Salih Kallab
Ürdünlü yazar. Eski Enformasyon, Kültür ve Devlet Bakanı
TT

Sibsi’nin hedef alınması ve hedefleri

Eski Tunus Cumhurbaşkanı Habib Burgiba, en güçlü olduğu dönemlerde bile mevcut Tunus Cumhurbaşkanı El-Baci Kaid es-Sibsi’nin atmış olduğu mirasta kadın ve erkek eşitliği adımını atamamıştı. Bu adım; Raşid Gannuşi liderliğindeki “Nahda Hareketi”nin karşı çıkmasına ve bunu reddetmesine rağmen gerçekleştirilmiştir. Ki bu Cumhurbaşkanı’ndan gelen dev bir meydan okumadır.
İki karşı akım arasındaki çatışma zirveye ulaşmışken bu kararı alan tarafın pozisyonunu güçlendiren en önemli şey ise bu Arap ülkesindeki kadınların zamanla ülkelerinde temel bir konuma ulaşmış olmalarıdır.  Raşid Gannuşi’nin  “Müslüman Kardeşler" ögütünün üyesi olduğu suçlamalarını reddetmesine rağmen bazıları Nahda Hareketi’nin bu örgütün etkin bir üyesi olduğunda ısrarcılar. Böyle bir hareketin varlığına rağmen Tunus Cumhurbaşkanı “Burgibacı” cesaretle bu adımı atabilmiştir.
Es-Sibsi’nin tüm bu zorluklara rağmen attığı bu adım, şüphesiz modern Tunus’un kurucusu ve kadınlara eşitlik hakkını veren Habib Burgiba için çok daha kolay olabilirdi. Zira altmışlı, yetmişli ve hatta seksenli yıllarda ne Tunus’ta ne de başka bir Arap ülkesinde bu kadar büyük bir “köktenci” hareket bulunmuyordu. O dönemde hâkim olan ana akım ilerici “milliyetçi” akımdı. Bunun yanında bazı çok etkin olmayan “solcu” odaklar da bulunuyordu.
El-Baci Kaid es-Sibsi’nin cesaretle böyle bir adım attığı günümüzde ise en büyük korkumuz ve endişemiz başta Nahda Hareketi olmak üzere muhaliflerin geçmişte kendileri için mümkün olmayan şiddet ve askeri güce başvurmayı denemeleridir.
Bildiğim kadarıyla -ki seksenli yılların sonuna doğru bu hareketin liderini yakından tanıma imkânım olmuştu- bu ihtimal hiçbir şekilde uzak değildir. Bilhassa Burgiba döneminde elde ettikleri ve 30 yıldan fazla bir süredir devam eden hakları ve ayrıcalıkları kaybetme konusunda kendilerini bir endişe saran kadın hakları alanında gerçek ve etkin bir popülerliğe sahip laik muhalif kişilikleri hedef alan bazı suikastlerin arkasında olduğuna yönelik Nahda Hareketi’ne yöneltilen suçlamaların ışığında bu olası bir tehlikedir.
Habib Burgiba sosyal bir mesaj ve son derece esnek bir politika sahibiydi. Örneğin, bağımsızlıktan önce Fransız manda yönetimi altında Tunus’un özerk olmasını kabul etmişti.
Filistin davasıyla ilgili o ünlü bölme kararını çok sakin bir şekilde karşılamıştı. 1965 yılında Ürdün’ü ziyaret ettiğinde Eriha kentinde yaptığı o tarihi konuşmada, Filistinliler ile Araplardan İsrail’e karşı “al ve ver” yöntemini benimsemelerini talep etmişti.
Nahda Hareketi’nin Burgiba ve karşı karşıya kaldığı tüm zorluklara ve Raşid Gannuşi’nin kendisini, sosyal ve siyasi yönelimlerini hedef almasına rağmen hala Burgiba’nın politikalarına sadık olan es-Sibsi’ye karşı olmalarının en büyük nedeni belki de bu realist politikadır.
Es-Sibsi’nin; Burgiba’nın çizdiği yolda ilerlemeyi, gerçekçi ve sakin politikasını sürdürmekte ısrar etmesi, 30 yıl boyunca elde edilen başarıları ve kazanımları sürdürmek için büyük bir çaba harcaması, Tunus’un “Arap Baharı”nın neden olduğu tüm fırtınalara rağmen ayakta kalabilmesini sağlamıştır.
Kuşkusuz “Büyük Mücahid”in Arap dünyasında ününü ve itibarını lekeleyen şey gereğinden fazla “realist” olmasıydı. 1965 yılında Ürdün’ü ziyaret ettiğinde Amman’dan Eriha’ya kadar milliyetçi, solcu ve Müslüman Kardeşler’e bağlı partiler kınayacı gösterilerle kendisini kovaladığında onlara Eriha kentinde yaptığı ve “al ve ver” yöntemini önerdiği konuşmasıyla karşılık vermişti.
Yine bu konuşmasında Burgiba; güç dengeleri kendilerinin aleyhine iken Filistinliler ile Arapların gerçekçi olmamayı ve gerçekleşmeyecek taleplere sıkı sıkıya bağlı kalmayı sürdürmeleri halinde Filistin’deki İsrail işgalinin 100 yıl ve belki de daha fazla süreceği tahmininde bulunmuştu.
1982 yılında yaklaşık 3 ay süren şanlı bir savaşın ardından Beyrut’u terk etmek zorunda kaldığında merhum Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’ın FKÖ ve Filistin Devrimi liderliğinin yeni merkezi olarak Tunus’u bu nedenle seçtiğini kesin bir şekilde söyleyebilirim. Çünkü Yaser Arafat; Burgiba’nın mücadeleci ve müzakereci metodundan çok etkilenmişti. 17 yıl süren silahlı mücadelenin ardından 1965 yılında Burgiba’nın Filistin halkına, daha yeni başlamış olan silahlı devrimine ve aralarında Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdünnasır ile Suriye’deki Baas Partisi’nin de bulunduğu tüm Arap liderlerlerine yönelttiği “al ve ver” tavsiyesine uyması gerektiğini anlamıştı. Burgiba bu konuşmasında; katı “güçle alınan ancak güçle geri verilir” ilkesinin aksine İsrail ile BM’nin bölme kararı temelinde müzakareler yürütülmesi çağrısında bulunmuştu.
Buna ek olarak Yaser Arafat bu dava için duyduğu bağlılıkla Beyrut’tan Dımaşk’a taşınmasının kendisini, FKÖ ve Filistin devrimini eski Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed’in elinde bir araca dönüştüreceğini, aynı şekilde Kaddafi’nin Libya başkentine taşınması yönündeki davetini kabul etmesinin Avrupa ve ABD ile tüm ilişkilerini koparması anlamına geleceğini biliyordu.
Arafat tüm bunları ve Filistin davasına ilişkin ünlü kararlara sahiplik eden İkinci “Fas” Zirvesi’ne, ne Kaddafi Libya’sından ne de Hafız Esed’in Dımaşk’ından değil de “al ve ver” sloganı sahibi Burgiba Tunus’undan katılımın olması gerektiğini biliyordu.
Dolayısıyla tüm bu anlattıklarımız, Burgibacı Tunus Cumhurbaşkanı es-Sibsi’yi hedef alan bu muhalefetin aslında ılımlı Burgibacılığı hedef aldığını vurgulamak içindir. Burada, 1965 yılında Amman’dan Eriha’ya yumurta ve çürük domateslerle kovalayan deliler topluluğunda biri olmama rağmen Habib Burgiba ile 3 kez yakından karşılaştığıma işaret etmek istiyorum.
Onunla ilk kez Filistinli Gazeteciler ve Yazarlar Genel Birliği, Tunus’ta bir konferans düzenlediğinde karşılaşmıştım. Bu konferans sırasında Filistin halkının ve devriminin onuruna aralarında olduğum Birlik üyeleri için Tunus Cumhurbaşkanı’nın daveti ile Kartaca Sarayı’nda bir yemek verilmişti. O gün bozuk yumurta ve domates gösterilerine katılanların arasında yer aldığı için yüksek sesle kendisinden özür dileyenlerden birisi de bendim. Merhum Burgiba bizim özürlerimize şu karşılığı vermişti: ”O zamanlar küçüktünüz. Ama umarım şimdi geçmişin derslerinden çok şey öğrenmişsinizdir.”
Onunla ilk kez bu davette karşılaşmıştım. İkinci karşılaşmamız ise Beyrut’u terk edip Yunanistan’ın başkenti Atina yoluyla Tunus’a yöneldiği o yolculuğunda Yaser Arafat’a eşlik ettiğimde gerçekleşmişti. Elbette Yaser Arafat’a bu yolculuğunda eşlik edenler Büyük Mücahid’in Karataca Saray’ında verdiği geçmişteki davete katılan isimlerdi. O gün Burgiba’nın Yaser Arafat’a “al ve ver” politikası ve Filistinlilerin cesaretle müzakerelere gitmesi gerektiği hakkındaki sözlerini hepimiz duymuştuk.
Burgiba ile üçüncü karşılaşmam Bizerte kentinde oldu. Cezayirli mücahidleri bağrına bastığı için Tunus ve Bizerte kentini cezalandırmak isteyen Fransızların kenti bombalaması ve kentin buna kahramanca direnmesinin yıldönümü münasebetiyle düzenlenen törenlere davetli olan Filistinli lider Ebu İyad benim de kendisine katılmam için ısrar etmişti. Eşi Vesile bin Ammar’ın hazır bulunduğu bir ortamda konuşma yapan Büyük Mücahid, kardeşim ve aziz dostum merhum Salah Halef’i şu şekilde övmüştü: ”Çok büyük bir terörist olduğu için Ebu İyad’ı selamlıyorum.” Bu sözlere hem Habib Burgiba hem de hazır bulunanlar gülmüştü.