Muhammed Rumeyhi
Araştırmacı yazar, Kuveyt Üniversitesi'nde Sosyoloji profesörü...
TT

Sosyal medyada ifadenin bozulması

Sosyal medya hesaplarında yayınlanan içeriklerin saçmalığından hatta çirkinliğinden canı sıkılıp rahatsız olan birçok kişi var. Bu kişiler; aşırı bir şekilde gelişen ve etkilerini gittiğimiz her yerde gördüğümüz sosyal medya araçları ve internet hizmetleri nedeniyle son zamanlarda şeytanın hepten zincirlerinden koptuğunu düşünüyorlar.
Telefonlarının ya da tabletlerinin ekranlarına eğilmiş küçük ve büyük insanlar, yeni bir küresel salgını temsil ediyor gibi görünüyorlar. Yine bu kişiler, teknolojik gelişmelerin, farklı zaman ve toplumlarda çağdaşları tarafından her zaman yaygın bir kötülük olarak görüldüğüne şaşırabilir. Eski nesiller de daha sanatlar ve bilimler gelişme aşamasında iken bu sanat, bilim ve tekniklerin gelişmesinden şikayet etmişlerdi.
Bugün en iyi Fransız hardal karışımlarının üretimi ile tanınan ünlü Fransız Dijon Akademisi, 1749 yılında (yani tam 270 yıl önce) bilimsel araştırmalar daha emekleme döneminde iken bir yarışma düzenlemişti. Bu yarışmanın sorusu şuydu: “Bilimlerin ve sanatların gelişmesi ahlakın düzelmesine yardım etmiş midir?”. Tanınmayan bir yazar bu yarışmaya katılıp sanat ve bilimin gelişmesinin insanlarda ahlaki gerilemeye yol açtığını kanıtlamasaydı belki de bu yarışma, tarihin unutulmuş sayfaları arasında yer alabilirdi. Bu yazar tezi için o kadar çok gerekçe öne sürdü ki birinci oldu. Bu birincilik, daha sonra kendisinin büyük yazarlar sınıfına girmesine yol açtığı için bu yarışma unutulmadı.
Yarışmanın kazananı, günümüze kadar hala insan düşüncesini beslemeyi sürdüren “Toplumsal Sözleşme” ve diğer düşünce kitaplarının yazarı Fransız toplumbilimci Jean-Jacques Rousseau’ydu.
Rousseau bu yarışmada “Bilimlerin ve sanatların gelişmesinin ahlakın gerilemesine yol açtığını” kanıtladı. Bugün o yarışma bir kez daha düzenlense birçoklarının aynı sonuca ulaşacağı kesindir.
Bütün bunları yazmamın nedeni; Arap dünyamızda bugün sosyal medyada yayınlanan çoğu içeriğin;  iflas etmiş bir ahlak, çirkin sözler ve açık cehalet örnekleri ile dolu olmasıdır. Yapısındaki düşkünlük ve içeriğinin saçmalığı yanında kendisine büyük bir cehalet, çarpıtma ve herkes için yıkıcı bir etki eşlik etmektedir. Siyasi düzeyde ise bunu da aşan bir başka saçmalık olduğunu görüyoruz. Geçen hafta Youtube’da yayınlanan bir video izlenme rekoru kırdı. Hatta bazı uluslararası televizyon kanalları da kendisine yer verdi. Bu video da diğerleri gibi belirli bazı Arap ülkelerinin İsrail ile ilişkilerini normalleştirdiği iddiası ile ilgili olarak Arap izleyicilerin aklını karıştırmaya yönelik yoğun bir çabadan ibaretti. Bu sadece basit değil aynı zamanda saçma ve yanıltıcıydı. Konunun takipçileri; düşünmeden her şeye inanan ya da aslında basit bir şekilde sunulan düzmece haberlerde söylenen her şeye inanmak isteyen bir izleyici topluluğu olduğunu bilirler. Buna ayrıca sığ bir kültürel oluşum nedeniyle mesajları algılayamama, anlamama ve yorumlayamama gibi derin bir kusur da eşlik ettiğini bilirler.
Bu video da 2 Filistinli aşık ya da şarkıcı, büyük sayılabilecek  bir topluluğun önünde karşılıklı atışıyorlar. Videonun, Batı Şeria’da Cenin şehrinde düzenlenen bir düğün sırasında çekildiği söyleniyor. Ancak bu 2 hastalıklı (bu şekilde nitelediğim için özür dilerim) kişinin arasındaki atışma en çirkin sözleri ve belirli Körfez ülkeleri ve liderleri hakkında bolca hakareti  içeriyordu.
Beni düşündüren bu olay değil çünkü bu tür olaylar yaşanabilir. Asıl düşündüren şey; Filistin devlet başkanlığı tarafından yapılan ve bu olayı “çirkin ve münferit bir olay” olarak niteleyen açıklama dışında diğer Filistin makamları ya da kültürden sorumlu idaredeki birçok akıllı kimsenin, bu saçmalıklar karşısında hiçbir açıklama yapmayıp sessizliklerini korumalarıdır.
Videonun izlenme ve yayılma oranları kendisini kınayan açıklamadan kat kat fazlaydı. Asıl dikkat çekici olan da budur. Oysa sadece kınanması değil bunun gibi aptalca bir davranışın en kötü dönemlerinden birini yaşayan Filistin davası için olası tehlikelerinin de açıklanması gerekiyordu. Çünkü bunun gibi kötü davranışların Filistin davasına hiçbir faydası yoktur.
Aracın hedefin bir parçası olması gerektiği söylenir. Dolayısıyla eğer hedefiniz yüce ise aracınızın da yüce olması gerekir. Bu gösteriyi sunan, dinleyen ya da alkışlayanlar eğer “davaya” hizmet etmek istiyorsa tam aksini yapmış olduklarını bilmelidir. Bu hakaretler ile Körfez ülkelerindeki vatandaşların tamamının ya da en azından çoğunun vatanseverlik duygularını kışkırttıklarını ve davaya verdikleri destek ve dayanışmanın azalmasına yol açtıklarını bilmelidir. Hatta ne yazık ki bu nedenle karşı tarafta da bazıları aşırı hassasiyete kapılarak bu hakaretlere hakaretle karşılık vermişlerdir. Sanki Araplar olarak bölünmüşlüğümüzü arttıracak yeni bir etkene ihtiyacımız varmış gibi!
Bütün ayrıntıları ile bu olgunun (sürekli tekrarlandığı için olgudur), siyasi anlayışta bir kusurdan kaynaklandığını hatta haklı bir davayı savunmada gösterilebilecek en açık cehalet örneği olduğunu söyleyebiliriz. Etkili direniş yöntemleri geliştirmek için bir araya gelmek yerine bazıları sahip oldukları “olumsuz sözel yeteneklerini” hoş olmayan bir biçimde ve bizzat adlarını zikrederek başkalarına hakaret etmek için kullanmaktadır. Böyle yaparak aklı olan herkesi davalarından ve siyasi projelerinden yüz çevirmeye itmektedir.
Bu yaşananları diğer siyasi kültürler ile karşılaştırmak istemiyorum. Ama yakın ve modern tarihe baktığımızda, nefret yayması değil insanları etrafında toplaması gereken siyasi bir davayı savunmak için bunun gibi hoş görülemeyecek ve etik dışı bir yöntemin kullanıldığı bir örnek daha bulamayız. Taraflar arasında keskin bir görüş ayrılığı, tartışma olabilir ama iş küçük düşürücü hakaretlere varmamalıdır.
Bu 2 şarkıcının dilinden dökülen çirkin ifadeler; duygu seline kapılmış heyecanlı ama aynı anda yapılan açıklamanın da nitelediği gibi “çirkinliğinden” bihaber olan seyirciler tarafından coşku ile desteklenmiş olsa da bu eylem, aynı zamanda bir “ahlaki iflasın” kanıtıdır.
Çok şükür ki diğer tarafta bilge kişiler vardı. Bu kişiler, kendilerine en kötü sözlerle hakaret edilmiş olsalar da bu grup ile, davanın kendisi ve genel kitlelerinin çıkarlarını birbirinden ayırabilmiştir. Çünkü bu büyük kitle, başını zehir karıştırılmış siyasi suyun üzerinde tutmak için her gün bir mücadele vermektedir.
Kendisine yer verdiğimiz bu örnek; birçok siyasi davada nefrete yol açan ve kin ateşini yakan yeni sosyal medya araçları aracılığıyla kritik bir dönemde Arap politik ortamını zehirleyen birçok örnekten biridir.
Filistinlilerin yüksek çıkarları varsa o da Arap çevresi ile ilişkilerini dengeli bir şekilde tutması ve nasıl ki Filistin’in ulusal kişiliğine saygu duyulmasını istiyorsa kendisinin de diğer Arap ülkelerinin ulusal kişiliğine saygı duymasıdır.
Politikalarda farklılıklar olabilir ve bu meşrudur. Hatta seçeneklerin elenmesi ve önceliklerin belirlenmesi gerekebilir. Ama eğer kardeşlere hakaret etmekte bu kadar ileri gidiliyorsa binlerce Filistinli kardeşimizi tutuklayan gardiyana, toprağından sonra Filistinli vatandaşların ekmeğini de çalan hırsıza ne kaldı?
Hızlı bir şekilde yayılan sosyal medya araçlarından kardeş toplumlara, dost ve Filistin davasının destekçisi Arap liderliklerine hakaret etmek için yararlanmak tehlikeli bir yöntemdir. Çünkü bu, Filistin davasını destekleyenler birçok kişinin ondan yüz çevirmesine yol açmakta ve büyük kitleler nezdinde Filistin kişiliğini çarpıtmaktadır. Siyasi düzeyde ise bundan en fazla fayda sağlayacak olanlar, Filistinlilerin hem iç hem de dış düşmanlarıdır.
Son olarak; modern Arap politikasının en önemli kusuru, hiç kimsenin hatalarından ders çıkarmamasıdır.