19 Mayıs 2017’de ABD Başkanı Donald Trump’ın Suudi Arabistan’a düzenleyeceği ziyaretten sadece birkaç saat önce Husiler, Burkan-2 balistik füzesi ile Riyad’ı vurdular. O zamanlar İran Devrim Muhafızlarına ve Dini Lider Ali Hamaney’e çok yakın olan İranlı “Kayhan” gazetesi bu olayı şu başlıkla duyurmuştu: ”Ensarullah Riyad’a füze saldırısı düzenledi. Bir sonraki hedef ise: Dubai.”
Yemen’de askeri operasyonların başlamasından bugüne geçen 4 yıl içerisinde Husiler tarafından Suudi Arabistan’a gönderilen balistik füzelerin sayısı 220’yi geçerken diğer füzelerin sayısı ise 70 bini aşmıştır. Bu da ABD Dışişleri Bakanı’nın; ülkesinin Yemen’de Husi darbesine karşı savaşan Koalisyon’a liderlik eden Suudi Arabistan ile ortak işbirliğini durdurmasına yönelik Kongre’nin tekrarlanan taleplerinden duyduğu rahatsızlığı dile getirmesini gerektirmiştir.
ABD Kongresi’ne bağlı Temsilciler Meclisi’nde dinlendiği oturumda Dışişleri Bakanı şunları söylemişti: “Biz nasıl Denver,Los Angeles ya da New York’a füze düştüğünde ülkemizi ve halkımızı savunacaksak Suudi Arabistan’ın da kendisini ve halkını savunma hakkı vardır.” Dışişleri Bakanı’nın bu mantıklı sözleri oturumdaki hiç kimse tarafından çürütelememiş ve hiçbiri buna karşı çıkamamıştı.
Bazı Batılı seçkinlerin sorunu; kendileri fiili olarak bu füzelerin tehdidi altında olmadıkları, hemen sınırlarında yer alan terörist milis güçler ve örgütlerin elinde bulunan yüzlerce füze ve balistik füzeler tarafından hedef alınmadıkları sürece bu savaşın gerekli olduğunu düşünmemeleridir. Diyelim ki bu füzelerden bir tanesi bile ABD şehirlerinden birini hedef alsa aynı Kongre üyeleri hemen harekete geçip hükümetten şehirlerini hedef alan bu terörist gruba karşı daha fazla tepki göstermesini talep etmez miydi?
Elbette bu senaryo, olayın ABD’de yaşanması halinde geçerlidir. Ancak Suudi Arabistan sınırlarında yaşandığında ve bu füzeler Suudi Arabistan’ın başkentini ve şehirlerini hedef aldığında; Husi milislerin uluslararası ve insani yasaları ihlal etmeyi sürdürmeleri, bu milislerin İHA’lar gibi gelişmiş silahlara sahip olması ve bunları terör eylemlerinde kullanması hiç önemli değildir. Asıl önemli olan diğer ülkelerin maruz kaldığı tehlikelere aldırmadan ona düşman olan akıma katılmaktır. Sadece onların halkları bütün imkan ve metotlarla savunulmayı hak etmektedir. Diğer halkların gökleri ihlal edilip havaalanları ve yerleşim yerleri bombalanırken, insanları arasında korku yayılmaya çalışılırken hükümetleri hiçbir şey yapmadan bunu izlemeli, ne akla ne de mantığa uyan talepler veya çağrılara uyarak sorumluluklarını yerine getirmemelidir.
Birçok kişi Kararlılık Fırtınası Operasyon’u 4 yıl önce başladığında bu savaşın bir seçenek değil de bir gereklilik olduğunu biliyordu. Ama yine de operasyonu başlatmamanın bir çözüm değil de bir sorun olduğunu aksi takdirde şu anda durumun belki de çok daha karmaşık olabileceği gerçeğini görmezden gelmektedirler. Son birkaç yıldır füze fırlatma sistemleri takip edilip yok edilmesine rağmen Husiler hala İran füzelerini gönderebiliyorlarsa önlerinde hiçbir engel olmadan daha fazla silah ve füze ithal etmeyi ve depolamayı sürdürmeleri halinde bölgenin tamamının nasıl bir durum içerisinde olabileceğini hayal edebilir miyiz? Babul Mendep Boğazı aracılığıyla küresel ticaretin yüzde 30’unu taşıyan gemilerin güvenliği ne olacak? İran’ın Arap yarımadasında daimi bir üs elde etmesinin önüne geçilmemesi halinde Suudi Arabistan ya da Arapların değil ABD çıkarlarının ne durumda olacağı hayal edebilir miyiz? Son olarak; eğer Kararlılık Fırtınası Operasyonu olmasaydı bugün Kasım Süleymani Yemen’i yönetiyor olmaz mıydı? Elbette herkes bu soruların yanıtını çok iyi bilmekte ama görmezden gelmektedir.
Suudi Arabistan hiçbir zaman savaş yanlısı olmamıştır. Esas olarak kendisine dayatılmasaydı böyle bir savaşın içine girmek de istemezdi. Aynı şekilde barışçıl siyasi çözümleri hep desteklemiştir. Bunların sonuncusu da imzalanmasının üzerinden 3 aydan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen üzerinde anlaşılan ve uluslararası toplum tarafından da onaylanan maddelerinin hayata geçirilmediği Stockholm Anlaşması’dır. Çünkü Husiler daha önce de imzalamış oldukları hiçbir anlaşmaya uymamışlardır.
Darbeden bu yana 70’ten fazla anlaşma imzalamış olmalarına rağmen hepsini ihlal etmişlerdir. Bütün bunlar, başta ABD Kongresi olmak üzere uluslararası toplumun gözü ve kulağı önünde yaşanmıştır. Uluslararası güçler çabalarını bu anlaşmaları uygulamaya odaklamış olsalardı Yemen’deki savaşın devam etmesine gerek kalmazdı. Barışı gerçekten sağlamak isteyenler; çomak sokmak yerine onun için çaba harcamalı ve anlaşmalara uymalıdırlar. Çünkü birincisi hiçbir zaman bir çözüm olmamıştır.
TT
Füzeler New York’u hedef alsa
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة