Şerif Egemen Ahmet
Gazeteci
TT

Akdeniz’de Şeytan Üçgeni ve Golan hamlesi

Akdeniz’de üst düzey temas ve pazarlıkların yoğunlaştığı bir hafta geride kaldı. Kıbrıs açıklarında İsrail’in himayesinde, ABD’li şirketlerin iştirakiyle Yunanistan ve Rum Kesimi’nin gerçekleştirdiği doğal gaz arama faaliyetlerinin tansiyonu yükselttiği bölgede askeri-siyasi hamlelerin ardı arkası kesilmedi. Türkiye’nin 103 savaş gemisinin katılımıyla ay başında düzenlediği Mavi Vatan isimli dev deniz tatbikatıyla verdiği “Akdeniz’de bensiz denklem oluşturulamaz” gözdağına İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs Rum Kesimi (GKRY) üçlüsünden karşılık gecikmedi. Gaz arama faaliyetlerinin güvenliğini tesis etmek isteyen Yunanistan, donanmasının modernizasyonunu havale ettiği İsrail’e şimdi de Girit Adası’na radar sistemi yerleştirme serbestisi tanıdı. Akdeniz’de uçan kuşun rotasını tespit etmesi beklenen ‘Long Horizon’ adlı radar sisteminin kurulma haberi sonrası üç ülkenin liderleri, vakit kaybetmeden İsrail’de bir araya geldi. Fakat Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Nikos Anastasiadis ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’yu altıncı kez buluşturan Doğu Akdeniz enerji koridoru zirvesinin bu sefer sürpriz bir konuğu vardı: ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo. 
Elbette Kuveyt, Lübnan ve İsrail’i kapsayan Ortadoğu turuna çıkan Pompeo’nun gezisini üç liderin enerji toplantısına denk getirmesi tesadüf değil. Zira Amerikan Exxon Mobil şirketi, bir süredir Kıbrıs açıklarında Anastasiadis hükümetinin verdiği izinle gaz arıyor. Üstelik bu aramaya Katar devlet şirketi Qatar Petroleum da iştirak ediyor. Amerikan şirketi önceki hafta bu faaliyetlerinin neticesini aldı. Exxon Mobil, Güney Kıbrıs’ın güneybatısında yer alan 10’uncu parselde 141 ile 226 milyar metreküp arasında bir kapasiteye sahip dünyanın en büyük gaz rezervlerinden birini keşfettiğini duyurdu. Bu, gazı Avrupalı devletlere satmayı arzulayan ABD için Rusya’nın elinden önemli bir kozu almak anlamına geliyor. Pompeo’nun İsrail’deki toplantıda sarf ettiği “Yeni keşfedilen kaynaklar, bölgedeki enerji bağımsızlığına büyük katkı yapıyor” sözü de ABD’nin Doğu Akdeniz enerji koridoruna verdiği önemi gözler önüne seriyor.
Aslında Washington’ın bölgedeki doğal gaz potansiyeline ilişkin tutumu ilgiden daha fazlası. ABD, Mersin’den Gazze’ye kadar Ortadoğu’da başta Suriye, Lübnan, İsrail ve Filistin’de pek çok değişimi önceleyen bir denklem oluşturmanın peşinde. Merkezinde Doğu Akdeniz enerji koridorunun bulunduğu projenin bir ayağı Suriye. Savaş boyunca ülkenin Akdeniz’e açılan kapısı olan kritik liman kentleri Tartus ve Lazkiye’deki Rus hakimiyeti pekişti. Buna rağmen ABD daha önce tek bir dikili ağcının bile bulunmadığı Suriye’de, YPG’nin ana bileşeni olduğu SDG’yi silahlandırıp destekleyerek onlarca üsse ve askeri merkeze sahip oldu. Askerlerini çekmekten vazgeçen Beyaz Saray bugün BM gözetiminde masa kurulmasını SDG’nin aktör olduğu bir barışa geçilmesini talep ediyor. Böylece, SDG sayesinde Şam’la diyalog kurarak enerji koridorunun denetiminde söz sahibi olabilecek.
Denklemin ikinci ayağında ise bölgedeki sarsılmaz müttefiki İsrail bulunuyor. Trump yönetimi, İsrail’de 9 Nisan’da düzenlenecek seçimlerin ardından ilan edeceğini duyurduğu ve “Yüzyılın Anlaşması” olarak nitelendirdiği Filistin-İsrail barış planıyla tarihi çatışmayı sonlandırma hedefinde. Planın henüz kaç devletli bir çözüm sunduğu bile bilinmese de Kudüs’ün İsrail işgaline terk edileceği kesin gibi. Anlaşmadan önce Donald Trump’ın Suriye’den 1967’de işgal edilen Golan Tepeleri’ni İsrail’in toprağı olarak tanıyacağını açıklaması ise manidar. İsrailli Yeni Sağ partisi lideri Ayelet Şaked’e göre, Golan adımı, Gazze ve Batı Şeria’dan oluşan Filistin devleti kurulmasını öngören Yüzyılın Anlaşmasının kabul edilmesi için Tel Aviv hükümetine uzatılan bir havuç. Nihayetinde ABD’nin hayalinde, Gazze’den Hamas’ın ve tüm radikal silahlı unsurların uzaklaştırıldığı “butik Filistin devleti” ile İsrail’in Doğu Akdeniz enerji koridorunun güvenliğini riske atmadan bir gelecek sürdüğü bir tablo mevcut.
Enerji merkezli senaryonun son aşaması ise ileride büyük sorunlar çıkarmasından endişe edilen Lübnan. Dini gerilimlerin 15 yıl iç savaşla tepe noktasına çıktığı ve çatışma riskinin hala ihtimal dahilinde olduğu ülkede, iktidarda bakan düzeyinde temsil şansı bulan İran destekli Hizbullah’ın nasıl yok edileceği meçhul. Keza yine Türkiye’nin de tüm bu projeye ne tür bir tepki vereceği bilinmiyor. Sonuç olarak Washington, tüm bu çözümsüz görünen çatışma noktalarında “istikrarını hâkim kılarak” Doğu Akdeniz enerji koridorunun güvenliğini sağlamayı amaçlıyor. ABD, Ortadoğu’yu İran ve maşalarından temizleme konusunda net. Hedefi de Avrupa’nın Rusya’ya enerji bağımlılığını sonlandırarak paylaşım savaşında bir adım daha öne geçmek.