Suriye meselesinde ABD'nin duruşunda bir değişiklik olup olmadığı konusunda pek çok soru ortaya çıkmıştı.
Suriye konusunda açık bir ABD politikasının olmamasına rağmen, Washington'un onayı olmadan Suriye krizine çözüm bulunamayacağı görüşünü destekleyen pek çok gelişme var.
Bu alanda ABD’nin özellikle Rusya ve İran'a üstünlük kazandıran bütün girişimleri boşa çıkarabilme gücü var.
ABD'nin Suriye krizine yönelik politikasını, 2011'de patlak vermesinden bu yana gözden geçirdiğimizde, ABD-Rusya Helsinki zirvesinde görüldüğü gibi Washington'un Suriye meselesine kayıtsız kaldığını ve Amerikan kaygısının İran'a odaklandığını görürüz.
ABD'nin Suriye temsilcisi James Jeffrey, bu önemli noktanın farkındadır.
Bugün ABD yönetiminin Suriye meselesine İran kapısından yaklaşmak için uğraştığını görüyoruz.
Jeffrey, Astana ve Soçi süreçlerinin ivedilikle sona ermesi için çağrıda bulunuyor.
İran'ı ve Türkiye'yi bir araya getirerek Suriye'de geçici bir anayasal-politik süreç gerçekleştirmek için uğraşan Rus diplomasisinin başarısızlığına vurgu yapıyor.
Dışişleri Bakanlığı’nın Washington masasından ülkenin üst düzey diplomatlarıyla yaptığı görüşme sonrasında Jeffrey, muhabirlerin önünde Astana sürecine dair suni teneffüsü durdurma çağrısı yaptı ve şu dramatik cümleyi kurdu: “Bırakalım ölsün!”
Bu ifadelerin satır aralarına bakarak, Suriye'deki ABD pusulasının yönünü değiştirip değiştirmediğini sorma hakkımız var ve buna dair en hızlı cevap; satır aralarında eski ve yeniye dair emareler var.
Eski olan; Amerikan diplomasisinin, ABD talepleri karşılanmadığı sürece, Suriye'deki Rus varlığının meşruluğunu kabul etmeyeceğidir. Bu taleplerin birincisi Cenevre referansına geri dönmektir.
Jeffrey'nin sözlerinde yeni olan; yeni BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen’a Suriye meselesiyle ilişki kurma kurallarını değiştirme çağrısı yapmasıydı.
Zira selefi Stephane de Mistura geçiş sürecini idare etmede ve Suriye'deki ihtilafın çözümünde başarısız olmuştu.
Yeni olan diğer bir konu da, Amerikan kuvvetlerinin Suriye'de, İran'ın güdümündeki savaşçılar buradan çıkarılana ve DEAŞ’ın savaş yetenekleri tamamen yok edilene kadar kalmaya devam edeceğine vurgu yapmasıydı.
Böylece Tahran'ın nüfuzu sınırlandırılmış oluyor ki Trump yönetiminin amacı da zaten budur.
Bu amaç, Astana sürecini sonlandırmanın zarureti hakkında söylediklerini de haklı çıkarır. Zira İran, Suriye'deki nüfuzuna dair meşruiyeti, Türkiye ve Rusya ile olan ilişkileri üzerinden kazanmaya çalışmaktadır.
Bu durum ayrıca Jeffrey'nin Türkiye ile iletişim kurma konusundaki ısrarını, İran'a İstanbul'dan açılan bir pencereyi niçin kapatmak istediğini ve Türkiye'nin Suriye'de İran'la yakınlaşmaya devam etmemesi konusundaki baskılarını açıklıyor.
ABD temsilcisi, geçen yüzyılın 90’lı yıllarında Irak'taki Amerikan planlarını hatırlatır bir tarzda, Suriye hava sahasında uçuşa yasak bölge koyma olasılığını dile getirdi. Ve esasında bu açıklama Türkiye’ye mesaj niteliğindedir. Yani denmek isteniyor ki; İran’ın Suriye’den çıkarılmasını amaçlayan bir plan bağlamında ABD, Suriye’deki Kürtleri himaye etmeye kararlıdır. Eğer uçuşa yasak bölge uygulamaya konursa, Türkiye yanında yer alacağı bir tarafı seçmek durumunda kalacaktır; Washington veya Tahran.
Öte yandan, İran'ın Suriye'den çıkarılması hedefi, Amerikan politikasında bir öncelik olarak açıksa, ABD’ye düşen görev meseleye uzaktan bakmak değil gereğini yapmaktır.
ABD’nin tutarsız tutumları, Suriye’deki muhalifler ve gözlemciler Topluluğunda tereddütler oluşturmaktadır.
İran'ın Suriye'den çıkarılması konusundaki ciddiyetinden şüphe duyuyorlar. Trump yönetimini, Obama yönetiminin izinden gitmekle itham ediyorlar.
Zira ABD’nin Denklemleri değiştirebilme yetenekleri olmasına rağmen İran’ın Suriye topraklarında olan nüfuzu artmaktadır.
Muhalefet grupları, Jeffrey'nin Türkiye'nin Suriye'deki Kürtleri varoluşsal bir tehdit olarak görmekten geri adım atmaya ikna edip edemeyeceği hususunda da tereddüt içerisindeler.
Amerikan temsilcisinin, Suriye'deki Arap çıkarlarını koruma ve İran'ı desteklememe konusunda Türkleri ikna etme gücünden şüphe duyanlar var.
Esed'in insanlık için bir utanç, son zamanların en büyük savaş suçlusu olduğu ve bu durumun İran sayesinde devam ettiği ve İran'ın çözümün değil, sorunun bir parçası olduğu Türkiye’ye anlatılabilecek mi?
Eğer Türkiye buna ikna olmazsa, Amerikan pozisyonu, Suriye'de siyasi bir çözüm olmadan yeniden imarın mümkün olmadığı, İran ve DEAŞ Suriye’de olduğu sürece de siyasi bir çözüm olamayacağı noktasına gelecektir.
Bu konularda tereddütler yaşayanların tutumlarını güçlendiren diğer bir faktör de ABD’nin diplomatik ve askeri müdahaleleridir.
Bu türden hamlelerin, Ortadoğu'daki bazı bölgesel güçlerinin bir kısmına isabet eden kibirlilik hali ile ne şekilde uyuşacağı da merak konusudur.
Bu faktörlere, Rusya'nın Akdeniz kıyıları üzerinden uluslararası arenaya dönüş yapma isteğini de ilave etmek gerekiyor.
ABD, diplomatik çabalarında bölgedeki sorunlara her zaman geçici ve kısmi çözümler getirdi, bugün, Lübnan, Irak ve Suriye'de olduğu gibi, askeri müdahalelerini hiçbir zaman sonuna kadar götürmedi yani sonuçlandırmadı. Lübnan penceresinden bakacak olursak, Lübnan Başbakan adayı Saad Hariri, bölgesel ve uluslararası çabaların ciddiyetini, başta Washington'un bölgedeki İran etkisini sınırlama çabalarını algıladığı için mi Hizbullah'ın şartlarını kararlılıkla reddetmiştir?
Bu bağlamda şunu hemen hatırlatmalıyız ki, Esed'in sahada üstünlüğü elde etmesiyle Suriye’deki savaşın durma noktasına gelmiş olması, özellikle kriz etrafındaki beş dış gücün parçalanması ışığında, Suriye’de barışın hemen tesis edilebileceği anlamına gelmemektedir.
Bu güçler, çatışan iç taraflarla etkileşime girebilirler. Bu durum ise herhangi bir zamanda askeri savaşın geri dönüş riskini daha da güçlendirmektedir.
İdlib bölgesine, doğu ve güney Suriye'deki bölgelere hızlıca bir göz atanlar, bu konularda tereddütler yaşayanların ne kadar haklı olduklarını göreceklerdir.
ABD, İran'ın bölgedeki genişlemesini ve Tahran'ın diğer devletlerinin içişlerine müdahalesini gerçekten durdurmak istiyorsa, açık ve net bir planla ilerlemesi gerekmektedir.
TT
İran yayılmacılığı ve ABD
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة