Mişari Zeydi
Suudi Arabistanlı gazeteci- yazar
TT

Geçmiş hikayeler: İngiltere ve Suud petrolü

Suudi Arabistan’da petrolün keşfi, zengin ve eğlenceli bir hikâye sunmaktadır. Doğrusu bu hikâye, dramatik, akademik ve kültürel açıdan ele alınmaya değerdir.
1936-1937 yıllarında Suudi Arabistan’ın doğusunda ticaret yapacak şekilde petrol keşfedildiğinden beri bu kaynak, siyah süt bağımlılığından uzak bir şekilde, Suudi ekonomisini inşa etme dönemi ve yeni vizyon çağı gelene kadar uzun süre devlet ve toplumun bünyesine sağlam bir şekilde yerleşti.
Kraliyet Divanı’nda Kral Abdulaziz’in hizmetinde mütercim ve önemli bir personel olarak çalışan iş insanı Muhammed el-Mani, Suudi Arabistan’ı birleştirme hikâyesiyle ilgili tecrübelerini İngilizce kaleme aldı.  
‘Suudi Arabistan’ın Birleşmesi’ başlıklı kitap, ‘petrolün hikâyesi’ adı altında özel bir bölümle bitti. Bu ilginç detayları petrolün hikâyesine şahit olan bir kişiden duyuyoruz.
Mani, Arap dostu Amerikalı zengin Charles Crane’den uzun uzadıya bahsediyor. Crane’in nasıl mücadele ettiğini ve çölde bir grup tarafından nasıl ölüm tehlikesine maruz kaldığını ve kralla temasa geçerek nasıl kurtulduğunu anlatıyor. Yine Mani, Crane’in petrol ve maden arama konusunda kralı nasıl ikna ettiğini ve kralın nasıl onay verdiğini ele alıyor.
Crane, petrol araması için önce uzman Karl Twitchell’i gönderdi. Twitchell, hem Suudi Arabistan’ın doğusunda hem de Er-Ras ve Nifi gibi ülkenin ortasında bulunan kasabalarda araştırma ve inceleme yaptı. Tabi Crane, kralın Kahire Büyükelçisi Fevzan es-Sabik’le de geçmişe sahip bir kişidir.
Mani, Twitchell hakkında ise şunları söylüyor:
“Twitchell, Arap Yarımadası’nda yaklaşık 18 ay geçirdikten sonra Zahran bölgesindeki jeolojik oluşumların burada petrol olma ihtimaline açık bir şekilde işaret ettiğini gördü.”
Mani, Twitchell hakkında anlatmaya devam ediyor:
“Twitchell, raporlarını krala sundu. Petrol aramak için ihtiyaç duyduğu araç-gereçleri dile getirdi ve petrolün bulunması halinde neler olacağını anlattı. Crane gibi Twitchell da hayali bir şekilde konuşarak, petrol sayesinde kurulabilecek şehirlerden, kara ve demir yollarından, havalimanlarından, okullardan, hastanelerden ve modern sanayi devletinin diğer yüzlerinden bahsediyordu. Twitchell’in tutkusuna rağmen kral tedirgindi. Çünkü kral, çorak çölün altında değersiz kayalardan başka bir şey olmadığını düşünüyordu. Fakat kral, ülkesinde petrol varsa bu petrolün çıkartılıp satılması gerektiği düşüncesine vardı. O dönemde Prens Faysal, İngiltere’yi ziyaret etmek için yola çıkmak üzereydi. Kralın talimatları doğrultusunda Prens Faysal, İngiltere’ye giderken, Twitchell’in raporunun bir kopyasını da yanında götürdü. Prens, ziyareti sırasında raporu İngiltere hükümetine teslim etti ve babasının kendisinden talep ettiği gibi İngiltere’ye Lahsa’da petrol arama ruhsatı vermeyi teklif etti. Bundan kısa bir süre sonra İngiltere’nin Cidde Büyükelçiliği’nden krala bir telgraf ulaştı. Telgrafta İngiltere hükümetinin bu tekliften dolayı müteşekkir olduğu, ancak bu ruhsatı istemediği ifade edildi.”
Mani, selama daha güzel selamla karşılık vermeyen İngiltere’nin çekincesini şu cevapla açıklamaya çalışıyor:
“İngiltere’nin bu teklifi reddetmesinin sebebi, aptallıktan başka bir şey olamaz.”
Gerçekten bu nasıl bir aptallık! Büyük devletler bile aptalca hareket edebiliyor. Bu aptallıkların bazısı ise gerçekten muhteşemdir.