Nebil Amr
Filistinli siyasetçi ve yazar
TT

Manama Konferansı

Bahreyn, Yüzyılın Anlaşması’yla ilgili bir ekonomi konferansına ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu açıklar açıklamaz, Filistin tarafından itirazlar yükseldi. Zira Filistin, Filistinlilerle ilgili herhangi bir ABD önerisini reddediyor. Aynı şekilde Filistin, ABD yönetiminin Filistin-İsrail çekişmesinde arabuluculuk rolü üstlenmesine de karşı çıkıyor.
Ancak ABD ve Bahreyn’in bu ortak kararı, Filistin meselesine yönelik herhangi bir çözüm önerisinde ekonomik sürecin siyasi süreçle ilişkisi konusunda kapsamlı bir tartışmaya kapı araladı.
Sadece Bahreyn çalıştayı ile Yüzyılın Anlaşması bu tartışmaya kapı aralamadı. Aksine Oslo tecrübesi, bu alanda liderliği elinde tutmaktadır. Çünkü Avrupa ve ABD’nin temel bir şekilde benimsediği ekonomik destek, merkezini politikanın oluşturduğu müzakere hareketliliğiyle bağlantılıdır. Bundan dolayı Filistinliler, Oslo tecrübesine girdi ve bu tecrübeyi destekledi. Hatta Filistinliler, politik ve ekonomik alanda bu tecrübeye güvendi.
Ancak ilk başta ekonomiyi politikaya tercih edecek şekilde İsrail sağının iktidara gelmesi, bu eğilimi sekteye uğrattı. Ardından İsrail sağı, politik çözüm yerine ekonomik çözüm tezini ortaya attı. Filistinliler, hem ilkinde hem de ikincisinde herhangi bir ilerleme kaydedemedi.
Filistinliler, haklı olarak ekonominin politikaya baskın gelmesinden endişeleniyor. Daha yalın bir ifadeyle Filistinliler, ekonomik icraatların Filistin’in siyasi taleplerini bitirmeyi yavaş yavaş kabul etmeye yönelik bir çalıştay olmasından kaygı duyuyor.
Siyasi talepler, Filistinliler için üzerinde pazarlık yapılması kabul edilemez bir konudur. Çünkü bu talepler, sadece Filistin halkının yaşam şartlarını iyileştirmekle bağlantılı değil, aynı zamanda Filistin halkının kaderiyle de ilgilidir.
Filistinliler, maksimum düzeyde ekonomik desteğe ihtiyaç duymalarına ve hatta bunun Gazze’de öncelik haline gelmesine rağmen İsrail’in ekonomik ve politik süreci kontrol etme gücü, Filistinlilerin endişelerini daha da artırıyor.
Yüzyılın Anlaşması ve diğer faaliyetlerle birlikte İsrail hâkimiyeti, fiili bir şekilde devam ediyor ve bu hâkimiyet, işgal gücüyle Filistin yaşamında etkisini sürdürüyor. Buna ekonomik sınırlamalar da eklenmektedir. Öyle ki İsrail, kendine özgü yöntemlerle Filistin’in ekonomik yaşamını daha fazla kontrol edecek ve Filistinlilerin nispeten ekonomik bağımsızlığa sahip fiili olanaklarını yok edecek şekilde ekonomik sınırlamalar getiriyor.
ABD’nin hazırlığı ve Yüzyılın Anlaşması’nın önceden piyasa sürülmesi, İsrail-Filistin çözümüyle ilgilenen tüm taraflar nezdinde ters tepkiler meydana getirdi. Mesele, anlaşmanın içeriğini tahmin etmeye yardım eden sızma bilgilerle ilgili değildir. Aksine mesele, özgürlük ve bağımsızlık için beka çatışmasında ve ulusal mücadelede, Filistin söylemine zarar veren öncüllerle ilgilidir.
Mesela Filistin söyleminin manevi ve tarihi merkezini oluşturan Kudüs’ün durumu ne hale geldi? Amerikalılar, Kudüs’ün durumunu, İsrail söyleminin ve faaliyetlerinin lehine olacak şekilde değiştirdi. Mülteci meselesi ve yerleşim birimleri için de aynı durum geçerlidir.
Yüzyılın Anlaşması’ndan daha iyi olmasına rağmen Filistin meselesini çözmeyi hedefleyen tüm girişimler başarısız oldu. Bu başarısızlığın ana nedenini gözden geçirdiğimizde, bunun nedeninin Filistin-İsrail çatışmasının çözümündeki dengesizlik olduğunu görürüz.
Amerikalılar dâhil uluslararası temsilcilerin belirlediği yol haritasını ele alalım. Filistin, bu yol haritasını çekinmeden ve İsrail ise çekinerek onayladı. Metinler ve uygulama imkânları arasında felaket bir dengesizlik ortaya çıktı. Sonuçta bu yol haritası, boşa gitti. Hatta yol haritası için belirlenen çerçeve bile yok edildi.
Diğer bir örnek ise John Kerry’nin öncülük ettiği ve çabaladığı ABD girişimleridir. Başarılı olması için konjonktürel dengeye ihtiyaç duyduğundan dolayı bu girişimler de tamamen başarısız oldu.
Karar sahibi ABD kurumları da bu girişimleri desteklemedi. Bu da bir yıl süren Kerry’nin çabalarını boşa çıkarma konusunda Netanyahu’ya büyük bir fırsat verdi. ABD Başkanı olmasına ramak kala Kerry, başarısız olduğunu açıklamak zorunda kaldı ve bu başarısızlığın sorumluluğunu da İsrail’e yükledi.
Filistin-İsrail çatışması için yapıcılarının dâhiyane bir çözüm olarak gördüğü Yüzyılın Anlaşması, denge meselesini aşarak daha ileriye gitti. Şöyle ki Yüzyılın Anlaşması, İsrail’in isteklerini karşılamaya ve önceden ABD tarafından kabul edilenler de dâhil olmak üzere Filistinlilerin isteklerini devre dışı bırakmaya doğru bir eğilim gösterdi.
Bahreyn çalıştayına geri dönecek olursak, burada önemli olan, bu çalıştaya kimin katılıp kimin katılmayacağı ya da bu çalıştayda politikanın mı yoksa ekonominin mi ön planda yer alacağı değildir. Aksine önemli olan, başarılı siyasi süreç, bu sürecin içeriği ve bu süreçte Filistinlilerin payıdır. Aynı zamanda ‘Bu siyasi süreç, Filistinlilerin kendi mücadelelerinde dayandıkları Arap kararlarıyla ne kadar uyumludur?’ bu da önem arz etmektedir.
Her şeyden önce Filistinliler, siyasi hakları için önceden garanti elde etmelidir. Şu ana kadar Filistinliler, kendilerini devam eden girişimlere ve Yüzyılın Anlaşması’na katılmaya teşvik ve tatmin edecek şekilde -özellikle Trump döneminde- bu siyasi hakları ABD’den elde etmedi.
Çözümün parolası budur. Önceden olduğu gibi bu parola, mevcut olmadığı sürece herhangi bir başarıyı görmek mümkün omayacaktır.