Fayez Sara
Suriyeli gazeteci-yazar
TT

Suriyelilerin dramı, katliam ve sürgünden daha fazla

Son zamanlarda Suriye ve çevresini kaplayan sel ve kar fırtınası ile birlikte Suriyeliler, bir kez daha hastalıklar, mahrumiyetler ve açlıktan ölüme kadar uzanan pek çok sıkıntıya batmış durumda.
Bu afetin gerek komşu ülkelerdeki kamp sakinleri ve gerek içerideki kardeş kamplar üzerindeki etkisi yoğun oldu. Rejimin egemenlik alanı içinde ve dışındaki şehir ve köy sakinlerini de es geçmeyen afet, onların da hayatlarını temelinden etkiledi; her ne kadar kamp sakinlerinden daha az hasarla yüzleşmiş olsalar da…
Geçtiğimiz haftalarda yoğun yağmur ve kar sularından kaynaklanan sel dalgası, başta Suriye’nin kuzeyi ve Lübnan’dakiler olmak üzere Suriyeli kamplarını basarak soğuk kar ve güçlü sel ile kuşattı.
Bu durum, çadırların sökülerek yıkılmasına, içlerinde yer alan son derece sade mobilyalar, giysiler ve çeşitli malzemelerin ziyan olmasına ve sakinlerinin yerlerinden edilmesine sebep oldu.
Üstelik kurtarma ekiplerinin ve yerel yardımların kamplara ulaşmasını da engelledi.
Sel suları Suriye’nin kuzeyindeki kampları tümüyle önüne katıp götürürken Lübnan’ın kuzeyinde yer alan Arsal’daki kamplar, çadırlar üzerinde biriken karlar ve zemine dolan sular sebebiyle yerle bir oldu.
Bu, iki bölgede ya tamamen ya da kısmi olarak yıkılan yetmiş çadıra ve Suriye’nin kuzeyi ile Lübnan’ın kuzeyindeki kamp sakinlerinin bir kısmının maruz kaldığı felâketlere yönelik yürütülen bir araştırmanın yalnızca bir kısmı.
Söz konusu iki bölgede yaklaşık 500 sığınma bölgesine dağıtılmış neredeyse bir milyon yerinden edilmiş ve sığınmacı bulunmakta.
Suriye, Lübnan, Ürdün ve bir dereceye kadar Türkiye’deki diğer kampların durumu, Suriye ile Lübnan’ın kuzeylerindeki kampların durumuna benziyor.
Zira kar ve yağmur dalgası geneldi ve çoğunlukla rastgele kurulmuş olduğundan yapıları kırılgan ve imkânları zayıf olan kamplar, bölgesel ve küresel yardım kuruluşlarının faaliyetlerinden de neredeyse tam anlamıyla mahrumdu.
Geçim zorlukları ve sakinlerinin kötü hayat koşullarına tüm kampları çevreleyen güvenlik zafiyetleri de eşlik ediyor.
Bu bağlamda başta Arsal olmak üzere Lübnan’ın kamplarında Lübnanlı yetkililer tarafından güvenlik önlemleri ve tutuklamalar yürütülüyor.
Suriye’nin kuzeyindeki kamplar da Heyet-i Tahrir-i Şam’ın (önceki adıyla Nusra) bölgedeki silahlı benzerlerine karşı verdiği savaşın çağrışımlarına sahne oluyor.
Öte yandan Ürdün sınırlarına yakın bir noktada bulunan Rekban Kampı da bir yandan Rejim güçlerinden çekerken diğer yandan Ürdünlü yetkililerin ve uluslararası kuruluşların en ufak bir gıda ve ilaç yardımından kaçınması sorunuyla boğuşmakta.
İlaç ve gıdasızlıktan kaynaklanan ölüm olgusu, şiddetli soğuk dalgası eklenmeden önce kampın en belirgin gündemlerinden biri haline gelmişti.
Suriyelilerin diğer bölgelerdeki durumu da nüfusun çoğunluğuna bakılınca daha iyi değil.
Rejime boyun eğen ve kontrol dışındaki bölgelerde pek farklılık görünmüyor.
Her bölgede işsizlik oranı yükselmiş ve fakirlik artmış. Uluslararası raporların söylediğine göre Suriyelilerin yüzde 90’ı bariz bir şekilde hizmetlerden mahrum.
Başta gıda, ilaç ve yakıt malzemeleri olmak üzere her şey zamlı. Bu sadece savaş tacirlerinin uyguladığı tekelcilikten kaynaklanmıyor; Rejimin elektrik, petrol ve gerekli olan başka malzemeleri sağlayamaması da buna sebep oluyor.
Aynı şekilde piyasayı kontrol edip artan yolsuzlukları engelleyememesi de Suriyelilerin sıkıntılarını artıran etkenler arasında.
Şam sakinleri de bu olumsuz durumdan nasibini alıyor. Halbuki Rejim, oradaki hayatın normal akışında ilerlediği konusunda teminat vermişti. Kent sakinlerinin kar ve yağmur saldırısından sonra hayatlarının felç olduğu belirgin bir şekilde görülüyor.
Rejim yanlısı pek çok sanatçı ve basın mensubu, sosyal medya üzerinden soğuk ve açlığa; temel ihtiyaçların yokluğu, fiyatların artması ve hükümetin yolsuzluğuna;
Başkan’ın kötüleşen duruma ve Suriyelilerin olumsuz hayat koşullarına müdahale etmesi gerektiğine dair bildiriler yayımladı.
Mültecilere yapılan yardımların azalması ile kar ve yağmur dalgasının denk gelmesi durumu daha da kötüleştirdi.
Bilindiği üzere BM, son dönemde programlarına mali desteğin zayıf olduğunu söyleyerek çabalarını azaltıp Suriye’deki yerinden edilmişlere ve komşu ülkelerdeki sığınmacılara yönelik yardım ve hizmetlerini kıstı.
Bu bağlamda en fakir sığınmacı ailelere aylık para yardımlarını durdurduğu gibi vermiş olduğu yemek kuponlarını ve sığınmacılara işlerinin yürütülmesinde sağladığı desteği kesti.
Bununla birlikte uluslararası bağışçılar tarafından verilen bursların azaltılmasının yanı sıra tıbbi yardımların ve eğitim programlarının çoğu da askıya alındı.
Tüm bunlar son doğal afetlerle eş zamanlı olarak sığınmacı ve yerinden edilmişlerin hayatında olumsuz izler bıraktı.
Resmin bütünü, Suriyelilerin dramının geldiği noktayı derinlemesine ortaya koymaktadır. 
Bu dram, 2011 yılında Rejimin cinayet, tutuklama, tehcir ve yıkımı ile başlamış ve sonra dostlarının yardımları ile devam etmiş; daha sonra doğal koşullar, devletler ve uluslararası kuruluşların politikaları, silahlı örgütler ve savaş tacirlerinin katkılarıyla şiddetlenerek karmaşık bir trajediye dönüşmüştür.
Suriyelilerin mevcut dramındaki en kötü yan, İdlib ve civarındaki Heyet-i Tahrir-i Şam savaşının devam etmesi ve Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda Suriye Demokratik Güçleri’nin çekirdeğini oluşturan Kürt Demokratik Birliği Partisi milislerine karşı açık bir savaş başlatması ile eş zamanlı olarak Doğu Akdeniz ülkelerini istila eden yeni kar ve yağmur saldırısının yaklaşmasıdır.
Bu esnada Suriye meselesinin çözümüne dair herhangi bir sinyal alınmazken Esed rejimi, vatandaşlarının elektrik ve yakıt ihtiyaçlarını sağlamaktan, fiyatları kontrol etmekten ve yolsuzlukla savaşmaktan aciz durumda olduğunu ispat etmektedir.
Öte yandan BM de Suriyeli sığınmacılar ve yerinden edilmişlere karşı verdiği sözleri yerine getirmemekte.
Suriyelilerin devam edegelen felâketi, dokuzuncu yılı yaklaşmışken cinayet, işkence ve tehcirin yanı sıra kar ve yağmur saldırıları ile etkisini artırmaktadır.
Pek çoklarının aşamalı da olsa iktidarda kalacağını söyleyerek ilişkilerini yenilediği Esed rejiminin yetersizliğinin yanı sıra uluslararası toplumun, kamplardaki onlarca çocuğun donması ve Sündüs Fethullah adlı Suriyeli bir kadının Rekban Kampı’nda kendilerine günlerce yemek verilmemesinden ötürü üç çocuğu ile birlikte kendini yakması ile özetlenen sığınmacı trajedisine göz yumması da duruma tuz biber ekmektedir.