Genelde Suudi Arabistan’ı ve özelde Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ı savunmak kralları değil halkı savunmaktır. Allah’tan sonra, çocuklarımızın geleceğini koruyacağına, bize düşman olan karşıt projeyi durduracağına ve onunla yüzleşeceğine inandığımız tek Arap projesini savunmaktır.
Daha biri bitmeden diğerinin başladığı Suudi Arabistan karşıtı sistematik kampanyaların Arap toplumlarında yarattığı öfkeli tepkinin kaynağı; Batı'nın solcularıyla ittifak yapan Türkiye-İran ekseni karşıtlıktır. Aynı şekilde de neredeyse başarıya ulaşarak ülkelerimizi yok edecek olan söz konusu projeden duyulan korkudur. Katar’ın finanse ettiği ve Batı'nın solcu kanadının desteklediği bu projenin başını İran ve Türkiye birlikte çekmekte ve amaçları da kendi kontrolleri altında yeni bir Ortadoğu yaratmaktır. Bu proje; Arap ülkelerini yıkmak ve yok etmek, mevcut ülkeleriyle Arap varlığını ortadan kaldırmak, zaten bölünmüş olan ülkeleri daha küçük parçalara ayrımak ve etnik ile mezhep merkezli poltikalarla yeniden düzenlemektir. Ardından (Batılı solculara göre ılımlı olan) Sünni ve Şii dini grupların yardımıyla İran ve Türkiye bölgeye liderlik edecektir. Onların yeni Ortadoğu tasavvurları budur ve bu projenin yarısını hayata geçirmeyi de başardılar. Veliaht Prens ortaya çıkıp yollarını kesmeden önce gerçekten de ülkelerimizi yıktılar ve halklarımızı mülteci durumuna düşürdüler. Bu nedenle onu savunmak aslında kaderimizi, güvenliğimizi ve çocuklarımızın geleceğini savunmaktır. İran Şahı ile Osmanlı Sultanı'nın o karışık rüyalarından uyanmalarını sağlamaktır.
Arap toplumları olarak Suudi Arabistan’ın arkasında durmamızın nedeni, kendisini hedef alan tüm o şiddetli kampanyanın gizlediği “hikayelerin” tamamının, birisi başarısız olursa hemen bir başkasının yaratıldığı yalanlar ve gerekçeler yapbozunun birer parçalarından ibaret olduğunu bilmemizdir. Yemen savaşı, Kaşıkçı olayı, insan hakları, Katar ambargosu vb... Bunların hepsi de Suudi Arabistan’ın hareketini kısıtlamak ve onu Türkiye ile İran lehine olacak şekilde zayıflatmak için büyütülen ve abartılan olaylardır. En önemli hedefi de Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ı sahadan uzaklaştırmaktır. Kısacası amaçları; Arap Koalisyonu’nu oluşturan, onunla birlikte bir savaş yürüten, terörle mücadele amacıyla 41 ülkeyi bir araya getiren askeri bir İslam Koalisyonu kuran, dini grupların nüfuzunu ortadan kaldıran ve tarihindeki en büyük bütçeyi açıklayan ülkesinde beyaz bir sosyal devrim yaratan Veliaht Prensi uzaklaştırmaktır. Çünkü bu dev şahsiyet, onların planlarını sekteye uğratmıştır. Bu nedenle Suudi Arabistan’ın arkasında durmamız demek Araplar olarak bu düşman projeye karşı ortak bir direniş cephesi oluşturmak ve kendi Arap projemize tekrar can vermek demektir.
Suudi Arabistan’ın Arap ve İslam dünyasını yönetmeye hazır olduğunu deklare eden,Türkiye ile İran’ın desteklediği radikal idolojileri yenmeye gücü yettiğini açıklayan, reformist vizyonuyla ve projesiyle Batı'ya olduğu kadar Doğu'ya da açık modern ve yeni bir dev gücün doğmakta olduğunu haber veren bu şahsiyetten nasıl korkmasınlar? Ki bu onların en büyük endişe kaynağıdır. Çünkü onlar bu dev gücün, sahip olduğu dini, politik konum, ekonomik ve askeri imkanlarla sadece Ortadoğu’yu değil tüm İslam alemini yönetmesini sağlayacak kaynaklarıyla bu liderlik için gerekli olan vasıfları taşıdığını çok iyi bilmektedir. Bu nedenle ondan korkmaktadırlar. Hepimiz onların bu projelerine karşıyken projelerinin dayandığı her şeyi yıkan Veliaht Prens’i nasıl savunmayalım?
Müslüman Kardeşler’in iktidara el koymasıyla Kuzey Afrika’nın Arap ülkelerini kendi bayrağı altında toplamaya hazırlanan Türkiye’nin bu hayalini yıkan Veliaht Prens’i sistematik ve programlı bir şekilde hedef alıp tüm dünyayı ona karşı kışkırtmaya çalışması doğal değil midir? Bu genç Prens’in Türkiye projesinin finansman kaynağı (Katar) ile aracı olan dini örgütlerin önünü kesmesi projeyi başarısızlığa uğratmamış mıdır? Bir ülkeden çok kişisel bir hayal olan saltanat hayalini yıkan bir kişiden Erdoğan Türkiyesi nasıl korkmasın? Başta Libya ve Suriye olmak üzere Arap ülkerine terör ve silah ihraç ederek onları yıkım ve kaosun egemen olmasına yardımcı olan Türkiye halen çaresiz çabalarla bu hayali ayakta tutmaya çalışmaktadır.
İran’ın kendisine Irak, Suriye, Yemen, Lübnan’ı veren ve neredeyse Bahreyn ve Suudi Arabistan’ın doğu bölgesini de verecek olan Batı'nın solcuları ile ittifakını bozan Veliaht Prens’ten kurtulmak istemesinden daha doğal ne vardır?
Suudi Arabistan Arap toplumların savunacağı ve etrafında bir sur oluşturacağı kaledir. Bizler onu savunmakla kaderimizi belirleme ve egemenliğimizi koruma hakkımızı savunuyoruz. Bu kralların değil halkaların isteğidir. Bölge halklarına ya Türkiye ya da İran liderliğini dayatabileceklerini tasavvur eden Batı'nın solcuları bunu çok iyi anlamalıdır.
TT
Suudi Arabistan’ı niçin savunmalıyız?
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة