Abdurrahman Raşid
Suudi Arabistan’lı gazeteci. Şarku’l Avsat’ın eski genel yayın yönetmeni
TT

Erdoğan-Esed yakınlaşması

Sahadaki siyasi gelişmelerle uyumluluk gösteren Sudan ve Türkiye gibi devletlerin liderleri arasında Şam’a yönelik dikkat çekici yarış, de facto durumu kabul etmekten başka bir şey değil. Türkiye, İran’la işbirliği yaparak ve Suriye muhalefetinden vazgeçerek yeni bir politika kapsamında bir yıldan fazla süredir sessiz bir şekilde Suriye rejimine yakınlaştı. Aslında Suriye muhalefetini fiilen yok eden, ne Suriye rejim güçleri ne İran milisleri ne de Rus hava kuvvetleridir, aksine Suriye muhalefetini yok eden Ankara hükümetidir.
Türkiye’nin İran ve Rusya’yla yakınlaşması ve Suriye’nin eski sahnesinden çekilmesi, siyasi ve silahlı muhalefetin parçalanmasına yol açtı. Çünkü Türkiye, 2011 yılında Suriye devrimi başladığından beri silahlı muhalefetin ana destekçisiydi.
Türkiye’nin ulusal muhalefetin projesini desteklemekten vazgeçmesi, neredeyse sahadaki sistemin yok olmasına neden oldu. Geriye sadece Türkiye’nin Kürt örgütlerle savaşması için kiraladığı birkaç grup kaldı. Ayrıca Türkiye, İstanbul’da ikamet etmelerinin ardından Suriye muhalefetinin birçok siyasi liderini Türk topraklarından deport etti.
Sahada çarpıcı bir şekilde görünen yeni tutumlar şekilleniyor. Türkiye, Esed ve Tahran rejimlerine daha yakın hale geldi. Türkiye, şu an ABD’nin varlığına karşı çıkıyor ve Fırat’ın doğusunda bulunan Suriye muhalefetiyle savaşıyor. Türk yetkililer, Suriye muhalefetine karşı yeni tutumunu içlerinde çoğunun Kürt olduğu şeklinde gerekçelendiriyor. Bu, doğru. Ancak Türkiye’nin farklı düzeylerdeki tüm eğilimi, bölgede İran ve Rusya’yla yeni ittifak politikası üzerine kuruldu. Zira bu yeni ittifak, muhalefetten kurtulmayı gerektiriyor. Bundan dolayı ABD Dışişleri Bakanlığı, Ankara’yı uyardı.
ABD Dışişleri Bakanlığı, Ankara’nın tutum ve davranışlarının hem ABD’nin hem de NATO’nun –ki Türkiye de NATO üyesidir- çıkarlarıyla çeliştiğini düşünüyor. Örneğin; Türkiye’nin Rusya’dan S-400 füze sistemi satın alma kararı, Washington’u öfkelendiriyor. İki kadim müttefik arasındaki anlaşmazlığın büyümesi öngörülüyor. Yine Türkiye’nin İran’la yakınlaşmak ve ticaret yapmak istemesi, Suriye de dâhil olmak üzere Ankara’nın bölgedeki eğilimlerinin doğasına işaret etmektedir.
Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’in Şam ziyareti, sadece sembolik bir değere sahip olup yeniden Suriye rejimine itimat etme noktasında Rusya’nın çözümünü reddeden ABD’ye yanıt vermek için Beşşar Esed’in imajını sağlamlaştırmaya yönelik bir harekettir. ABD, her ne kadar yavaştan alsa da en nihayetinde Esed’i kabul edecektir.
Suriye’nin kuzeydoğusu, siyaset bataklığına gömülmüş durumda. Türkiye-Esed yakınlaşması artıyor. Washington’un bu yakınlaşmayı engelleme girişimi başarısız. Washington, Türk güçlerinin Menbiç’e girmesine müsaade etmek ve taviz vermek zorunda kalabilir. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, Amerikalılara rağmen Menbiç’e girme tehdidinde bulundu.
Amerikalılar, Erdoğan hükümetini öfkelendirmesine rağmen Esed rejimine karşı koymak için neden Suriye Kürtleri ve Arap aşiretleriyle işbirliği yapıyor?  Çünkü Washington’un başka seçeneği yok. Washington, Ankara’nın Suriye muhalefetinden vazgeçmesinin ardından hezimetin sorumlusunun Ankara olduğunu düşünüyor. Türkiye, bu bölgede ABD ile savaşıyor. Şöyle ki; Türkiye, Fırat’ın doğusundaki Suriyeli Kürt ve Araplardan oluşan ABD’nin temsilcileriyle savaşmak için kendine bağlı silahlı Suriye muhalefetini kullanıyor.
Diğer yandan Ruslar, anayasa komitesinin başarılı olmasını ve muhalefetin Suriye’nin yeni sistemine dâhil edilmesini isteyerek Amerikalıların Astana-Soçi anlaşmasını bozmaya yönelik girişimine aldırış etmeden Esed rejimi konusunda ısrar ediyor. Fakat herkes, Amerikalıların ciddiyetine güvenmiyor. İnsanlar, daha ısrarlı ve daha başarılı olan Rusların aksine Amerikalıların krizleri yönetme noktasında uzun soluklu olmadıklarını düşünüyor.
Türklerin Suriye’de Amerikalılara başkaldırması, Fırat’ın doğusunda sadece 3 bin askeri bulunan Washington’un zayıflığını göstermektedir.