Söylenildiği gibi ‘ifade özgürlüğü’ ilkesini güçlendirmek adına, iftira sınırlarını aşarak bir ümmetin tarihine dil uzatmaya cüret etse de, şu veya bu kişinin “Selahaddin Eyyubi bir yalandır” gibi boş ve yalan bir iddiayı dile getirme hakkı bulunduğunu söyleyebiliriz.
Görünen o ki bu ümmetin tarihi; bu gibi kişilerde ve kendileri gibi yalancı şahıslarda, yuvasından çıkarak şüphe ve fitne zehrini kusmak için fırsat arayan yılan gibi derilerinin gözenekleri altında saklanan bir aşağılık kompleksi yaratmaktadır. Sanki çağın Haricilerinin, onlara finansman sağlayanların, sapıklıklarını ve yanlış fikirlerini yaymak için onları destekleyenlerin eliyle Arapların ve Müslümanların başlarına gelen felaketler ve fitneler yeterli değilmiş gibi bir de bu yalan iddialara karşı koymamız gerekmektedir. Ama misliyle karşılık verme ilkesine ve yalan bir iddiaya karşı doğruları savunma hakkına dayanarak kuşkusuz Selahaddin Eyyubi gibi büyük bir şahsiyete dil uzatanlara bir çift söz söyleme hakkına sahibizdir.
Onlara şöyle demek istiyoruz; bizzat sizlerin iddiaları yalandan başka bir şey değildir. Bu öyle bir yalandır ki; sadece ‘medya yalanlarının’ yaygın olduğu bir zamanda yaşamakla müptela olanların değil, gafil ve doğruyu yanlıştan ayıramayanları kandırmak için yalancılığı meslek edinenlerin bile yüzünü kızartmaktadır.
Gelişmeleri yakından ya da uzaktan takip eden herkes, ulusların tarihlerinde önemli bir etkisi olan büyük şahsiyetleri karalama furyasının farklı form ve renklerde hız kesmeden devam ettiğini açık bir şekilde görecektir.
Asıl acı olan hakka dil uzatmaya cüret eden batılın bunu yaparken geçmişi yeniden ele alabilmek için yüzyıllar içerisinde kazanılan gerçeklerin, aksiyomların arka planına bakabilme cesaretini gösterebilecek zihinlere ihtiyaç olduğunu iddia etmesidir. Görünüşte bu tür talepler yanlış değildir. Çünkü bilimsel çalışmanın mantığına göre hiçbir kültür eleştirinin üzerinde değildir. Aynı şekilde herhangi bir yüzyılda yaşamış bir hükümdarın bıraktığı hiçbir miras, inceleme ve araştırma dışında tutulamaz.
O zaman asıl sorunumuz; yaşananlar ile zihinlerde hayal edilen ya da kişisel arzulara göre şekillendirilen gerçeklerin birbirine dolaşması ya da karışması halinde gerçekleri ayırmak için sistematik inceleme ilkesine başvurmak değildir. Bilakis bazı ‘ifade özgürlüğü’ savunucularının -belki de aşırılıkçıların demeliyiz- bizzat kendilerinin bu hakkı kötüye kullanmaları ve deyim yerindeyse kaş yapayım derken göz çıkarmalarıdır.
Neden Suriyeli bir oyuncu tam olarak birkaç gün önce büyük kumandan Selahaddin Eyyubi hakkında ‘yalan’ vasfını kullandı? Ondan önce de 2017 yılının sonlarında bir Mısırlı yazar yine aynı kumandan hakkında ‘hakir’ sıfatını kullanma ihtiyacı hissetmişti. Burada bilerek ikisinin de ismini açıklamaktan kaçındım.
Bu iki kişinin yaptığı şeyi açıklamak için ‘Bir deli kuyuya taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış’ atasözünü kullansak yeri değil midir? Kim bilir. ‘iddia eden iddiasını kanıtlamak zorundadır’ ilkesi gereğince doğrusunu isterseniz gerçeklere dayanmadan kesin bir şekilde konuşmak istemiyorum. Ama yine de şunu söylemek isterim ki; utanç verici bir şekilde tarihi kişiliklere ve onların hayatına dil uzatmaya cüret edenler, sadece Selahaddin Eyyubi ya da farklı kültürlere mensup ünlü tarihi kişiliklere, iyisi ve kötüsüyle eşsiz hayat hikayelerine dil uzatmamaktadır. Bilakis daha da ileriye giderek işi yaratıcı filozoflara, büyük liderlere dil uzatmaya kadar götürmektedirler.
Öyle ki peygamberler, ve onların havarileri ile ashabları hatta bazen aileleri bile bu çirkin iftiralardan nasibini almıştır. Rezil medya platformları bunun gibi çirkin iftiralarla doludur.
Buna ilave olarak yine bu bağlamda; doğulu Arap toplumların kültüründe özel bir yere sahip olan bir şahsiyete dil uzatıldığı örneğimizde olduğu gibi, herhangi bir ulusun kültüründe asil bir sanat güzelliğinin çarpıtılması ve ona dil uzatılması ne kadar kötü bir şeydir. İnsanların sevdiği ve önem verdiği bir kültürel değere açık bir şekilde dil uzatılmaya başlandığında aslında bu değerin mensubu olduğu kültüre dil uzatılıyordur.
Kuşkusuz büyük şahsiyetleri karalama furyası gerçekten de iğrenç bir hal almaya başlamıştır. Bu da bizleri şu soruyu sormaya itmektedir: Bu şüphecilik kültürümüzde yer alan her şeye uzanacak mı?
TT
Selahaddin Eyyubi ‘yalanı’ peki ya sonra?
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة