Geleneksel ve sosyal medyada DEAŞ'ın geri dönüşüne dair tahminler ve haberler yoğun bir şekilde yer almaya başladı. Sri Lanka'daki büyük olay, Sina, Irak, son olarak Lübnan'ın Trablus kentindeki ve kuzey ve doğu Suriye'deki korkunç olaylar buna dair kanıtlar olarak sıralandı.
Yaşanan hadiseler bu türden yorumların yapılmasını mümkün kılıyor. Ancak DEAŞ’ın şu anki davranış biçimlerine baktığımızda yapılan farklı yorumları da yabana atmamalıyız.
Eski çevresi ve mensupları Şii ve El Kaide kökenli milislerden oluşan, yerel, bölgesel ve uluslararası istihbarat servislerinin cirit attığı bir yapıdan bahsediyoruz, dolayısıyla her kalıba girebilen unsurları çeşitli operasyonlarda rahatlıkla kullanılabilir.
Kullanılmaya müsait ve güdümlü DEAŞ unsurları Sünni hedefleri de rahatlıkla vurabilir, zira Irak ve Lübnan’da olduğu gibi Sünniler “DEAŞ” örgütüne karşı durmuşlardı. Irak hükümetinin, Haşdi Şabi milislerinin Diyala ve Salahaddin eyaletlerinde güçlenmesine ses çıkarmamasının nedeni, arkasında DEAŞ’ın olduğu söylenen saldırılardı.
Lübnan'ın kuzeyindeki Trablusşam kentinde DEAŞ yanlısı olduğu söylenen biri tarafından iki güvenlik görevlisinin öldürülmesinden sonra, Lübnan Savunma Bakanı Trablusşam'a gitti ve şehir halkını radikal unsurlara kucak açmakla itham etti. Askeri mahkeme, DEAŞ yanlısı şahsı hapis cezasının sona ermesinden sonra serbest bırakılmasına müsaade etmişti, bakan ise meselenin arka planına göndermede bulunarak, katilin niçin serbest bırakıldığını kendince sorguladı. Aynı Savunma Bakanı, Lübnanlı bir tiyatro oyuncusu Ziyad Aytani’yi İsrail için casusluk yapmakla suçlayarak haksız yere kovuşturma geçirmesini sağlayan İç Güvenlik Güçleri’ne bağlı Bilgi Suçlarıyla Mücadele Ofisi sorumlusu olan bir kişi lehine beraat kararı verdirmek için askeri mahkemeye gitmişti!
Demek istediğim, bazı yerlerde “DEAŞ”ın boy göstermeye başlamış olması belli hedeflere matuf zorlama bir hamle olabileceğidir. 2018’de Sünni Müslümanlara yönelik baskılar nispeten azalmıştı. Yüz binlerce Iraklı normal bir hayata dönmeye başladı. Lübnanlı Sünnilere karşı suçlamalar da git gide azalmıştı. Ardından İran'a büyük bir baskı uygulandı, sonrasında ise İran'ı savunmak adına yerel toplulukları ve Körfez ülkelerini vurmak için Irak, Lübnan, Suriye ve Yemen'deki Şii milisler silâh altına alındı. İlginçtir bu arada Hizbullah, İsrail ile olan sınırlarını belirlemek adına elini ABD'ye uzattı. İran, Nasrallah’ın arabuluculuğu ile Lübnan asıllı ABD'li tutukluyu serbest bırakıyor ve bu arada, her ne hikmetse Sünniler üzerindeki güvenlik baskısı giderek artıyor.
Tüm bunlara birçok gerekçe üretilebiliyor ve farklı farklı sözler dolaşıma sokuluyor; şöyle deniyor: "Lübnan’ı terörizmden koruyan Hizbullah’a hâlâ ihtiyaç duyuluyor, daha önce nasıl ki İsrail’le savaştı, şimdi de Lübnan’ın yararına pazarlık ediyor" deniyor ki; "Trablusşam’daki olay da kanıtlamaktadır ki Hristiyanlar hala terörizme karşı korunmaya ihtiyaç duyuyor. Nasıl ki Cumhurbaşkanı Avn, azınlıkları korumak için Putin’den yardım istedi, bir azınlık ittifakına ihtiyaç var ve bölgedeki vurucu kolu da pek tabii ki İran olabilir" yine deniyor ki: “Radikalizm yanlısı Sünni çoğunluğun iktidara geri dönmesine izin verilmemeli, zira iktidar eliyle azınlık haklarını yok ediyor."
Bu nedenle, Lübnan'daki Suriyeli mültecilere, Irak Sünnilerine ve meşru hükümeti destekleyen Yemen’deki Sünni çoğunluğa karşı sürekli olarak ırkçı sloganlar yükseltiliyor.
Dillendirilen diğer bir söz de: "Amerikalılar İran'ı kuşatma adına Sünnileri güçlü hale getiriyor, dolayısıyla şu an Irak, Suriye ve Lübnan'daki yöneticilerin çıkarları, bir Ortodoks devleti olan ve terörle mücadele eden Rusya'ya yönelmektir."
Son olarak dillendirdikleri şu sözü de nakledelim: "Mevcut ulusal ortaklıklar dışında kalmak, içerdeki bölünmelere ve Rusya-İran ittifakına güvenmek dışında yönetici azınlıkların geleceğini güvence altına almanın bir yolu yoktur."
Arap komşularımız tarafından dahi tamamen görmezden gelinemeyen ve Arapları köşeye sıkıştırmak için bir sopa gibi kullanılan terörizm argümanı, İran başta olmak üzere, azınlıkları koruma bahanesiyle tüm dünyada kullanılmaya devam ediyor. İki hafta önce seçimleri kazanan, Hint Müslümanlara karşı bağnazca bir tutum içerisinde bulunan ve aşırı sağ kanatta yer alan Hindistan Başbakanı birkaç gün önce Maldiv Parlamentosu'na hitaben bir konuşma yaptı ve terörizme karşı uluslararası bir konferans çağrısında bulundu.
Bu argüman, DEAŞ uzantıları her sahneye çıktıkça sürekli olarak yenilenecektir. Körfez Devletleri ile mücadele etmenin devamlılığı adına ABD’den yardım istemede dahi bir argüman olarak kullanılabilmektedir. Bu nedenle İranlılar ve ideolojik ve ideolojik olmayan populist insanlar bundan iki yönlü fayda sağlıyorlar: Bunlardan ilki, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'deki Araplara sürekli olarak baskı yapılabiliyor, sonuç olarak da azınlıkların bu ülkelerin kaderini kontrol altına alması sağlanmış oluyor.
İkincisi, milyonlarca yerinden edilmiş, öldürülmüş, gözaltına alınmış, tutuklanmış insanların sürekli olarak hedef alınması, kuşkusuz, kendi bulundukları yerlerde ve dünyada kolayca şiddet eylemlerine girebilecek bazı nefret dolu ve meydan okumaya meyilli Sünni gençlerin radikalleşmesini daha da kolay hale getirmektedir. Bu gergin ve istikrarsız atmosferde neler yapılabilir?
İlk görevler yerel toplulukların sorumluluğundadır. Milyonlarca tükenmiş Suriyeliden bir şey talep edemezsek dahi, hem El-Kaide hem de Husilerden zarar görmüş Lübnanlı ve Iraklı Sünni Araplardan kontrollü ve itidalli hareket etmelerini talep edebiliriz.
Muazzam bir itidal, muazzam bir uyum olmalı. Ramazanın son 10 günü boyunca, orta yol, ılımlılık, itidalli olma ve kutsallara saygı gibi kavramların etraflıca tahlil edildiği Mekke’deki "İtidal ve Orta Yol" konferansına katıldık.
Konferansta Bosnalı âlimlerin başkanı şöyle dedi: "Harem-i Şerifin kendilerini Müslüman olarak gören insanlar tarafından hedef alındığını biliyorum. Din adamlarının bizleri tekfir ettiğini ve lanetlediği de çok iyi biliyorum. Ancak din ve çıkarlarımız adına itidalli olmalıyız, Veda Hutbesini bir arada yaşamanın ortak kıstası haline getirmeli, Vasat/orta ümmet stratejisini çıkarlarımızın esası olarak görmeliyiz. Öncelikle din âlimlerimiz, daha sonra da politikacılarımız öfkelerini kontrol edebilmeli, itidalli olabilmelidirler."
Bugün Irak'taki Sünni Arapların temsilcilerinin yarısının milislere tabi olduklarını biliyoruz. Ancak Lübnan’daki Müslümanların durumu daha iyi, bu nedenle Trablusşam'lı siyasetçiler, fitne ortamının geri dönmesine izin vermemeliler. Yirmi yıldan daha uzun bir süre önce, Hizbullah ve Suriye rejiminin, Trablusşam'ın kuzey kırsalındaki silahlı Alevi/Nusayri azınlığı kentte yaşayan halkın üzerine gelişigüzel ateş açtırmak için kışkırttığı biliniyor. Bu durum yıllarca devam etti. Artık o günlere dönmeye gerek yok, çünkü aynı şehirde yaşayabilmelerini sağlayacak ortama ve resmi güvenlik hizmetlerine sahipler.
Bu nedenle, kentin kanaat önderlerinin sorumluluğu daha büyük ve daha hassas, sorumluluklarını yerine getirmemenin mazereti olamaz. On yıl önce, Müslüman bir gazeteci, “Her Vatandaş Bekçidir” adında bir organizasyon kurmuştu. Kendimizi kendimizden korumalıyız. "Cezaevlerindeki İslamcılar” dosyasını nihayete erdirmek için güçlerimizi birleştirmeliyiz, zira buralar Irak’taki hapishanelerde olduğu gibi radikal unsurların palazlandığı bir mekân haline geldi.
Diğer mesele ise Körfez ülkelerinin yeni aşamaya geçtiği bir dönemde İran sabotajıyla hem kendi ülkelerinde hem de Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'de yüzleşmelidirler.
Körfez ülkeleri Irak'ta ağırlıklarını koyarak kontrolü ele alma eylemlerine başladılar. Ancak henüz başarılı olunamadı. Yalnızca Irak'ta değil, Lübnan ve Suriye'de de gelecek adına değişik imkânlar açmak için bu çabaların devamı getirilmelidir.
Sadece kendilerini korumak için değil, aynı zamanda bizi korumak için Yemen'de yaptıklarını biliyor ve takdir ediyoruz. Lübnan’daki faaliyetlerini sadece yardım cephesinde değil, siyasi cephede de devam ettirmeliler.
Mezhepçilik ve popülizmin gölgesinde darmadağın olmuş Lübnan rejimini korumak ve azınlıklar koalisyonu ile yüzleşmek için bir Lübnan ulusal politik muhalefetin oluşturulmasına katkı sağlamalılar. Suriye'de ise biz Sünni ve Sünni olmayan Araplar her şeye ihtiyaç duyuyoruz. Arapların içinde bulunduğu durum gerçekten iç açıcı değil.
TT
Radikalizm, anti-radikalizm ve DEAŞ’ın dönüşü
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة