Nebil Amr
Filistinli siyasetçi ve yazar
TT

Knesset’in dağılması ve sonra Yasama Meclisi’nin dağıtılması

Aynı gün içinde öyle bir tesadüf gerçekleşti ki, Filistin hakkında Yasama Meclisi’ni dağıtma ve 6 ay içinde seçimlere gitme kararı çıkarıldı. Anayasa Mahkemesi’ne nispet edilen bu karar, İsrail’in Knesset’i dağıtma ve 4 ay içerisinde genel seçimlere gitmeye yönelik çıkardığı karardan saatler sonra alındı.
İsrail’in senaryosunun adımları ve hedefleri açıktır ve erken seçimler için bir tarih belirlendiyse bundan geri adım atmak veya değişikliğe gitme imkanı yoktur. Bu, İsrail’deki ilk yasama kurumunun sağlam oluşundaki etkenlerden biridir.
Erken seçimlere gitme hedefleri, İsrail’i yönetmeye devam edemeyen ve tek bir oy fazlasıyla önemli konularda kararlar alamayan Netanyahu’nun liderliğindeki sağcı hükümet koalisyonu tarafından belirlendi. Bu hedefleri belirleyen unsurlardan bir diğeri ise, İsrail yönetiminin başında kalmasını sağlayacak tüm bileşenleri bir araya getirme konusunda ustalaşan Netanyahu’nun ‘kişisel’ gündemleridir.
Bu aralar en önemli gündemi, kendisini bekleyen 4 davadır. Mahkemeye çıkarıldığında eve gönderilebileceği endişesiyle yargıdan kaçmaktadır. Netanyahu’nun değerlendirmelerine göre seçimleri kazanması bu işi bozabilir veya erteleyebilir. Bundan dolayı İsrail, seçim yapılıncaya kadar ilginç bir duruma sahne olacak: Yeni kurulan ya da dağılan birtakım partiler, kurulan ya da değişen koalisyonlar ortaya çıkacak; seneler süren bir geri çekilişin ardından ekranlara dönme fırsatı elde eden parıltılı emekliler, kendilerini alternatif olarak sunacak.
Aslında hiç çalışmamış olan parlamentolarının tanıdığı yasama meclisini dağıtan Filistinlilere gelince… Bu adım, siyasi yapılarında halihazırda devam eden yangına benzin dökmekten farksız değil. Meclisin dağıtılması kararına karşı çıkanların söylemlerine rağmen onlar, seçimden korkmak şöyle dursun seçime girmeye hazırlanıyorlar. Kararı ele alış biçimleri, araca olan itirazlarının, hedef konusundaki uzlaşmalarından nasıl daha güçlü ve etkin olduğunu ortaya koydu.
Bu, başta Mısır olmak üzere arabulucuların önceden yaptıkları gibi kapsamlı bir uzlaşma gerçekleştirmek için değil, seçim problemini çözmek için göstermesi gereken ek bir çaba gerektiriyor. Bu ya gerçeklemesi için net olarak anlaşmak ve sonuçlara saygı duyulacağının güvencesini vermek suretiyle yapılacak ya da Anayasa Mahkemesi’nin belirlediği süreyi, şu zamana kadar ulaşılması şöyle dursun aksine istikrarlı bir düşüş gösteren uzlaşma hedefini imkânsız şeyler listesine katan bir ertelemeler dizisine eklenecek.
Ama iş burada bitmiyor. Önemli başka meselelerde de bir belirsizlik var ki bunlar, seçimlerin ne zaman nasıl yürütüleceği ve sonuçlarına ne şekilde yaklaşılacağını belirliyor.
Bu noktada Ramallah’taki resmi yetkililer tarafından yapılan açıklamalar, seçimlerden maksadın ne Yasama Meclisi ne de başkanlık için olmadığını ortaya koyuyor. Seçimler, ‘Devlet Parlamentosunun Kurucu Organı’ olarak adlandırılan yeni bir yapı için yapılıyor. Şayet bu yolda ilerlenirse bu, Yasama Meclisi ve İsrail ile kapsamlı ilişkileri, sonuç veren Oslo üzerine bina edilen her şeyde köklü bir değişim anlamını taşır.
Bir devrim niteliğinde olan bu adım, özerklik aşamasından devletleşme aşamasına doğru anayasal bir geçişi temsil edecek. Bununla birlikte dikkate alınması gereken sakınca, Filistin’in tökezlemelere rağmen aktif kurumların (bakanlıklar bunun somut örneği) bulunduğu bir durumdan semboliğin gerçekliğe üstün geldiği bir duruma taşınmasındadır. Unutmayalım ki devlet gerçeğine taşınmak, kararla olacak şey değildir. Eğer öyleyse Filistin siyasi hayatında daha meşru ve güvenilir parlamento olan Ulusal Meclis üzerinden devlet ve bağımsızlık ilan etmekle tarihi karara ne eklenecek?
Seçimlerin gerçekleşmesi için belirlenen altı ay içerisinde Filistinliler ama özellikle de Başkan Mahmud Abbas’ın temsilciliğindeki meşru karar sahiplerinin Yasama Meclisi’nin dağıtıldığının ilanından hemen sonra ortaya çıkan ve istenen seçimlerin yaratacağı belirsizliği artıran birçok soruya cevap vermesi gerekir.
Bu sorulardan ilki şöyle: Seçimler, eskisinin yerini alacak yeni bir Yasama Meclisi için mi? Genel seçimlere tüm Filistin katılacak mı ve Hamas’ın katılmaması durumunda seçimler yalnızca Batı Şeria’da mı yapılacak? Seçimler hangi kanuna göre yürütülecek: İlkinin yürütüldüğü ‘çevreler’e göre mi, ikincisinin yürütüldüğü ‘karma’ kanuna göre mi, yoksa Filistin gerçekliğine en uygun deneyim olduğunu ispatlayan ‘tam orantılı liste’ye göre mi? Peki başkanlık meselesi ne olacak: Arafat döneminde olduğu gibi ‘Yasama’ ile birlikte mi yürütülecek ya da sonrasında olduğu gibi mi olacak, yoksa şu anda olduğu gibi Filistin’in otomatik başkanı olarak örgütün başkanlığı ile mi idare edilecek?
Şu ana değin bu soruların hiçbirine net cevaplar bulunamadı. Bunu gerekçelendirmek için şunu diyebiliriz: “Cevap bulmak için hala çok vaktimiz var”. Mesele bu tür hesaplarla siyasi açıdan ele alınacaksa, Filistinlilerin seçimlere gitmesinden veya gitmemesinden önce belirecek olan İsrail seçim sonuçlarının göz ardı edilmemesi gerekir. Beklentiler, biraz olsun iyi bir şey vaat etmiyor.
Üstelik Trump’ın, Filistinliler kabul etsin veya etmesin, Filistin siyaseti ve gelecekteki ağır yük ve görevlerini taşıyacak olan yapı üzerinde büyük bir etki bırakacak olan ‘Yüzyılın Anlaşması’ bombasını atma ihtimali de var.