İmil Emin
Mısırlı yazar
TT

​Arap Birliği Zirvesi ve Suudi Arabistan’ın parametreleri

Suudi Arabistan her geçen gün, kendi Arap ve İslami tutumlarının değişmez, edebi ve ahlaki köklerinin sağlam olduğunu vurguluyor. Durum, meşru hukukla ilgili olduğu zaman Suudi Arabistan, uyum felsefesini kabul etmiyor, müzayedelere karşı çıkıyor ve dedikodulara kulak asmıyor.
Kral Selman bin Abdulaziz’in Tunus’ta düzenlenen Arap Birliği Zirvesi’nin açılış konuşmasını dinleyenler, hukukun uluslararası kanun, sözleşme ve meşru tutumlarla çakıştığı zaman hak sözün nasıl söyleneceğini bilen adamların var olduğunu fark eder. Bu da herkesin önünde Kral Selman’ın konuşmasına güvenirlik ve doğruluk kazandırmaktadır.
Kral Selman, ilk parametre olarak Arapların temel sorunu Filistin meselesine işaret etti. Yüzyılın Anlaşması’nın sonuçları ve Filistin meselesinin geleceğiyle ilgili söylentilerin çoğaldığı bir zamanda Kral Selman’ın konuşması, şüpheye mahal vermeyecek ve açıklamaya gerek bırakmayacak kadar aşikârdı.
Kral Selman, Filistin meselesinin Suudi Arabistan’ın önem verdiği konuların başında geldiğini ifade ediyor. Bu da kurucu Kral Abdulaziz’den Tunus Zirvesi’ne kadar Suudi Arabistan’ın Filistin meselesine yönelik tutumlarına karşı asılsız konuşanları susturmak için yeterlidir.
Bunun yanı sıra Kral Selman, konuşmasında Filistin halkının tüm meşru haklarına ve başkenti Kudüs olan 1967 sınırlarına göre bağımsız Filistin devletinin kurulmasına odaklandı.
Kral Selman’ın konuşması, 2002’den beri Suudi Arabistan temelli Arap girişiminin parametrelerini açık ve net bir şekilde vurgulamaktadır. Kral Selman’ın konuşması, İsrail ve ABD’yi, barış için çalışan ve oyalama politikası izleyerek bu girişimlerden kaçanı dikkatli bir şekilde değerlendiren dünyayla karşı karşıya getirmektedir.
Kral Selman, hukukun ve Arap topraklarının gasp edilmesine sessiz kalamazdı. Uluslararası meşruiyete en yeni saldırı mahiyetinde olan Suriye’nin Golan Tepeleri’yle ilgili meydana gelen gelişme, karşı çıkmayı ve açıktan kınamayı gerektiriyor. Kral Selman da tam olarak bunu yaptı. Kral Selman, Suriye’nin Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğine zarar veren kararları ülkesinin kesin olarak reddettiğini yineledi.
Suudi Arabistan, baştan beri Suriye krizine yönelik açık ve net bir tutum izliyor. Kral Selman’ın işaret ettiği gibi DEAŞ’ın Suriye’de yenilmesinin ardından şu an Suriye’nin güvenliğini, toprak bütünlüğünü ve egemenliğini garantilemek ve dış müdahaleyi engellemek amacıyla Suriye krizinin siyasi çözümü için kararlı bir şekilde çalışmak gerekiyor. Muhalefet ve rejim olarak Suriyeliler, şu an ve gelecekte bu açıklamaların önemini bilselerdi; bu açıklamalar,  uluslararası meşruiyet bakımından hiçbir değeri olmayan kararların etkisiyle Suriye halkının topraklarını ve kaynaklarını isteyenlere fırsat veren fitne kapılarını kapatırdı.
Suudi Arabistan, Yemen krizini sonlandırmaya çalışıyor. Dolayısıyla Suudi Arabistan’ın çabaları, barışçıl bir çözüme ulaşmak için Birleşmiş Milletler’in (BM) girişimlerini desteklemektedir. Fakat Arap dostlar, Yemen’i uçurumdan çıkarmak istedikçe onu uçuruma sürükleyen kötü ve engelleyici bir faktör bulunuyor. Bu faktör, İran ve Husilerdir.
Husiler, silah bırakmayı reddediyor, “ikinci bir Lübnan” olması için Yemen’i bölmeye ve Hizbullah tarzında milis kurmaya çalışıyor. Husiler, Kızıldeniz’deki uluslararası denizciliğe en büyük tehdidi oluşturması için İran’ın yıkıcı amaçlarını gerçekleştirmeye gayret gösteriyor. Bu da tehlikenin Körfez bölgesiyle sınırlı kalmayıp Mısır gibi diğer Ortadoğu ülkelerini de kapsayacağına işaret ediyor. Ayrıca bu durum, uluslararası ticarete ve ekonomiye büyük zarar verebilir.
İran’ın Yemen topraklarında neden olduğu fitneye rağmen Suudi Arabistan, insani yardım programları aracılığıyla Yemen içerisindeki ihtiyaç sahiplerine yardım etmeye devam ediyor. İran rejimi, Arap ilişkilerine ne kadar çomak sokmaya çalışırsa çalışsın Yemen halkı dost olarak kalacaktır.
Kral Selman, Suudi Arabistan’ın parametreleri kapsamında İran sahnesine dikkat çekti. Zira İran, uluslararası sözleşmelere ve ilkelere aykırı görüşleri nedeniyle tüm bölge halkına düşmanlık, nefret ve çatışma getiriyor. Bölgesel ve küresel düzlemde terörü destekleyen rolü nedeniyle İran’ın faaliyetlerinin sorumluluklarını üstlenmesi için Kral Selman’ın İran’ı uluslararası toplumla karşı karşıya getirmesi oldukça isabetliydi. Bu durum, dogmatik amaçları gerçekleştirmek için tehdit oluşturmaya çalışan İran, Tahran yönetimi ve devrim muhafızlarıyla iltisaklı bir hale geldi.
Kral Selman’ın konuşmasında Suudi Arabistan’ın Libya krizine yönelik tutumu açık bir şekilde görüldü. Suudi Arabistan, Libya’nın toprak bütünlüğüne özen gösterme, Libya halkının güvenliğini ve istikrarını gerçekleştirme ve siyasi çözüme ulaşma noktasında dün olduğu gibi bugün de aynı tutumu sergiliyor.
Yeni Zelanda saldırısı, herkesi üzdü. Buradan hareketle Kral Selman, terörün dini, vatanı ve ırkı olmadığını belirterek terörle mücadelenin altını çizdi. Bunun için Suudi Arabistan, işbirliğinin ve insani yaşamın geleceğini tehdit eden terör olgusuyla mücadele etmede uluslararası girişimlerin içerisinde yer almaya devam edecektir.
Tüm bunlardan dolayı Kral Selman, meydan okumalara rağmen gelecek konusunda iyimser olduğunu dile getirdi. Zira bulutlar dağılıp Ortadoğu’ya, Arap dünyasına ve halkına yeni bir gün doğmalıdır. Kral Selman’ın Arap Birliği Zirvesi’ndeki konuşmasında görüldüğü üzere uzun yıllar boyunca özlem duyulan birlik, ancak Arap parametrelerine sarılarak gerçekleşebilir.