Geçen hafta Lübnan’da meydana gelen olaylar, keşfedilmeye ihtiyaç duyulmayan durumları ortaya çıkarttı.
Bu olaylar, Lübnan’daki siyasi süreci sekteye uğratan ve iç barışı tehdit eden Hizbullah tarafından ülkenin kaçırılıp rehin alındığını gösteriyor.
Zira Hizbullah, el-Şuvf bölgesinde meydana gelen güvenlik sorunun ardından iç savaş çıkartabileceğini itiraf etti.
Lübnan’ın içinde bulunduğu durumu anlatmak için “rehin” sözcüğünü kullanmanın bir abartı olduğunu düşünmüyorum.
Zira Hizbullah’ın ülkeye dikte ettiği şartlar karşısında ülkenin politikasının, güvenliğinin ve ekonomisinin zorla alıkonulması nasıl ifade edilebilir?
Yetkililer, istediklerini yapmadığı zaman kurumların çalışması sekteye uğruyor, hükümetin kurulması engelleniyor ve insanların çıkarları tehdit ediliyor.
Lübnan’la ilgili gelişmeleri takip eden birisinin devletin ne kadar zayıf ve Hizbullah’ın ne kadar egemen olduğunu görmesi için son zamanlarda meydana gelen olayları izlemesi yeterlidir.
Hizbullah, devletin kendi iradesine ve çıkarlarına tamamen teslim olmasına rağmen bu olayları çıkartıyor. Cumhurbaşkanı, Hizbullah’ın müttefiki.
Uluslararası kaygılara rağmen hükümetin kapıları, Hizbullah’ın girmesi için açık. Ordu, Hizbullah’a paralel silahlı bir güç gibi davranıyor.
Her şey, hükümetin kurulmasını engellemekle başladı. Müttefiklerinin özellikle de Lübnanlı güçlerin sayısını azaltması için Başbakan Saad Hariri’ye şantaj yapıldı.
Lübnanlı güçler, bunu kabul ettiği zaman Hizbullah, hükümetin kurulmasını engellemek için elindeki diğer kartı ileri sürdü. Hizbullah, “bağımsız Sünniler” hikâyesini kullanarak bağımsız Sünnilerden birisinin bakan olarak hükümette temsil edilmesini istedi. Aksi takdirde hükümetin kurulması zordu. Aslında bu 6 vekilin bağımsızlığı, Hizbullah’ın İran’dan bağımsızlığına benziyor.
Hizbullah’ın Genel Sekreteri Nasrallah, isteğinin kabul edilmemesi halinde “Kıyamete kadar Sünnilerin yanında yer alacağız.” diyerek Cumhurbaşkanı Avn’ı ve Başbakan Hariri’yi tehdit etti.
Bu tehdidi pek çok kez işittik. Her defasında da devlet itaat etti ve Hizbullah kazandı.
Hizbullah’a ve Beşşar Esed rejimine yakınlığıyla bilinen eski bakan Viam Vehhab, Başbakan Saad Hariri ve babası Refik Hariri’ye yönelik iğrenç sözler sarf etmesinin ardından hakkında yapılan soruşturmaya yanıt olarak Şuvf bölgesinde askeri gösteri düzenledi.
Vehhab, korumalarından birisinin öldürülmesinden güvenlik ve yargı organlarının başkanlarını sorumlu tutarak onları tehdit etti. Öte yandan güvenlik güçleri, kendilerinin ateş açtıklarını reddetti.
Tehdidin ve yargının talebini reddetmesinin ardından Vehhab, sorunu Hizbullah’a ve Genel Sekreter Hasan Nasrallah’a taşıdı.
Çünkü Vehhab, devletin Hizbullah’ın kararlarına karşı gelemeyeceğini biliyor.
Aynı çerçevede güneyde tünel sorunu gündeme geldi. Lübnan ordusu ve uluslararası güçler hariç güneyde herhangi bir silahlı gücün varlığını yasaklayan 1701 sayılı karara göre bu durum, Lübnan hükümetini de zor duruma sokabilir.
Bu sorunun İsrail’de Netanyahu hükümeti tarafından siyasi olarak kullanılması beklenen bir durum olmasına rağmen Hizbullah’ın sürekli tehdit savurduğu bir ortamda bunun İsrail yalanı olduğunu düşünmek mümkün değil.
Bu tehditlere göre Hizbullah’ın güneyde çatışma hazırlıklarının devam ettiği anlaşılıyor. Bu da tünellerin kazılmış olabileceğini göstermektedir.
Lübnan için tehlike oluşturan bu gelişmeler karşısında şu soruyu sormak zorunlu hale geliyor:
Devlet, bu sıra dışı duruma karşı koymak için nasıl hareket ediyor?
Cevap, “Gerilimi azaltmaya yönelik çağrılar ve ateşkes girişimleri dışında devlet, bu duruma karşı koymak için hareket etmiyor” şeklindedir.
Ardından sanki hiçbir şey olmamış gibi sayfa kapatılıyor. Suçlu, devlete üstün geldiğinden dolayı kahraman olarak evine gidiyor. Devlet de boynu bükük bir şekilde ofislerine geri dönüyor.
Ayrıca devlet, her gerilimin ardından onuruna zarar veren bir sonraki meydan okumayı bekliyor.
Ateşkes girişimleriyle birlikte insanlar, onuru zedelenen devlete yönelik bu utanç verici müdahalelerin sorumluları hakkında soru sormaya çekiniyor. Bu müdahaleler dizisinin arkasında her akşam ekranlardan iradesine karşı çıkanları tehdit eden silahlı bir güç bulunuyor. Bu müdahaleler dizisi, ne Şuvf hadisesiyle ne de başbakanın heybetini kırmak için bağımsız Sünni hikâyesini uydurmakla başladı.
Nitekim Hizbullah, hükümetlerin kurulmasına kapı aralıyor, güvenlik planlamalarına karar veriyor ve gerektiğinde ülkenin çalışmalarını “bin yıllığına” sekteye uğratıyor.
Ayrıca Hizbullah’ın genel sekreteri, bu durumu devamlı olarak bize bildiriyor.
Hizbullah, bugün içinde bulunduğumuz duruma ulaşmak için pek çok araç-gereç kullandı. Hizbullah, ülkeye tutunanları hem politika hem de silahla rehin aldı.
Hükümetler, sadece Hizbullah’ın iradesiyle kuruluyor. Cumhurbaşkanı, ancak Hizbullah’ın rızasıyla seçiliyor.
Bu gerçeğe dayanarak Lübnan’daki birçok yetkilinin ve politikacının bu sıra dışı durumdan sorumlu olduğunu söyleyebiliriz.
Onlar, siyasi çıkarlarını korumak için Hizbullah’la anlaştılar, nüfuzlarını güçlendirmek için Hizbullah’la birlikte hareket ettiler ve Hizbullah’ın kendi iradesini hükümete dikte etmesi için Temsilciler Meclisi’nin kapılarını kapatmayı kabul ettiler.
Zira hükümeti yıkmak için üçte birlik karşıt azınlığın icat edilmesinin ardından meclisin kararları Hizbullah’ı cezp etmedi.
Onlar, anayasayı ve meclis çalışmasını ihlal etmek isteyen adayı çıkarmak amacıyla cumhurbaşkanlığı seçimlerini engellemek için Hizbullah’a yardım ettiler.
Onlar, hoşuna gitmeyen kararları veto etmesi için Hizbullah’la birlikte güvenlik koordinasyon komiteleri oluşturdular.
Onlar, seçim yasasının kabul edilmesine katkıda bulundular.
Seçim yasasıyla birlikte etnik blokların nasıl parçalandığı ve bu blokların içerisinde gerilim odaklarının nasıl oluşturulduğu ortaya çıktı. Hizbullah, bunu kendi menfaati için kullanabilecekti. Nitekim Hizbullah, kendilerini “bağımsız Sünniler” diye isimlendiren şahısları ortaya çıkartmaya başladı.
Nazi partisi büyüyerek Almanya’yı parçaladı.
Komünist partinin büyümesi ve başarısız politikaları nedeniyle Sovyetler Birliği yıkıldı.
Baasçıların Suriye ve Irak’ta büyümesi sonucu iki ülke de parçalandı.
Aradaki farka rağmen şartlar, birbirine çok benziyor.
Özellikle Hizbullah, yerel bir güç değil, aksine İran’ın gurur duymaktan utanmadığı bölgesel bir güçtür.
Bir parti, bir ülkede devletten daha güçlü bir hale geldiği zaman artık devlet kurumlarının tehdit edilmesi ve güçlü parti tarafından rehin alınması normal addedilmektedir.
Devletler battığı zaman ayağa kalkmaları zorlaşıyor ve bununla birlikte şu soru gündeme geliyor:
Devleti kim ve hangi şartlara göre kurtaracak?
TT
Lübnan: Devletin itaati ve Hizbullah’ın zaferi
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة