Fayez Sara
Suriyeli gazeteci-yazar
TT

Suriye'de büyüyen tutuklama meselesi

Bazıları, Suriye’de savaşın şiddetinin azalmasının ya da durmasının, Mart 2011’de Suriye devriminin başladığından beri devam eden tutuklama ve zorla gözaltı operasyonlarını sınırlayabileceğini düşünüyor. Aslında bu düşünce doğru değil. Aksine ülkede bunun tam tersi meydana geliyor. Şöyle ki savaşçı güçler, girişimlerini içeriye doğru yönelterek, tutuklama ve takip kampanyaları düzenliyor. Bu kampanyalar, düşman listesinde yer alanları kapsıyor. Aynı zamanda listeye daha sonra düşman olabilecek kimseler de ekleniyor.
Bu güçlerin tutuklama ve takip operasyonlarını destekleyen tüm gerekçelere sahip olduğunu göreceksiniz. Belki de buna en güzel örnek, son zamanlarda ABD merkezli New York Times gazetesinin yayımladığı araştırmadır. Araştırmaya göre 2017 yılında savaşın şiddetinin azalması gibi sebepler, 2018 yılında rejimin kontrol ettiği bölgelerde tutuklama operasyonlarını artırdı. 128 binden fazla kişinin tutuklanıp hapse girdiği ve hapisten henüz çıkmadığı belgelendi. Bu kişiler ise ölenler ya da esirler arasında bulunuyor.
Esed rejimi, son 8 yılda Suriyelileri tutuklama ve takip etme operasyonlarında farklı sebeplerden ötürü çalışmalarına hız verdi. Bu da uluslararası ve Suriye merkezli onlarca hukuk örgütünün yayımladığı raporları doğrulamaktadır. Bu raporların içerisinde sayısal tahminler, tutuklama operasyonlarına ilişkin değerlendirmeler ve bilgi elde etmek ya da intikam almak için yapılan işkenceler yer aldı.  İntikam işkencesi, yaygın işkence türüydü. Genellikle işkence, tutukluların ve mahkûmların ölümüyle son buldu. Bu, hukuki, ahlaki ve mesleki açıdan herhangi bir sorumluluk getirmeyen bir durumdur. Hatta bu durum, hukuki bakımdan suçluların sadece üst düzey yetkililerin onayıyla yargılanmasına izin vermektedir. Zaten tutuklama ve işkence emirlerini üst düzey yetkililer çıkartmaktadır. Üst düzey yetkililer, en acımasız subayları ve unsurları işkenceye teşvik edip ödüllendiriyor. Özellikle bu kişiler, askeri ve güvenlik kurumları içerisinde terfi edilerek ödüllendiriliyor.
Siyasi çözümün olmadığı ve askeri çatışmanın devam ettiği bir ortamda doğal olarak Suriyelileri takip etme ve tutuklama operasyonlarına diğer taraflar da katıldı. Rejim militanları, rejimin müttefiki Şii militanlar, DEAŞ, Nusra Cephesi (Heyet Tahrir el-Şam(HTŞ)), Ahrar el-Şam ve Ceyş’ul İslam gibi radikal İslami gruplar ve Özgür Suriye Ordusu’na bağlı silahlı örgütler, bir şekilde tutuklama operasyonlarına, soruşturmalara, işkenceye ve öldürmeye karıştı.
Örneğin; DEAŞ’ın tutuklama operasyonları, Rakka’da olduğu gibi tutukluları öldürmek anlamına geliyordu. Aynı şekilde HTŞ’nin İdlib’te yaptığı bazı tutuklamalar da işkence altında ölüme ve ortadan kaybolmaya yol açtı. Bu çerçevede Razan ve arkadaşlarının Doma’da tutuklanıp ortadan kaybolması, Ceyş’ul İslam’ın suçlarına bir örnektir. PYD’ye bağlı Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile YPG’nin uygulamaları ise son iki yılda Arap ve Kürtleri kapsayan geniş çaplı tutuklamalara birçok örnek teşkil etmektedir. Aralarında Uluslararası Af Örgütü’nün de olduğu uluslararası ve Suriye merkezli örgütlerin yayımladığı raporlara göre bu operasyonların bazısı, işkence altında ölümle sonuçlandı.
Esed rejimi, son yıllarda tutuklama, işkence altında öldürme ve tutukluları idam etme suçları bakımından dünyada ilk sıraya yerleşti. Dolayısıyla yüz binlerce Suriyeli, tutuklama ve zorla gözaltı operasyonlarının kurbanı oldu. İşkenceyle öldürülen mahkûmların 50 bin fotoğrafını belgeleyen Sezar (Ceasar) operasyonunda ortaya çıktığı gibi tutuklama ve zorla gözaltı operasyonlarını sadece işkence ve ölüm kapsamıyor. Aynı zamanda tutuklama ve gözaltı operasyonlarına insani olmayan şartlar da eşlik ediyor.
2017 yılında Uluslararası Af Örgütü, Suriyeli yetkilileri Şam yakınındaki Saydnaya Hapishanesi’nde bulunan 13 bin tutukluyu kanuna aykırı bir şekilde toplu idam etmekle suçladı. Tüm bunlar, tutuklulara ve mahkûmlara yönelik ihlaller listesine eklenen suçlardır. Bu suçlar arasında hapishane ve gözaltı kampları içerisinde tahmin edilemeyecek şekilde kötü yaşam koşulları ve kötü muamele de yer almaktadır. Öyle ki yetersiz beslenme, ilaç eksikliği ve eksik battaniye nedeniyle kötü yaşam koşulları, ölüme yol açıyor. Hatta bu sıkıntılar, tutukluların ve mahkûmların dışında onların ailelerini de kapsıyor. Nitekim aileler, evlatlarının tutuklanma ya da hapsedilme nedenini çoğu kez bilmiyor.
Bazen durum, tutuklama işlemini yapan tarafları ya da şahısları bilmemeye kadar gidiyor. Aileler, evlatlarının akıbetini ve hayatta olup olmadığını bilmiyor. Bu durum, aileleri sadece bilinmezliğe sürüklemiyor. Aynı zamanda onların tutuklular ve mahkûmlar hakkında bilgi getiren şahıslara ödeme yapmak için para bulma çabalarını da artırıyor. Çoğu kez bunlar, doğruluğunu teyit etmenin mümkün olmadığı bilgilerdir.
Aralarında Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün de yer aldığı uluslararası ve Suriye merkezli hukuk kuruluşları, tutukluların alıkonuldukları yerlerdeki durumlarına ilişkin detaylara işaret etti. Uluslararası toplum, gelişigüzel ve zorla gözaltına alınan 10 binlerce tutuklunun akıbetini ortaya çıkarmak için Suriye’deki çatışan taraflara baskı yapılmasını istedi. Güvenlik Konseyi’ne üye ülkeler ise, 10 binlerce Suriyelinin gelişigüzel tutuklama dosyasını, kaçırma ve işkence operasyonlarını, kötü muamele türlerini ve zorla gözaltı meselesini kapsamlı bir şekilde derhal ele almaya vurgu yaptı.
İlgili örgütler, zorla tutuklanan, kaçırılan, hukuk dışı idam edilen ve tutuklama merkezlerinde ölen kişilerin isimlerini, yerlerini ve akıbetini açıklama, ölen kişilerin cesetlerini derhal ailelerine iade etme ve sivillere yönelik askeri mahkemeleri durdurma gibi birtakım öneriler yayımladı. Fakat tüm talep ve öneriler, kâğıt üzerinde kalmaya devam ediyor.
Tutuklular ve mahkûmlar meselesini çözmeye yönelik tüm girişimler başarısız oldu. Çünkü Esed rejimi ile müttefikleri Ruslar ve İranlılar,  söz konusu meselenin Güvenlik Konseyi’nde gündeme getirilmesi de dâhil olmak üzere herhangi bir planı ya da girişimi reddediyor. Yine Suriye halkının dostları olarak adlandırılan ülkeler de dâhil uluslararası toplumun tutuklular meselesini ihmal etmesi nedeniyle bu mesele kenara itildi. Öyle ki tutuklular meselesi, ne Cenevre ne de Astana sürecinde Suriye meselesinin siyasi çözüm öncülleri arasında yer almadı. Dünya, çözüme gitmeye karar verdiği zaman bu durum, Suriye meselesinin çözümünü engelleyecektir. Çünkü Suriyelilerin, tutuklular meselesini açığa kavuşturmayan, tutuklara ve ailelerine karşı işlenen iğrenç suçların sorumlularını yargılamayan bir çözüme katılması mümkün olmayacaktır.