Donald Trump, seleflerinin aksine farklı bir ortamda Beyaz Saray’a geldi. Kendisini partiye dikte etti ve başkanlığı ele geçirdi. Eşsiz bir karaktere sahip olup anlaşma sanatındaki ustalığına hayranlık duyuluyor. Donald Trump, kurumlardan ve Pentagon’daki generallerden ziyade Twitter’a daha fazla güveniyor. Bu şekilde Trump, Suriye’den tamamen çekilme kararıyla düşmanlarını, müttefiklerini ve yönetim erkânını şaşırttı.
İki ülke, iki rejim ve iki adam arasındaki büyük farklara rağmen Trump’ın bu kararı, bana yıllar önce Irak’ın Kuveyt’i işgal etme kararıyla ilgili Irak Genelkurmay Başkanı Nizar el-Hazreci’den işittiklerimi hatırlattı. Hazreci, Irak’tan kaçarak sığındığı Danimarka’da yaşıyordu. Kendisine işgaldeki rolünü sordum. Bana “Olayların olduğu gece evimde uyuyordum. Genel Komutanlıktaki sekreter Alâeddin el-Cenahi, sabahleyin beni arayarak karargâha gitmemi talep etti. Ofisine girdiğimde bana Kuveyt’in işgal edildiğini söyledi. Nasıl diye sordum. Bana Cumhuriyet muhafızlarının, hava kuvvetlerinin ve orduya ait uçakların Kuveyt’i işgal ettiğini söyledi. 15 dakika sonra Savunma Bakanı Abdulcebbar Şanşal geldi ve aynı şekilde durum kendisine bildirildi. Savunma Bakanı’nın ve Genelkurmay’ın haberi olmadan ordunun böyle bir maceraya sürüklendiğini hayal edebiliyor musunuz?” şeklinde yanıt verdi.
Tabi ki ben, Trump’ı Saddam Hüseyin’e benzetmiyorum. Her ikisi de farklı dünyalardan geliyor ve farklı kaynaktan besleniyor. Sonra Trump’ın özgeçmişinde Halepçe, el-Enfal operasyonu, Kuveyt işgali ve asilerin kimyasal saldırıyla kontrol edilmesi gibi olaylar mevcut değil. Yine ben, “Önce Amerika” sloganının “Ölümsüz mesaja sahip tek Arap milleti” sloganına benzediğini söylemiyorum. Sadece ben, kurumlardaki deneyimli kişilerle istişare yapmanın önemine inanmayan otoriter birinin ne yapabileceğine işaret etmek istedim.
Trump’ın kararından sadece birkaç gün önce Fırat’ın doğusunda, Menbiç’te ve Tenef’te ABD’nin askeri varlığının öneminden bahsediliyordu. Bu yönde pek çok analiz yapıldı. ABD’nin varlığı, Rusya’nın Suriye’deki askeri ve siyasi varlığını bir nevi dengeliyordu. Yine ABD’nin varlığı, Suriye haritasında İran’ın hareketini ve genişleme girişimini engelliyordu. ABD, Suriye’deki en son müttefikleri Kürtlere kalkan olarak Türkiye’nin rolünü kontrol ediyordu. Vladimir Putin'in Astana ruhunu siyasi çözüm planına tercih etmesinin ardından ABD, Cenevre ruhunu hatırlatmak için bir tür baskı oluşturuyordu. Bu değerlendirmeler, İngiltere, Fransa ve İtalya’nın Fırat’ın doğusuna müdahil olmasının ardından yapıldı. Öyle ki bunlara Suriye’nin geleceği konusunda önümüzdeki herhangi bir müzakere masasına model bölge takdim etme beklentisi eşlik etti.
Tüm bu senaryolar, aniden buharlaştı. Trump, çekilme kararı aldı. Savunma Bakanı James Mattis, başkana engel olmaya çalıştı. Trump, bunu kabul etmedi ve kendisinden çekilme planlarını hazırlamasını istedi. Mattis, boştan yere içmeye zorlandığı zehirle birlikte yaşamaya çalıştı. Fakat Mattis, dozun tahammül sınırlarını aşmasından dolayı istifa etti. O, Amerikan askeri kurumunun meşru çocuğudur. Mattis, Fırat’ın doğusundaki askeri varlığı tecrübeli bir şekilde yönetti. Yine o, Putin’in ihlallerini ve Çin devinin yükselişini aynı yöntemle ele aldı. Mattis, çekilme kararının askeri ve siyasi bakımdan yanlış olduğu düşüncesindeydi. Kürtler, bu yanlışı kendilerine yönelik ihanet olarak değerlendireceklerdi. Dostlar ise bu yanlışın Washington’la ittifakın garanti olmadığının aksine zor ve maliyetli olduğunun bir göstergesi olduğunu söyleyeceklerdi. DEAŞ’la Mücadele Koalisyonu Özel Temsilcisi Brett McGurk, daha fazla dayanamayarak istifa etti.
ABD, müttefikler ve dostlar, sürpriz çekilme kararıyla uğraşırken Kremlin’in efendisi, yıllık basın toplantısını düzenliyordu. Dikkat çekici bir teamül. Çarların mirasçısı, ekranların önüne geçip gazetecilerin ve yurttaşların sorularını cevaplıyor ve şu anki Rusya’nın 21. yüzyılın başlarında devraldığı Rusya’ya asla benzemediğini yeniden teyit eden mesajları dünyaya iletiyordu. Sağlam ekibin içerisinde Savunma Bakanı istifa etmiyor ve Dışişleri Bakanı, sürpriz ayrılık için çantasını hazır vaziyette tutmuyordu.
KGB’de duygularını gizlemesi gerektiğini öğrenmesine rağmen Putin, kazanan kimse gibi gülümseyebilir. O, Batı koalisyonunu ve ABD’nin imajını sarsmada büyük yol kat etti. Putin, Rusya’nın güvenilir olabileceğini, müttefiklerini koruyabileceğini, hatalarını örtebileceğini ve onların müttefik olarak kalmalarını garantileyebileceğini gösterdi. Suriye’deki Kürtlerin, Türkiye’nin başlatacağı operasyona karşı Rusya’nın Hmeymim Üssü’nden ve belki de Suriye rejiminden yardım istemelerinin dışında başka bir seçenek bulamayacakları buna en güzel kanıttır.
Yine üçüncü bir adam ve üçüncü bir sahne mevcut. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Pekin’de büyük halk salonunda ülkedeki ekonomik açılım politikasının başlangıcının 40’ıncı yıldönümünü kutlama törenine başkanlık etti. Şi, ülkesinin ne yapıp ne yapmayacağı konusunda hiç kimsenin Çin’e direktif veremeyeceğini söyledi. Şi’nin söylediklerini rakamlarla destekliyor. Şi’nin gücü de burada gizli. 40 yıldır reform ve açılım politikası, yüz milyonlarca Çinliyi yoksulluktan kurtararak ülkeyi dünyadaki ikinci ekonomi haline getirdi. Çin devlet başkanı net ve açıktı. Ülke, daha fazla reforma şahit olacak. Ama bu reformlar, komünist partinin kontrolünde yapılacak. Şi, “Çin Komünist Partisi’nin yönetimi, Çin özelliklerini taşıyan sosyalizmin temel göstergesidir ve yine Çin özelliklerine sahip sosyal rejimin en büyük işaretidir” ifadelerini kullandı.
Geçtiğimiz günlerde Washington, Moskova ve Pekin’de meydana gelen gelişmeler, devletlerin ve hükümetlerin büyük ülkeler arasındaki gelişmelere uzun süre odaklanması gerektiğini gösterdi. Mesele sadece şimdiyle alakalı değil, aynı zamanda her geçen gün yeni denge değişikliklerine işaret eden yeni küresel sistemle de alakalıdır. Bu da dünyada güvenlik, politika, ekonomi ve gerilim odağı demektir.
TT
Üç adam ve üç sahne
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة