Tevfik Seyf
Suudi yazar ve düşünür
TT

Gizli Şeyh: Liverpool Kahramanı

Geçen hafta yayınlanan bir araştırmaya göre usta bir sporcu, yüzlerce din adamı ve profesyonel davetçiden çok daha fazla kamuoyunu etkileyebilir. Araştırmanın başlığı şu: Ünlü isimlere odaklanmakla bağnazlık seviyesi düşürülebilir mi?”
Stanford Üniversitesi Göç Politikaları Laboratuvarı gözetiminde dört araştırmacı tarafından yürütülen çalışmada araştırmacılar, Liverpool’da forma giyen ünlü futbolcu Muhammed Salah’ın öne çıkarak takım taraftarlarının İslam ve göçmenlere yönelik tutumunu genel anlamda nasıl değiştirdiğine odaklandı. Salah özellikle seçildi. Zira kimliği belli. İsmi ve cisminin yanı sıra belli başlı dini sembollerle de öne çıkıyor. Sözgelimi nadir görülen bir gol attıktan sonra sahada secde ediyor.
Araştırma 936 bölgede (dinin etken olduğu) meşhur nefret suçu vakaları gibi nispeten büyük bir bilgi ve gösterge kaynağına dayanıyor. Ekip ayrıca İngiltere’deki futbol taraftarlarının, Müslümanlara ilişkin tutumlarını yansıtan 15 milyon Twitter mesajının yanı sıra 8 bin 060 Liverpool takımı taraftarı ile yapılan ve İslamofobi olarak bilinen olguya yönelik tutumlarının merkeze alındığı bir anketi de ele alıyor.
Araştırmaya göre Liverpool takımının anavatanı olan Merseyside’deki nefret suçları yüzde 19 oranında düşerken diğer suç türlerinde herhangi bir değişikliğe rastlanmıyor. Araştırma ayrıca Twitter’da takımın destekçileri tarafından Müslümanlara yönelik yazılan saldırı mesajlarının da yarı yarıya azaldığını ortaya çıkardı.
Araştırmanın altını çizmek istediği düşünce özetle şu: Geniş çaplı, yani çoğunluğun etkilendiği krizlerle bu krizlerin farklı tezahürlerinde yaklaşımı değiştirmek, özellikle de halk diplomasisine başvurmak suretiyle başa çıkılabilir.
Dünya İslam Birliği, hemen hemen aynı zamanda  Mekke-i Mükerreme’de bir araya gelen yaklaşık bin İslam âliminin kabul ettiği ‘Mekke Belgesi'ni’ duyurdu. Bu belge hem Müslümanlar arasında hem de Müslümanlar ile başka milletler arasında bir uzlaşı mesajı olarak değerlendirilebilir.
Bu belgenin içeriğini derinlemesine inceleyen bir kişi, bunun söylem ve ortaya atılan gerekçeler bakımından Müslüman âlimlerin ortaya çıkardığı türün ilk örneği olmadığını görecektir. Öncekiler gibi bu belgede de eylem planlarını ve bu görevi üstlenecek kişileri tanımlamaya gerektiği kadar dikkat edilmemiş. Biliyoruz ki hiçbir çağrı, kendiliğinden bir eylem programına dönüşmez ve yetkilisi de onu uygulamaktan sorumlu tutulmaz. Bu belge de kuvvetle muhtemel ertesi gün gazetelerde yayınlanan bir haber olmaktan öteye geçmeyecek.
Bu makaleyi Mekke Belgesi’nin ele aldığı meselelerin başında gelen İslamofobi ile başa çıkmada farklı bir model olduğunu düşündüğüm şey hakkında detay vererek başlatmaya niyetlenmiştim. Bu model, ilişkiyi, özellikle dinî-teolojik yöne odaklanarak yüzleşme ve doğrudan tartışma yaklaşımı ile ele almak yerine Müslümanların diğerleri ile dindar ya da misyoner olarak değil de bir insan olarak etkileşime girebileceklerine odaklanarak katılım yaklaşımı ile ele almaktır. Bilim, edebiyat, sanat, spor, yoksulluğun ortadan kaldırılması, kozmik çevreyi koruma gibi konular, bence buluşma noktası oluşturuyor. Bu alanlarda yapılan bir ortak çalışma, bizi daha iyi ve daha kapsamlı sonuçlara ulaştırabilir.
Müslümanların, Müslümanlar ve gayrimüslimlerle olan ilişkisini düzeltmekle ilgilenen İslam âlimlerine söyleyecek bir lafım var: Gelin bu işi başkalarına, yani gençlere, araştırmacılara, sanatçılara, sporculara ve çevrecilere bırakın. Onlar sizin beceremediğiniz ve bilmediğiniz yollar açacaktır. Bakın, Liverpool Kahramanı örneği ortada duruyor. Düşünen için bunda bir ders var.