Yapacak bir şey bulamadıkları ama herhangi bir şey yapar gibi görünmek zorunda oldukları zaman siyasetçiler ne yapar?
Akla gelebilecek basit cevaplardan birini yakın zamanda Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ortaya attı: Bir toplantı ayarlıyorum.
Sayın Lavrov’un bu ayın sonlarında Rusya’nın başkenti Moskova’da gerçekleştirmeye hazırlandığı bu toplantı, İran’ın yanı sıra İngiltere, Çin, Fransa ve Almanya’dan yani 5+1 grubunu oluşturan ülkelerden alt düzey diplomatları bir araya getirecek. Kötü bir üne sahip bu 5+1 grubu, önceki ABD Başkanı Barack Obama tarafından, İslam Cumhuriyeti Mollaları ile imzaladığı İran Nükleer Anlaşması adındaki şeye ‘yasal bir saygı’ dokunuşu vermek için toplanmıştı.
Tüm niyetler ve amaçlara hizmet ederek nükleer anlaşma, Başkan Trump yönetiminde Washington’un bu anlaşmadan çekilme kararı almasının ardından ‘ölü’ sayılır. Uygulanabilir yasal durumdan yoksunluğuna bakarak nükleer anlaşma, daima katılımcı ülkelerin uygulamaya dönük hazırlığına bağımlı kalmıştır. Amerikan tarafının anlaşmadan hepten çekilmesi ile birlikte halen bu siyasi oyunun içerisinde yer alan diğer ülkeler için bu anlaşmayı canlandırmanın bir yolu kalmadı.
Bu durum 5+1 grubunun diğer üyelerinin karşısına şu belirgin seçeneği bırakıyor: Ya Barack Obama’nın ileri sürdüğü anlaşmanın ölüm haberini duyurarak herkesin endişelendiğini iddia ettiği kronik İran meselesinin nasıl çözülebileceğine dair yeni görüşmeler için çabalamak ya da ABD’yi tarafsızlaştırma ve İran’ın alışıldık tarzını sürdürmesine destek olma konusunda eylem ve söylem birliği yapmak.
Karşı karşıya oldukları seçeneğin kolay olmadığı ortada.
ABD’nin tarafını tutarak yeni görüşmeler talebinde bulunmak, ekonomik çöküş ve içeride sosyal sıkıntılarla yüzleşen ve böyle bir havada uzlaşmacı uysal bir kuzu görüntüsü veremeyen Tahran’daki Mollaları küçük düşürücü bir geri çekilme damgası vurmak anlamına geliyor.
ABD’ye karşı Mollaların tarafını tutmak ise en zor ve sıkıntılı seçeneklerden biri. Zira İslam Cumhuriyeti’nin eskiden sahip olduğu güveni verecek bir 5+1 grubu artık yok. Üstelik bu gruptaki ülkelerin hiçbiri, İran’ın ‘Büyük Şeytan Amerika’ya’ karşı verdiği mücadeleyi kazanmasına yardımcı olmak için ne yasal ne ekonomik ne de siyasi yollara sahip.
Gelgelelim hiçbir şey yapmamak, ortaya sunulan seçenekler arasında yer almıyor.
Hiçbir şey yapmamak, öngörülemeyen sonuçlarla birlikte ABD’ye zaten bitkin olan İslam Cumhuriyeti’nin boğazını daha fazla sıkma imkânı vermek demektir. Hâlihazırda benimsenen daha sıkı baskı politikası, İran’ın mevcut durumun devam etmesinin daha fazla sorun yaratacağı bir aşamaya varması ile sonuçlanabilir.
Bu da yeri geldiğinde Humeyni zümresindeki en radikal grupların, İran rejiminin önündeki tek etkin savunmanın, yurtdışında daha saldırgan tavırda bulunmak olduğunu iddia edebilmesine yol açacaktır. Böylesi bir durum da mevcut Humeynici rejimin gidişatı olumlu yönde değiştirme gücünü yitirdiğine ikna olmuş herkesin elinde kalan tek gerçekçi seçeneğin İran’daki iktidar rejimini değiştirmek olduğunu telkin edebilir. Aynı şekilde ‘masaya konan tüm seçenekler’ sembolizmini de İran’ın içinde bulunduğu durumdan daha karamsar hale getirecektir.
Bir diğer deyişle gerçek anlamda varlık sebebini yitirmişken mevcut durumu canlandırma uğraşıyla Rusya ve 5+1 ülkeleri, İran meselesinin beklenen patlamanın merkezinde yer almasından ötürü bölgede girilebilecek daha büyük bir krize zemin hazırlıyor.
İran meselesini sahte bir diplomasi oyunu ile ele almak, aynı zamanda hem güvensiz hem tehlikeli bir iştir.
Bununla beraber Sayın Lavrov’un bu oyunu tek başına oynadığı söylenemez. Diplomatik oyunlarda acemi olan Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas da Tahran’a yönelik verimsiz ziyareti üzerinden bu oyunu oynadı. Maas, bu ziyareti hem kişisel konumunu kısmen güçlendirmek hem de süregelen iç sorunlarına rağmen Almanya’nın halen imajı ciddi anlamda sarsılmış AB’de lider rolünü oynamaya kararlı olduğunu göstermek amacıyla gerçekleştirdi.
Sayın Maas ile karşılaştırıldığında deneyimli bir siyasetçi olan Japonya Başbakanı Şinzo Abe de uluslararası diplomasi düzleminde Japonya’nın konumunu pekiştirmek hedefiyle ara sıra Tahran’ı ziyaret etti.
Japonya’nın büyük bir güç olarak küresel sahneye dönmesinin önde gelen savunucularından biri olan Abe, ülkesinin uluslararası diplomaside on yıllardır benimsediği geleneksel diplomatik sakinliği sona erdirmeye niyetli. Bazıları onun, örneğin Hindistan ve Brezilya gibi başka ülkeleri de kapsayacak kadar geniş bir bağlamda BM Güvenlik Konseyi’nde Japonya için daimî bir koltuk hayali kurduğunu iddia ediyor.
Tahran’daki mollalar ile Washington’daki Amerikan yönetimi arasındaki ‘tansiyonun düşürülmesi’ sürecinde yer alma çabası içerisinde olan yalnızca Almanya ile Japonya değil. Nitekim Umman ile İsviçre de bu oyunun oyuncuları arasında yer alıyor. Hatta İsviçre kendisini geçmişte çoğu zaman olduğu gibi savaşan tarafları sakinleştirici diyalogun lideri olarak görüyor. Aynı şekilde Irak ve Katar da uluslararası konumlarını güçlendirmek amacıyla ‘arabuluculuk’ yaygarasından payını aldı.
Sorun şu ki diplomatik jestler, Mollaları, Başkan Donald Trump’ı ‘ucuz’ pastayı yemeye ve ‘pişman’ olarak Barack Obama’nın anlaşmasına geri döndüğünü açıklamaya mecbur ettikleri güne ulaştıkları gibi asılsız yanılgıya tutunmaya teşvik edebilir.
Mevcut çıkmaz hali, şu iki yoldan biri ile aşılabilir:
İlki, etkin veya hevesli arabulucuların ABD’nin tarafını tutarak mollalara ucuz pastalarını elde edip yiyemeyeceklerini haber vermesidir. Mollalar, sözde arabulucuların geri çekilme sürecini düzenleme ve Humeyni rejiminin daha fazla küçük düşmesini önleme yollarını bulmak için çaba harcayabileceklerini hemen anlayacaktır. Rusya’nın da dâhil olduğu 5+1 grubunun, İran devrimini yurtdışına ihraç etme ve (şimdiye kadar İran donanmasında bulunmayan) nükleer savaş başlığı taşıyabilen uzun menzilli balistik füzeleri geliştirme çabası konusunda Washington ile aynı endişeleri paylaştığına bakıldığında bu, zor olmasa gerek.
Bu çıkmazı aşmanın bir diğer yolu ise süregelen canlandırma çabalarını bir kenara bırakarak Barack Obama’nın anlaşmasının bir daha dönmemek üzere bu diyardan göçtüğünü kabul etmektir. Bu kabullenişin ardından İran dosyası, bu dikenli dosya ile mücadele etme çabası ile 7 karar almış olan BM Güvenlik Konseyi’ne bir kez daha iade edilebilir.
Söz konusu süreç, Mollaların tüm kararlara karşı çıkması sebebiyle istenen sonuçları vermedi. Bu esnada eski Başkan Barack Obama da onları, "İslam Cumhuriyeti" ile uyuşmak için özel olarak tasarlanmış olan Kapsamlı Ortak Eylem Planını icat ederek BM’yi, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunu ve Nükleer Silahsızlanma Sözleşmesini (NPT) atlatmaya ikna etmek için çabalıyordu.
BM’ye dönecek olursak…
Sayın Lavrov’un Moskova’dan planladığı toplantılar yerine o, en belirgin uluslararası endişe kaynağı olan İran meselesini, Trump ve mollalar arasında doğrudan bir çatışma yerine uygun bir mikroskop altında inceleyecektir. Herkesin istikrarsızlık ve gerilimin, hatta bölgedeki askerî çekişmelerin daimî kaynağı haline geldiğini kabul ettiği bu soruna yasal bakımdan bağlayıcı çözümlerin bulunması için de alan açacaktır.
Mevcut krizi sona erdirmenin tek yolu, İslam Cumhuriyeti’ni normal bir ulus devlet gibi davranmaya ikna veya mecbur etmekse bu yoldaki ilk adım, meseleyi bir kez daha normal ulus devletler arasında meydana gelen sorunların çözülmesi için oluşturulan cemiyete havale etmektir.
TT
Diplomatik jestler, İran’ın sorununu çözmez
Daha fazla makale YAZARLAR
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة