katılıyor. Bu çözümler, objektif bir şekilde ve doğrudan Filistin Ulusal Hareketi ve Kurtuluş Örgütü’nün temsil ettiği meşru siyasi birlik adına gerçekleşiyor.
Ulusal yönetimin İsrail’in Kudüs’te ve Kudüs dışındaki faaliyetlerine karşı koyamadığı bir ortamda Batı Şeria’da halkın endişesi gittikçe artıyor. Sıradan insanlar ve birçok siyasetçi, ülkedeki yönetimin güçsüz olduğundan bahsediyor. Gazze ve Batı Şeria’daki Filistinli siyasetçiler, bölünmeyi bitirerek ulusal yönetimi ve Kurtuluş Örgütü’nü aktif kurumlar vasıtasıyla güçlendirmezse ve ihmal edilen kurumları onaracak genel seçimler aracılığıyla Filistin halkını sorumluluk taşımaya teşvik etmezse tüm bu yaşananlar herkesin kaderinin İsrail’in eline geçmesine neden olur. Zira İsrail, Filistinlilere onları uzun yıllar boyunca karamsarlığa sevk edecek iç dengelere ve seçim mantığına göre muamele ediyor.