Cemal Kaşıkçı krizi başladığından beri Suudi Arabistan, medyada hiç görülmemiş bir şekilde hedef alındı. Kaşıkçı krizinin üzerinden 6 ay geçti. Bu süre zarfında 10 binlerce haber, rapor, analiz, makale ve röportaj yayımlandı. Bunların bir bölümü, tekrardan ibaret olup diğer bölümü ise meçhul kaynaklara, yüzlerce kışkırtıcı yazılara ve doğru olmayan yalan hikâyelere dayanıyordu. Bu, hiç benzeri görülmemiş çirkin bir kampanyaydı. Bu kampanyanın temel hedefi ise Suudi Arabistan’ı ve yönetimini açık bir şekilde karalamaktı. Objektiflik çok azdı. Suçlama yaygındı.
Analizler, bilgiye tahminler ise habere dönüştü. Sonuçta bir belirsizlik oluştu. Çok saygı duyulan medyaya bakış açısı değişti. Medyanın güvenirliği içerden sarsıldı. Amerikan medyasıyla çekişen Başkan Donald Trump, belki de bunu ilk deşifre eden kişiydi. ABD’nin çeşitli medya organları ile Trump arasında gerilim yaşandı. Trump, birçok konuşmasında bazı medya organlarını yalan haber yapmakla suçladı. Trump, 2019 yılının geliş münasebetiyle düşmanlarını “yalan haber medyası” ifadesiyle tebrik etti. Trump, maalesef haklı olduğunu kanıtladı ve medyaya karşı düşmanlığında aşırıya kaçmadı.
Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı ile Uluslararası Katar Enstitüsü’nün Yürütme Başkanı Maggie Mitchell Salem arasındaki yazışmaları yayımladığı zaman Washington Post gazetesinin nasıl büyük bir skandala imza attığını hepimiz hatırlıyoruz. Maggie, gazeteye verilen köşe yazılarını yönlendirmiş, konu önerisinde bulunmuş ve içerikleri şekillendirmişti. Bu durum, kendisini Suudi hükümetine karşı daha sert bir tutum sergilemeye sevk etmişti. Bugün bu skandal, meşhur CNN haber kanalında tekrar ediyor. “Conservative Review” Dergisi, Katar adına CNN’de çalışan kişilerin isimlerini deşifre etti.
Dergi, CNN kanalında çalışan ve her gece CNN ekranlarına çıkan ulusal güvenlik uzmanlarının çoğunun Katar’la doğrudan bağlantılarının olduğuna işaret etti. Bundan dolayı ABD Başkanı Donald Trump’ın büyük oğlu Donald Trump Jr, Twitter hesabı üzerinden raporda anlatılanlar karşısında “şok oldum” ifadesini kullandı. Tabi burada iki skandal arasındaki bağlantının Katar olması önem arz etmektedir. Zira Katar, kendi imajını güzel göstermek ve Suudi Arabistan’ı hedef almak amacıyla illegal bir şekilde medya kuruluşlarına sızmak için kirli parayı kullandı. Belki de sadece bu iki skandal gün yüzüne çıktı. Fakat Katar parası, kim bilir şu ana kadar deşifre edilmeden Suudi Arabistan’ı ve tutumlarını kötüleyen kaç medya organına daha sızdı?
Tabi ABD medyasını takip edenler, ABD medyasında yayınlanan her şeyin yüzde 100 doğru olmadığını bilir. Bazı medya organlarına sızmaya çalışan devletlerin olduğunu söylersek abartmış olmayız.
Kaşıkçı krizinde ayan-beyan görüldüğü üzere bazen bu durum, karalama noktasında kasıtlı yayınların yapılmasına yol açıyor. İster Katar isterse başkalarının parasıyla olsun kraliyeti hedef alma girişimlerine rağmen Suudi Arabistan’ın gerçekleştirdiği başarılar, yalan haberlerle kraliyete saldırmak için Katar hükümetini etik olmayan tüm araç-gereçleri kullanmaya sevk etti. Ancak söz konusu medya kampanyalarının amacına ulaşamaması ve bunun kampanyaları planlayanlara ve yürütenlere olumsuz yansıması, İran ya da Türkiye’de medya alanındaki müttefiklerinin yanı sıra Katar için acı bir gerçeğe dönüştü. Türkiye, yerel seçimlerde Erdoğan partisinin korkunç kaybıyla meşgul. İran, acı yaptırımlarla yüzleşiyor. Öte yandan Katar, 4 ülkenin uyguladığı ambargonun sosyal, ekonomik ve politik sonuçlarını henüz atlatamadı. Ayrıca Katar’ın medya skandalları, 4 devletin kendi imajını güzel göstermek ve komşularının imajını karalamak için medyayı çirkin bir şekilde kullanan bir devlete ambargo uygulamakta haklı olduğunu gösteriyor.
TT
CNN-Katar ve Suudi Arabistan’ın hedef alınması
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة